30 Aralık 2013 Pazartesi

gözcü

aralıkınotuzu2013

şöyle bir bak etrafına,
ne görüyorsun yaşlı adamların
birbirini yeme mücadelesinden başka?
ne kadınlar var bu işte,
ne çocuklar,
ne de bozulmamış gençler.
bir grup adam hiç durmaksızın
birbirinin sırtına çıkmak için çabalıyor var güçleriyle.

böyle zamanlarda
bizim dünyamız hepsinden uzak,
hepsinden daha yalnız geliyor.
gün boyu -bazen- gece boyu
eldivenler elimizde,
pislikle oynuyoruz,
ama belki de soru
o eldivenlerle birinin elini
sıkıp sıkmadığımız.

sıkmıyoruz be can,
sıkmıyoruz kimsenin elini
başkalarının pisliğiyle.
bazen tanışmıyoruz yeni biriyle
sırf yer etmemek için
kimsenin kirli zihninde.
bu yüzden küçülüyor dünya,
kaçıyoruz bilmediğimiz memleketlere.

çünkü dünya, her zaman açlığı büyüyenlerin.
sen ve ben, ya tükenmenin eşiğinde
ya da tüketmekten gözü dönmüşlerin elindeyiz.
biraz daha gavur, biraz daha yakın allahımıza,
tek derdimiz, bir günü daha izlemek dünyayı,
her yandan kemrilirken.

bir nevi gözcülük işte bizimki,
hayatta olduğumuzu kanıtlamak için
aldığımız nefesler, o kadar.

kararsız element

aralıkınotuzu2013

tüm bildiklerimde biraz sen,
biraz da ben vardı.
bir inancın hayaleti,
vazgeçemediğim bir tanrı
ve ikinizi de yitireceğim korkusu hakimdi.
rüyalarımdı hükmettiğin
ve bir gün bile geçmezdi ki,
yenilenmesin isyanının ateşi.

bir duman yükseliyordu bizden
ama yangının sıcaklığı eksikti.
her şey yansın, benimle yan istiyordum;
birbirimize karışırken yok olalım,
yarım kalsın kavuşmamız.
ölüm döşeğinde yeniden doğup
bir kelebek kadar yaşamaktı
bize yakışan son.

zıvanadan çıkacaktım
ve dünya bir kez daha
sadece benim olacaktı.
krallar ve kraliçeler
kutsanmaya getirecek bebeklerini;
bu günün geleceğini bilen kediler tilkilere gülecekti.

tüm bildiklerimden ufak ufak ayrılırken sen,
doldurdum boşlukları kendimle.
bir kangurunun kesesini yadırgaması gibi
yadırgadım yarattığın büyük boş salonları
ve onları doldurduğum ıvır zıvırı.
başka bir cennet mümkün,
sadece zaman çok kötü.

keşke geçen zaman kadar kararlı olsa gelecek de
ve merhametine yerleşsem yeniden.

25 Aralık 2013 Çarşamba

iyi sıhhatte olana methiye

aralıkınyirmidördü2013

dizlerinin üstünde dururken taşıyordu dünyayı,
mevsimi döndürmek için yeniden.
kan ter içinde bir garip emekleme,
nereye gittiğini bilmeden takip ediyordu yolu.
yol dediğine bakma, 
ışık yok, varılacak yer yok, 
bir garip patika, sonu ansızın gelen.
geride hep eksik kalanlar, tamamlanamayanlar.

gayesi tamamlamak değildi başkalarının hayallerini,
kapris ya da oyunlarını;
nerede ne varsa, sahibi olduğunu iddia edenlerindi her şey zaten,
o sadece canından bir parça can istiyordu.

şimdi o yanımda olsa, tüm bu çile,
çözümsüz gözüken sorunlar,
doğrulamayan ben, 
çözülürdü ona adanmışlıkla.
lakin bu çektiğim çile,
ciğerlerimi dolduran hava 
ağır geliyor yokluğunda;
yoksa kim ki karşımda dursun,
çelme taksın düz yolda bana diyordu.

seni kendinden korudu önce,
sonra kendini kötülükten;
ama doymak bilmezin eli üstümüzde,
nereye kaçaydı da 
kuraydı evrenini?

kimsenin elindeki büyüde değildi,
ama büyüsünün peşindeydi.
tam bilmeden sözlerini,
bir şarkı gibi mırıldanırdı kendi kitabından cümleleri.
neticede,
bir adam varmış, 
bir şehir varmış,
bir de şehir değiştikçe kaybettiği barış.

daha ne kadar güçlü olabilirim ki,
kaç defa daha ikna olabilirim;
boynumdaki muska, elimdeki nazar boncuğu,
içimde hasta yatağına mahkum 
bu sevgiyi 
daha ne kadar canlı tutabilirim ki, diyordu.

söylenme dedikçe saklandı kendine,
kefeni, bedeni,
yürüdü bilmediği yolları.
içinde yaşayan var mı bilmeksizin,
kaybetmektense kazanmamak için
tüm oyunlarına yüz verdi 
üç beş itin.

nerde şimdi, mutlu mu bilmem,
ama sözlerini işitirim geceleri,
bir daldan ayrılan yaprağın 
toprağa değmeden hemen önce bulduğu gibi bulur yaradanını.
ona süzülür mırıldanarak,
sınama bu kulunu nobranlığıyla yarattıklarının
sindim merhametine,
al da kurtar canımı. 

iyi sıhhatte olsunlar.

22 Aralık 2013 Pazar

barış

aralıkınyirmiikisi2013

geç kalmış adaletin adalet olmadığını söylüyorlar.
haklılar da.
fakat önce kuralları koyan da
hayali şüphelilere cürüm atan da biziz.

bir anda, yüreğin savcıları bağırıyor
yüksek tavanlar altında,
hüküm isteriz diye
ve sanık, bir bakmışsın, gıyaben hüküm giymiş,
kalbin karanlığına yöneltilmiş bir ayıp ile
kınanıyor.

bazen, adalet geç kalmalı.
geç kalmalı ki,
sonra hükümlünün gözleri yeniden karşında durduğunda
oynamasın yer yerinden
hayaletinin uyuduğu kodeslerde;
bir af uydurma zahmetinde bulunmasın
dünün ateşli iddia makamları
ve geçmişin sevgisine
yenik düşerek
kendiliğinden yenilenmesin
kırılan kalemler.

zaman, eğitiyor kalbin katı yollarını
ve emin olduğumuz cennetin yazgısı
kırılıyor bin bir parçaya.
her biri birbirinden parlak yollar,
geçmişi tüketip geleceğe yöneliyorlar.

yüreğimdeki bütün cevval savcılar,
yarın indirecek gardlarını
ve affedecek tüm kınanmışları,
çünkü onları kabul edeceğim bir cennetim de
gözü kapalı gönderebileceğim bir cehennemim de yok.

affedin, tüm cürümleri affedin,
kimimiz, kimsemiz yok birbirimizden başka
bu büyük ve yalnız dünyada.

geç gelen bilgelik

aralıkınyirmiikisi2013

şimdi soru, geçmişi ne kadar diriltebileceğin belki de,
ya da hangi kutularda, el değmemiş sakladığın, anıları.
kimin bu kutsallığa sarıldığı ve hangi bayramı kutladığı
kendi içinde sessizce belirsiz.

yalnızlığın bencilliği, ya da bencilliğin yalnızlığı
şimdi tadını bildiğin.
bir ulağın hızla yol alışı gibi
kaşla göz arasında yetişiyor sesin
ve ben cümlelerin bitmeden biliyorum
ne söylediğini, ne anlatmak istediğini.
ama yüreğim yetmiyor
geçmişi yeniden yaşatmaya;
geçmiş, kafiyesiz ve yarım kalmış bir şiir,
varlığı aşağılanmış.

şimdi soru, geçmişten ne kadar kopacağın belki de,
bugün için, şimdi için, bir kapıdan geçip,
sonsuza dek geçmişi kilitlemek
ve yüzünü çevirdiğin anda, dünün hayaletleriyle yaşamak.

sana hiç ihtiyacım yoktu, ama görmek istedim seni.
en mutlu anımda, sözlerin kulaklarımda,
vicdanımda bir demir çapa, durdurdu beni.
belki hiç önemi yoktu ama, 
bir adım ötede olduğunu bilsem
uzanırdım elini tutmaya.

bazen bir parça kağıt ve üzerindeki not,
yeterdi hayata döndürmeye insanı;
ben çok kez döndüm, yatağımda bir ölüden
hiçbir şey olmamış gibi yürüyen bir adama
ve boşluğuna methiyelerimle
unuttum paylaşmanın altın çağını.

şimdi soru, yürüyüp yürümeyeceğin, 
cehennem bile olsa onun diyarı.

15 Aralık 2013 Pazar

bir şey olmuş gibi

aralıkınonbeşi2013

hiçbir şey olmamış gibi uyandım bir sabah.
sanki o gün, yalnızca ertesi gün seni göreceğim
herhangi başka bir günmüş gibi.
ama o gün de göremedim seni
şimdi hatırlamadığım bir sebeple.

ertesi gün, hiçbir şey olmamış gibi uyandım,
bir kez daha.
sana söyleyeceklerim vardı,
onun yerine açıklamalar yaptım insanlara;
mutsuz bir dünyada, mutlu olmaya çalışan
bir çocuk hakkında.
sayısı artıyordu anlatacaklarımın,
fakat göremiyordum seni, arayamıyordum, yazamıyordum.

galiba bununla ilgili bir şey söylemiştin.

bitmek bilmez rüyalar geldi.
yorgun uyanır oldum sabahları,
bedenim, uykularda olduğu karakterlerle
onlarca kez şekil değiştirirken,
tek gözüm açık seni arıyordum yanımda.
sen yoktun, başkası da yoktu,
yanımda bir boşlukla uyuyakalıyordum.
unutmuşum yalnızlığın tadını.
sevmediğimden değil, sadece unutmuşum.

hiçbir şey olmamış gibi yapmaktan yorulana dek
toplamayacağım bıraktığın dağınıklığı.
ama yastık bile dillenip soracak gibi geliyor,
nerede bu kız? iyi mi?

ismi silik, yüzü silik, kararsızlıklarının arasından
bir karar tutmuş elinde
kendi yolunu aydınlatıyor olmalı.

bir şey olmadığından değil de,
kötü bir şey olduğundan bu huzur;
tsunaminin silip süpürmesi gibi ne var ne yok.
deniz, aynı deniz, ama sadece bir karmaşa bırakmış
çekilirken evine.
bir şey eksik, üzerinde yürüdüğümüz toprakta,
uzandığım yatakta,
kafamı koyduğum yastıkta
ve sen adını dahi geride bırakmadan gittiğin için,
uzak, isimsiz bir memleket gibi bu boşluk.

her şey ayaklanmış, şarkılar konuşuyor,
çember tamamlanmış, daralarak nokta halini almış,
yeni bir cümleyi çağırıyor.
bir şey olduğu belli.

12 Aralık 2013 Perşembe

inziva

aralıkınonikisi2013

kar gelince, çekilirdik evlerimize,
dışarıdakilere üzülür,
ellerimizdeki çatlakları gösterirdik birbirimize.
kışla öğrenirdik kendimize dönmeyi
neyin eksik neyin fazla olduğunu.
ve işte bu yüzden gerekliydi bu soğuk,
doğanın soğuk avuçlarında yaşadığımızı
yeniden öğrenmek için.
yehuda ya da ali'nin katilleri ile alışmaktansa insanın soğuğuna,
icapsız, kabülsüz katıldığımız bu sonsuz karmaşayla öğrenmek
elimizdeki her şeyin değerini, değerliydi.

bir şarkı söyleyip ruhunu çağırmak isterdim bazı geceler,
soğukta uzanmış yatarken;
neredesin, ne yapıyorsun bilmemeyi.
kapının dışında bırakabilmek değildi kış, kar;
bilakis, göğsünün tam ortasında
oldukları gibi kabul etmekti,
zihnin arşivine kaldırabilecek kadar
kabul etmekti var olan tüm sevgileri, kırgınlıkları, hısımlıkları.

gelip geçiciyiz, mevsimler gibi;
invizam gelip geçici.
kış geçecek önce;
kar, yağmura dönüşecek,
sonra en sevdiğim bahar gelince
çıkacağım inzivamdan.
güzel kutular bulacağım anını yerleştirecek,
ona kimsenin dokunamayacağı bir yer belirleyecek,
dualarla yavaşça erimesi için emanet edeceğim doğama.

o zamana kadar, göğsümde uyuyacaksın,
o zamana kadar, yalnızlığım biraz kalabalık olacak,
inzivam biraz eksik.

8 Aralık 2013 Pazar

mut düşüyor. mut düştü.

aralıkınsekizi2013

öz gibi, mut;
iç gibi, bağımsız,
şekilleniyor ruhu mutun.
bir el değiyor,
eksiliyor olduğu,
ayrılıyor denizler,
mutun ruhu bölünüyor ikiye;
iki parça mutsuz,
eksik şimdi.
bir elin tuttuğu bıçak
diğerini ayırıyor bedeninden.
yıllar, zamanlar dökülecek gibi geliyor,
mutun kendi kendine
yeni bir diyar kurması.

hiç başlamayacak gibiyken,
önce hiç bitmeyecek gibi kandırıyor seni;
sonra bir bakmışsın,
bir tek sen ikna olmuşsun mutun kalbinde yaşadığına;
ta ki, mut kopup gidene kadar.


nefessiz, bir can, çekiyor içine;
cansız, bir nefes çekiyor mut.

ve kapanıyor perdeler,
yarım kalanlardan ibaret.

7 Aralık 2013 Cumartesi

uykuda cevap

aralıkınyedisi2013

gece cevap veremeyecek durumda,
uykuya dalacak,
ama duruyor;
karanlığını sarmadan
güneşin yüzüne.

sen, geçmişten, bu zamana,
hiç yaşlanmadan gözlerin,
bağırıyorsun;
"ben geceye doğmadım çocuk!" diye.

itiraz edemem,
itiraz edemem.
hayaletine sarıldım ben.

6 Aralık 2013 Cuma

panaromik

aralıkınaltısı2013

nerde kaldı bu gecenin ilacı?
bir memleket gibi borca batık
tüm sözlerim.
ses yok, soluk yok;
evde kalmış tüm aileler,
kar altında bir mahalle
elektrik kesik.
el ele tutuşmanın
ilaç olduğu bir zamandan bahsediyor yaşlılar,
oysa yaşlılar yok,
kaplumbağa yarıştırıyorlar
zihnin geçmişinde.

sevmekten arındırdığında kendini,
bilmek kalıyor sadece;
kapana kısılmış bir kapan,
duvarları yazılarla dolu bir mağara,
yazı üstüne yazı,
ayırt edemez olmuş bilmek.

sadece nefes almaktı bazen  ilaç,
ciğerleri arındırmak yüklediğin zehirden.
ölüme paralel yürüyebilmek,
gezerken düşmeden düşünmek
elini tutmayı, öpüp koklamayı.
gidecek yerim yok seni bilmekten başka,
sevmekten değil bu çaresizlik,
iktidarını kuramamaktan yalnızlığa
biri yanıbaşındayken
ya da binlerce kilometre ötede.

istemeden sevdi geceyi,
getirdiği soğuğu, çaresizliği.
en uzak memleketlerden geldi
pembeye çalan orkide.
bazen gece, keyifli korkularla dolar,
dönerim evime.

huzurun şekillendirdiği her yer benim,
içinde yeşermesen de
içinde olmasan da sen, sevgi.

20 Kasım 2013 Çarşamba

abarmalardan abarlamara

yirmikasım2013

olduramadım, ne kadar ittiysem de taşları.
bir kalenin duvarlarından ev yapacakken
virane rüzgarın sabrı aktı ellerimden
kum taneleri kadar çok devrildi
duvarların eşiğine de,
yetişemedim surların üzerine.
bir şarkı çalındı kulağıma
rüzgar sesi, düşen taşların yere eziyeti,
bizi hatırlattı, ne güzeldi geçmiş baharlar, yazlar.
evdim, çöl oldum, vahası eksik
estikçe gürleyen, gürledikçe gömülen,
varlığı vicdanına bağlı.

abartma dersin geçer her şey. 

nils holgersson'un kazlarla olmayan hikayesi

kasımınyirmisi2013

karnımda ağrılar, sırtımda bir yük.
kim için belirsiz, yürüyorum;
taşlaşmış kırgınlıklar ayaklar altında
benden oluşmuş platolarda
uykuya dalmadan mezarını kazan kargalar
ve üstlerini örtecek akbabaları izliyorum.
söz yetmiyor, nefes, yetişmiyor
bitmek bilmez sıcağına.

bir dala sarılıyorum
ayakta kalabilmek için;
bu yolculuğa neden yalnız çıktım
diye ağlanırken,
gözüm kararıyor
dayandığım dallar hareketlenip
sarıyor.

rüya benim rüyam diye haykırıyorum,
ansızın kurtuluyorum karanlıktan;
bu kez bir mezarlıkta, endişe içinde
buluyorum kendimi.
kuşlar örtüyor birbirinin üstünü,
öperek uğurluyorlar sevdiklerini.

bir kenara çöküyorum, yorgun,
uykuya dalarken müzik uyandırıyor;
yanımdasın sanıyorum
ama yoksun.
sonra geliyor aklıma yazdıkların
ve kelimelerin arasına sıkıştırdığın zehir.
az konuşurken çok söylüyorsun,
bana yetiyor bazen bir söz.

dikilince ayağa fark ediyorum,
ağrı karnımda,
yük sırtımda,
kağıtlara işlenmiş kelimeler gömüyor ayaklarımı;
sen kaçıp kendini kurtarırken.

17 Kasım 2013 Pazar

mecazi delikanlı yükler ve ormanlar

kasımınonyedisi2013

yükler kaldırılıyor,
yollar açılıyor her gün.
altında eziliyor göğün dünya,
ormanlar paralanıyor
köklerini bırakıp.

bir tükenmenin hikayesi,
bir tüketmenin hikayesi insan olmak.

belki önceden anlamlıydı anlattıkları,
çocuklara yemek götürmek için sıraya dizilen kadınlar
ve bir fabrikada çalışan terli adamlar.
bugün, uzaklarda ölen çocuklar hakkında
vicdanlarını kapamış hepsi,
geride ne bıraktığımız
geride kalmadıkça
sıkmıyor canımızı.

geçmişten kalanlar
sönmeyen bir sigaranın rahatsızlığı gibi,
-tüketmek demişken, tam yerinde-
hep bekliyor bizi
çeşit çeşit yollar
ellerimize bulaşmış yükümlülükler.

hak, hukuk diye bağırıyorlar,
biliyorum hepsini, biliyorum ne anlama geliyor;
adalet diye bağıracakken
hak, haklar diye bastırıyoruz
bir alışkanlıkla.

özünde insan, eksik, kusurlu,
ama ne kadar güzel göğe ulaşan kulelerimiz,
dinlerken sağırlaşan kulaklarımız
ve bu artık görmek bilmez gözlerimiz.
vicdan, hepimizin terli sırtlarının yükü.

yükler yıkılıyor,
yollar kapanıyor;
taşıyamıyoruz yaşımızın gökleri parçalayan kulelerini,
o kulelere insan taşıyan yollarını açacak orman kalmadı.

esasen mecazi bir insanlık bizimki,
iki yakası bir araya gelememiş bir şehrin
surlarından yapılan delikanlılık;
oysa çağı geçti kılıç kalkanın,
hangi delikanlılık bizimki
betonarme duvarlarla çevrili özgürlüklerimizin ardından,
hiç bilmiyorum ben bu saatte.

13 Kasım 2013 Çarşamba

önemi olmayabilmeli

kasımınonikisi2013

önemi yok derdi,
gecenin, gündüzün
ya da doğru ve yanlışın;
sen burdasın ya,
artık fark etmez nereye vardığımız.

kapanmıyor iki yakam
ne kadar yollar açsam da
yetmiyor, geçemiyorum boğazları.
her yol boğazımda bir yumru,
seni bekliyorum.

ama önemi yok sen gelince,
geçiyor gündüzün yorgunluğu
sen yerleşince göğe
dördüncü yıldız gibi.
çünkü sen yokken
boş bir sokaktaki devrim gibiyim;
değişimden başka talebim yok,
zehirle beni de
al buradan
sessiz, yeni gürültü olsun.
önemi olmasın yolcuların
ve onu sırtlarında taşıyan melodilerin.

biz bize yeteriz, dayanabildiğin kadar.

5 Kasım 2013 Salı

taşla taşı yontmak

kasımınbeşi2013

duruyordum olduğum yerde,
kimsenin görmediği bir kum tanesi
ya da yolları kapayan devasa bir taş gibi.
sonra, içim gıdıklandı,
ben değiştirmeye karar verdim kendimi, kendimle.
yalnız ben, diğer her şeyden ari.
ne rüzgar ne su ihtiyacım
biraz ben, biraz dünya;
bu kum tanesi yontacak kendini
bir piramide doğru değil belki
ama bir tapınağa doğru, adını bilmediğim.

taşla yontulmaz taş,
taşla evrilir taş.

27 Ekim 2013 Pazar

tercih

ekiminyirmialtısı2013

Şekletmek, şekil vermek,
neye vereceğiz,
sevgiye mi aramızdaki,
sen uzaklarda bambaşka yerlere evrilirlen?
anladığımız anlamda granitler mi şekil verdiklerimiz,
yoksa yol olmuş başka taşlar mı?

kayıp kırgınlıklar, kayboluyor,
düşünsene kaç yıl,
kaç çizik attık taştan duvarlara;
sınır çizmek için,
yaşadıklarımızı izleyeceğiz tiyatrolarda;
sana güleceğiz,
hoyratlığına
ve buna gülen suratıma.

bir an aklıma geldi,
senin umurunda değildi,
senin oynadığın oyunlar dışında
onun hissettikleri, bunun hissettikleri.

unutmak, senle ilgili şeyleri
ve devam etmek yaşamaklara, çirkin.
ama sen,
alıştığın duvarların ardına saklanarak
itiyorsun beni;
önünde diz çöken adamı.

hayat, anlayamadığımız,
anlatamayacağımız kadar kırgınlıklarla dolu;
eksin misin, eksilecek misin,
bilmiyorum;
ama senin tercihin, tercih hep senin.

22 Ekim 2013 Salı

öğreti

ekiminyirmiikisi2013

sessizliğin öğrettikleri
bir adamın sözlerinden dökülürken,
öğrendiklerinin sessizlikten gelmediğini duydum.
bir yanda sessizliği tuttuğu eli,
öte yanda bir ormanın yalnızlığı
korku muydu onu kendinden uzaklaştıran?

sonra karanlığın öğrettikleri 
döküldü bir bir önüme;
nereye çıktığı belirsiz bir yol,
karanlığın sessizce konuştuğu bir dil yoksa;
nerede, nasıl öğrenebilir ki insan karanlıktan?

düşünme artık, düşündükçe saplanacaksın
bu dünyanın ciğerine.
senin yerin gökte, 
sana doğru bakan senin gözlerinde.
yüksel artık kendinden öteye.

bir adım atmak için 
sessizliği gör, karanlığı dinle.
konuşma onlarla;
sen çırpındıkça konuşmaya
hantallaşıyor kanatların,
bedenine saplanıyorsun.

gökten gelecek tanrıları bekleme,
onların yanına çık.
rekabet etmeksizin, barış içinde,
geldiğini bilecekler, korkma;
onlar biliyor ya, 
evlerinin bir taşısın sen.


24 Eylül 2013 Salı

sen git bence

eylülünyirmidördü2013

bulandık, birlikte,
nereye düştüğünü bilmeksizin.
bir tebessümdü
birbirimizi kurtaracak,
bir an önemsememek
gerçekte olanı, olabileceği.

biraz sükunet,
ölümlülüğü unutmaktı.
çünkü sevgi ölümsüzdü.

bulandık, birlikte,
yalnızlığa,
ne kadar sürecek bilmeksizin.
ve şimdi, dakikalar günlere uzarken,
hiçbir zafer ya da şerefli mağlubiyet
sarılmaktan güzel değil.

'yalnız kalmak istersen anlarım.'
'sen git bence.'

oysa sensiz kalacağıma,
dilim kopaydı bazen her şey.

18 Eylül 2013 Çarşamba

sükun

eylülünondokuzu2013

dokunulmaz iddeallerin kölesiydi.
yıllara meydan okuyor
eksiklerinde yaşıyordu.
mutsuzsuzluğun kökü yoktu onun için,
mutluluğun da;
hiçbir yere bağlanmıyordu ayakları.

daha iyinin kölesi,
bir adım geride kalmanın karabasanı,
koşmaktan başka bir şey bilmiyordu.
zamanı geldiğinde,
saplanmaktan korkuyordu
o an durduğu yere.

bir de, elinde tuttuğuna inanamayan vardı.
elindeki kum tanesi bile olsa
salt elinde olduğu için
ona bağlanan başka bir köle.
karşılıklı atardı kalpleri,
birbirlerini düşündükçe hızlanırdı.

neden, neden böyle hissetmeliyiz,
bu adını söyleyemediğimiz şeyleri yaşarken,
böylesine uzak, böylesine soğuk şehirlerde
ciğerlerimizi yakan soğuklar içinde
nasıl, nasıl sulh içinde uyuyabiliriz?

'pencereleri kaldırdım, kaldırdım güneşi,
sükunet nefes alıyorum,
yiyor, içiyorum.
sükunet sulh demek değil,
ama bana yeter'.

9 Eylül 2013 Pazartesi

perdeler

eylülündokuzu2013

bazen, incecik bir perde
olup biteni saklar.
ben, sana, işte o perdeleri kaldırarak geldim.
çünkü zaman ağır ağır öğretiyor ki,
yıkılmaz bir kaleye dönüşse de
o perdelerin ardında yaşamak korkusuzca;
her şeyi yıkıp baştan kurmanın
heyecan dolu korkusunu duyana kadar
hep dimdik, hep eksik kalıyor.

korkacaksın, adamsan,
korka korka seveceksin;
sevilmemekten başka da korkun olmayacak.

bu yüzden, sevgilim,
elimde ne var ne yok,
sen gelmeden yaktım.
senin doğduğun bozkırdan bile çıplak,
sana geldim.
başka nasıl severdim,
başka sevebilmiş miyim, bilmem.

perdeler çekile etrafımıza.

4 Eylül 2013 Çarşamba

modern hayalet

eylülündördü2013

damarlarında bir delinin anıları;
bu şekle şemale sokulmuş,
oyuncularının kendi adlarıyla oynadığı oyunlara yaban,
rüsva bir oyunun parçası olmadan
içinden geçmeye çalışıyor.

çalışmak neresinde bunun?

bir büyümek ki bu, istemediği,
erişemeyeceği, erişmek istemeyeceği.
neden onca insan perişan bu uğurda, belirsiz.
herkes parlak, herkes kahraman, herkes önder.

bir dünya ki,
damarlarında yalnızlık akıyor.
deli acımıyor, hayıflanmıyor
oysa oyun acıtarak derinleşiyor,
hayıflanarak kazanıyor.

olsun, kapıyı açarken ağırlığında yorulmaktır zaten hayat.
ha güzel bir maske takarak gezmiş
ha çırılçıplak bu hayalet.
onlar tavşanlarla oynarken
kaçacak deliği yok sanırlar
koca kulaklarını sığdıracak;
oysa tavşanlar önce yaralarını saracak
bir yuva inşaa ederler,
sonra oyun oynarlar.


20 Ağustos 2013 Salı

mahpus

ağustosunyirmisi2013

hiç ölmemekti aradığımız da,
yetmezdi insan ellerimiz, kalplerimiz bize.
bir hayattan diğerine geçecekken birimiz,
okun yaydan koparken çıkardığı uğultu senin,
yayın tok sesli feryadı benimkiydi.
gece hiç bitmesin istemekti sevmek,
uykuların fedasıydı da aynı zamanda;
ama muhakkak yenik düşülürdü her gece,
nefeslerin sesleri birbirine karışırken.
hiç yaşamamaktı aradığım bazen,
bir zamanda kapana kısılmak.
bitmek bilmez ömürler boyu
aklımdan dilime geçerken kaybolan  methiyelerin
çocuksu utangaçlığıyla
bize mahkum olmak.

16 Ağustos 2013 Cuma

bir tür macera

ağustosunonbeşi2013

bakan başka görüyordu da,
kalbimde taşıyacak yük yoktu
kendimden başka.
adanmış bir nezaket,
yarım yamalak bir uyku,
cennetlik bir yanı kalmamıştı dünyanın.
önemli olan bir gece yolcusu olmaktı belki de, 
ışık yokken de yol alabilmek,
gece uykusundan hemen önce 
biraz olsun sıradan bir günün yalnızlığını gidermek 
sevdigin denizlerde, 
asla sahip olamayacağın kalplere 
biraz olsun yakınlaşma hayalleriyle.
o, ardina saklandigi
ince ince elediği ve kurduğu,
artik var oluş sebeplerini bile hatırlamadığı duvarlarıyla, 
bekliyor, benim gibi göçmenlerin akınlarını.
bir bedene bürünecek olaydı konstantinye, böyle olurdu.
olduğu yere kadar götür beni.
kaldığı yerde sök kalbimi,
kurban et, imkansızlığını da
al göğsümden eksik olmanın korkusunu.
bırak bende kalan eksik,
benim olan, onun olsun.

fark etmeyecek nihayetinde.
duvarlar kuranlar ile duvarları aşanlar
hep birbirlerine aşık olurlar.

15 Ağustos 2013 Perşembe

tutunmanın sözleri

ağustosunondördü2013

senin için, sığ sularda zarafet,
derinlerde dalgalarla çarpışmaktan
daha değerliydi.
kalbinde açılmayan kapılar,
açılmayacak yerler vardı;
bazen ne anlatmak istediğimi
dinlemeyen,
durduğum yeri bile görmeyen,
durduğu yeri bile göstermeyen.

ben sana elimde bir şişe
benle geldim,
şeklim şemalim yoktu,
ama özlemiştim seni,
bilmeksizin ardına saklandığın duvarın.

sonra nasıl seveceğim bilmeden
bir rüyaya boyalı
sarıldım sana.
göğsünden aktım aşağı
karman çorman
ve kıskandım, benden gayri
seni görenleri, görmüşleri,
taptığın allahı.

uykularımda karıştın ciğerlerime
ve hayata sarılır gibi sarıldım ellerine;
ufacıktın da sığar mıydım kalbine
bilmeksizin sarıldım,
yeni doğmuşun heyecanıyla
nereye doğduğumu bilmeksizin,
sadece severek;
zarafet bilmeksizin,
had bilmeksizin.


13 Ağustos 2013 Salı

selamül kardeş

ağustosunbeşi2013

ey dost, kardeş, can,
ey yanıbaşında parlayan fener;
ışığın başkalarının yakınında parlayacak diye
bu üzüntüm.
yoksa bilirim ne bitecek aydınlığın
ne mesafeler uzaklaştıracak bizi.
ama uzun mesafeler koşarken,
bazen, hem en önde koşan
hem de onu takip edenler
biraz yalnız kalır.
er ya da geç sona erecek, maraton,
yine kutlayacağız, hep kutlayacağız, birlikte.

şimdi git can,
bırak, yürek ağlasın önce,
sarılsın kalanlar birbirine.
sonra yine beraberiz, hep beraberiz,
ışık hep ışık,
biz hep aynı biz.
özleyerek pişsin bu dostluk.

ey canların babası,
koru yuvadan uçanı.
açık et yolunu,
ayrılsın ama kopmasın evinden
su gibi kıvrılsın yaban ellerde,
memleketler dar gelsin de
kalbinde bir tutam yerimiz
hep baki kalsın.

su gibi git, su gibi gel, su gibi gelelim bir araya.



yeni olmak

ağustosunonüçü2013

dinledim zaman boyu dünyanın müziğini,
ağaçlar eğildi, kuşlar binlerce ses verdi.
ben onlara gülümsedim;
ayaklarım ufak kaldı dünyanın büyüklüğünde,
zamanlar eskittim de göremedim
köşesini bucağını aradığım diyarların;
taklit edemedim seslerini.

bak, sen görmüyorsun belki,
belki duymuyorsun seslerini ama
kafamda, kaderinde gezinen binlerce minik ruh,
seni arıyordu, seni izliyordu.
adın yoktu, cismin yoktu,
öyle kocaman gözlerin hiç yoktu
ama sen vardın,
bir parça hayal,
iki parça can.

şimdi kulaklarımda tek ses olmuş kelimeler,
kök salıyor betonarme bir dünyanın zeminine;
böyle güzel her şey,
buradan doğacak hayat yeniden,
seninle, sende.

bir hayal kur benimle,
bir tutam sen gel, bir tutam ben geleyim
ve dönsün dünya,
etrafımızda.
çok aramadan, çok olmuyor,
çok olmayacaksak, hiç olmayalım.

1 Ağustos 2013 Perşembe

dünyalı sorunsal

temmuzunotuzbiri2013

dünya, onu bildiğim,
çıplak ayakla yürürken tanıdığım yer değil artık.
onu güzel yapan insanlar ölürken,
çirkinleştirenlerin yüzleri
her zamankinden daha ortada,
daha fazla gözlerimin içine bakıyor.
ve bu hakaretin ortasında
bir sahranın hayalini, hayaletini
ayakta tutmaya çalışıyor
bir avuç insan.
bir çığlık atıyor, bir hayatı alıyor insan
umursamaksızın.
oysa öyle bir gelecekti ki güneş,
her gün yeniden aşık olacaktık yaşamaya
ona baktıkça.
öyle bir gülümseyecekti ki sevgili,
yüzüne çarpan rüzgar,
ayaklarını kesen çakıl taşları
masalın en güzel kısmında
kaybolup gidecekti.

şimdi herkesin ayakkabı var,
herkesin çatısı koruyor onları rüzgardan;
acı çekerken bile aşık olmak
uzak bir hayal,
çünkü çıkarlar, çıkarlara aşığız biz,
düşmeyenlerle yaşıyoruz aşklarımızı.

kim değer artık, düşerken düşmeye,
düşecekken kendini altına sermeye?

barış, gel, bakma uzaktan,
dünya inandığın kadar senin.
ikimiz sığabiliriz bu hikayeye.

9 Temmuz 2013 Salı

temmuzunsekizi2013

heyhat simetri, yoksun sen!
bir izdüşümüymüş özgür olmak,
cennetin güneyinden bir kare,
yedi kat neşen de var mı
dinlediğimiz hikayelerinde?

oysa hiçkimsenin göğsünün sağında
bir yürek daha yok.
her şeyi tamamlayacak
bir diğeri var da,
bedenin bir diğer kalbi yok,
karmaşasını bitirip
doruklara yerleşecek.

bu yüzden; heyhat aşk,
tüm arananlar, arayanlar,
bu yolda kaybolanlar ve
bir tutam sevgiye yürek paralayanlar;
her söz yarım, eksik size!

kalbin izdüşümü mü olurmuş zaten.

2 Temmuz 2013 Salı

iç hastalıkları

temmuzunikisi2013

eleminden doğuyor denizler
ve sahte gemiler inşa ediyorsun
senden beslenen.
boğazında eski bir idamın ipi,
ölümsüz, yaraları nihanın bir parçası
çıplak elleri ile dünyayı tutuyor.
böyle unutuyor ancak boğazındaki acıyı.

herkesin benzer soruları var,
eksik ya da fazla cevapları,
bir yol açmak için uğraşıyor
tüm canlılar,
başkalarının geçmişinde.
sırtlanmış zamanı,
kapalı kapılardan geçmeye çalışıyoruz
başkalarının güvenli limanlarına.
tek umut, orada bir sığınak bulabilmek.

kuraklıkla çözülmüş bir hastalık seninki,
af dileyecek duvar yok, ağlanacak gözyaşı;
son ölüm, boğularak gelmişti
'tanrım, bu köstekleri al içimizden' diye bağırarak.

devam edebilmekten de yorulur insan,
o zaman işte, tam o zaman
yalancı gemilerin yetişir imdadıma,
inanırım bir an suyun su, ahşabın ahşap olduğuna,
bırakırım kendimi ölümcül oyununa.

düşmek bilmeyen bir adam düşene kadar
sürükleneceğiz biz senle,
neyin var neyin yok benim,
neyim var neyim yok hep senin;
kavuşabildiğimiz kadar kavuşup,
nefes alabildiğince yaşayacağız. 

biçareye çare kala

temmuzunikisi2013

yalnız da olabilirdi belki
hiç tanımasam seni.
hep barış içinde de olabilirdi
eğer tutkular, sevmekten ibaret,
şekillendirmeseydi bizi.

habersiz, küçüldü dünya
ve insanlar unuttular 
birbirlerine olan düşkünlüklerini.
aklımda, sevmenin anıları,
çerçevelerinde sabırsız resimler,
seni arıyorum bu kalabalıkta.
ışıkları çekilirken şehrin
kör gözlerim düşüyor,
güneşin ışığından başka ışıkta
parlamıyor gözlerin.

evimde, saksıda çiçekler,
görülecek cenazeler için yetişiyor.
her biri henüz doğmamış bizler için,
ölmeye doğan evlerin son süsleri.

dünya öyle küçüktü de
bulmak zordu yine de seni;
meşguldün belki de başka şeylerle,
gidemediğim yerlere gitmekle 
ya da geçmişi aramakla mesela.

anlaşamadığımız bir şeyler vardı da
umrumda değildi onlar sen gülümsediğinde.
omuzlarımda dünyalar olsa, fark etmezdi
sen gülümserken.

sonra bir an, vazgeçtin gülümsemekten,
soğuk bir rüzgar sürükledi seni sözlerimden.
uzaklar sessiz kaldı, gömüldüm kendime,
susamadım da, çıkmadı sesim.

sen varken çektiğim bu yalnızlık,
yokluğundan beter bir müsibet.
gel, tamamla yeniden,
yalnızlıkla olmuyor artık.

sen'in

temmuzunbiri2013

yasla bana başını, korkusuzca.
hiçbir şey ulaşamaz sana
ben sardığımda dünyaları.
hayaletimin ulaştığı her yer senin,
ormanlar ve nehirler, senin için.

biliyorum, sevgi kırılgan,
ve sonsuz sevmek , zor;
ama kollarımdaki 
bir bebeklik dünya senin.
gel, korkusuzca,
burada düşmek yok sana.

ve belki, gel tüm şeytanlarınla,
korkmuyorum senden gelenlerden;
korkularını al da gel,
tek tek göster yaralarını bana,
belki doktor bile olabilirim bir gün.
yeter ki gel, yerleş, sahip ol
kendiliğinden yeşermiş bu dünyaya.

her şey senin için,
senin için her şey,
her şey için, sen.

28 Haziran 2013 Cuma

nasıl dersen de olmayacak şeyler

haziranınyirmisekizi2013

özgürlük bizim için bir hayaletken
kimilerine bir heykel olabiliyor,
sıkıştırılmış, buruş buruş edilmiş
sonra sertleşerek şekillenmiş.

ama, bırak anlatmasınlar
kimin şapkasından çıkacağını adaletin,
ona kalbini kanatmayanlar için, adalet,
birkaç parça büyük binanın içinde,
lime lime özgürlük, hizmetimizde!

ne yapalım hepimiz için olmayanı
her birimiz ayrı ayrı sıkıştırılırken
zamansız duvarlarla.
yalın oysa ki her şey:
adalet de, özgürlük gibi
elde tutulmaz, cüzdanda saklanmaz;
tecelligahı ecel beklemez, bekleyemez.

27 Haziran 2013 Perşembe

soral

haziranınyirmiyedisi2013

bir soğuk rüzgar yerleşmiş üstümüze,
ayırıyor ağaçları topraktan;
ayaklarımızı kaplayan yapraklar namına
sormuyor, yalanların ardına saklanmış,
ne yapıyoruz biz birbirimize?

24 Haziran 2013 Pazartesi

söyler gibi yapmak, yapar gibi söylemek

haziranınyirmidördü2013

bir gece bitiyor, dönüyorum uykumdan,
aklımda sen, içime sığmıyorsun
yarım yamalak anlatıyorum sana
doyamıyorum kokunun tadına.
sonra kalmıyor uyku falan,
kayboluyoruz ortak bir ufukta.

gözlerim dökülüyor, saklanıyorum gölgelere,
yürüdüğüm hiçbir yolun önemi kalmıyor;
dünyalar yıkılırken seni saklıyorum içime,
sonra her şey, önce daha az önemli,
sonra hükümsüz.

gün dönüyor, koşuyorum sana,
binlerce dilde yetişiyor adın,
ama ben anadilimde ne söylesem eksik.
sana dönüyorum, ardımda kalmış kurallar,
eksikler, fazlalar, eriyor aramızda,
yaşlı korkular damla damla su olup
yağıyor üstümüze.

sen bendeyken, bir şey eksik geri kalanlara,
kimse adını koyamıyor hırsızlığımın,
ama biliyorum, biliyorum,
kalbin, kalbime yeter.


23 Haziran 2013 Pazar

yürüyen çocuklar

haziranınyirmiüçü2013

yürüdük, ellerimizde çiçekler,
göğsümüzde sevgi.
nedir sevmek, nedir yeniden sevmek,
nerede başlar, nerede biter
inanmak, çocuklar için?

bunca çocuk, bunca ateş,
kimi özledi de ayaklandı,
neyi hatırladı, niye uyandı
sonsuz uykudan?

göğsündeki yumrular döküldü,
şakayla karışık vurdu yere,
gencecik, ama yaşlanmış
yönsüz, yordamsız geldiler.

nereye gidecekler,
nereye gideceğiz,
belirsiz, idealler,
kimin umrunda bazen.

30 Mayıs 2013 Perşembe

düşmekli düşünceler

mayısınotuzu2013

yavaşlayamam, duramam.
bu tepeyi tırmandıktan sonra
daimi serbestiliğim, daimi özgürlüğüm.
ayaksız dokunacağım
dünyanın yüzüne.

sen düşmek diye korkacaksın belki,
ben her şey olmak,
sonunda var olmak diyeceğim,
tamamlanacağım.

düşmek, yeri nasıl gördüğünle ilgili.
düşmeler, yeniden yükselmek için değil,
düşmek için, salt düşmek
ellerin dokunabildiği her şeyden arınabilmek için.

ben bu tepeleri
hep düşebilmek için tırmandım;
düşebiliyorum, öyleyse özgürüm.
geriye kalan her şey, düşebilmek için.

düşmek düşümün düşü.

28 Mayıs 2013 Salı

yokmuş gibi yapmadan önce

mayısınyirmisekizi2013

dans ederken dolunayın altında,
önce en küçükler düşerdi.
en sıcak da, en soğuk da
önce küçükleri yerdi.
bir an, kutlarken dönümü,
diğerinde yıkık dökük kaleler gibi
kalakalırdı, yüzyıllar tadında geçen
saniyeler boyu.

diyeceklerinin bir önemi yoktu,
hepsi önceden söylenmiş şeylerdi
ve onun dudaklarından dökülmesi
kimse için özellikle anlamlı olmayacaktı.
işte bunun gibi anlardı
ömrü kısaltan, sevgiyi dağlayan;
her şeyin anlamı olabilecekken
bir yarım gülüş,
bir anlamama,
bir yalnız kalıştı.

'söylediklerinin üzerine böylesine
çökeceğini bilseydi ,
yine de söyler miydi?'
veyahut,
'aldıklarının ne götürdüğünü bilseydi,
yine de alır mıydı onları?'

bir bakış, bir dokunuşla
yaraların kabuk bağlayıp düştüğü
ve bir daha hatırlanmadığı zamanları
sadece yaşlılar biliyor artık.
biz, bambaşka bir zamanın çocukları,
dokunuşlarla en az bir kez parçalanmış kalplerimizle,
hep eksik, hep korku dolu geçiriyoruz
yazları da kışlar gibi.

onca söz, öylesine söylenmiş,
ağırlaştırıyor göz kapaklarını;
uyku tatlı geliyor,
çünkü yataktan başka her yer tehlikeli,
herkes, hiç olmadığı kadar, marazi artık sabahları.
kim yerleştiği kalbi yemiyor ki yavaşça?

yokmuş gibi yapmadan önce,
hepimizin bir ara var olduğunu kabul edecek miyiz
azıcık anlam katabilmek için geçmişe;
yoksa, yok sayarak yürümelere devam mı edeceğiz
kendimizden parçaları ardımıza sererek?

27 Mayıs 2013 Pazartesi

fırtınayı yutan girdap

mayısınyirmiyedisi2013

biliyorum bir şekilde
kalbin kırılmamaya çalışıyor yeniden,
ellerini kullanıyor güven için,
ama zaman kırılgan
ve insanlar sürekli pişman.
güneş doğarken,
sen nerede olacaksın?

benimle bir kıyıda yürümelerde mi,
yahut kırık dökük bir dünyaya
çatısız evler kurmalarda mı?

bırak birden çok ses sadeleşsin,
birbirine çarparken sözlerimiz
kaybedelim muharebeleri,
bakarsın savaşı kazanırız;
veyahut, bir sabah, belki,
barışa uyanırız.

biliyorum, çok uzaktan gelen
bir ıslık gibi zayıf duyuyorsun sözlerimi;
ama ben bir fırtınayım geldiğim yerde
ve sürgüne taşıdım evimi.
önemi var mı nereden geldiğimin,
tüm sorularına aynı cevabı verirken,
ya da sen, fırtınayı yutan girdapken?

23 Mayıs 2013 Perşembe

uykulu şiir

mayısınyirmiüçü2013

bir uykunun yeni güne sarkan sarhoşluğunda,
yürüyorum adını hatırlayabildiğim tek şehrin
binlerle kaplı binaları arasında.
varacağım yer, vardığımdan güzel mi,
ya da varana kadar hala güzel kalacak mı, bilmiyorum;
imkan yok bilmeme bu uykusuzlukla.
uyandır, yerleş, sonra uyut beni yeniden,
kalbinle ilgili şeyler anlat, sonra dokunmama izin ver.
ne öğrendim şimdiye kadar,
nasıl azaldı saçlarım, kamburlaştı sırtım, bilmiyorum;
imkan yok bilmeme bu karanlığında insanlığın,
gözlerim bebek gözü gibi taze hala,
göster bana, göster bana neden kaçtığımızı,
neden her gece uyuduğumuzu.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

sığınak

mayısınyirmiikisi2013

benimle saklan istedim,
dünyanın toz dumanından;
insanların karanlığından
beraber sakınalım istedim.
saklandık da birbirimize,
sakındık da birbirimizi.
niye sonra, her şekli alabilecekken
şekilsiz kaldık, eridik avuçlarımda.
susamadım, izleyemedim gidişini.
susamadım da,
söyleyebildim mi istediklerimi,
duydun mu söylediklerimi?

insanlardan çok uzakta bir sığınağı,
ancak ona saklananlar yıkabilir.
dirilt sığınağı, benimle, yeniden kurma.

düşen ev

mayısınyirmiikisi2013

yıkılıyor kaleler, çöküyor omuzları,
izlerken o uzaklardan,
dağılan evini, çığlık çığlığa;
herkes kendi belasının avcısı olmuş,
başka yerlere koşuyor.

merhamet diliyor tanrılardan,
bilmeksizin ne dilediğini.
söylemediği yalanların ağırlığıyla
eziliyor, sırra kadem basıyor eviyle birlikte,
sözler, anlamını yitirmiş,
yolu için dünyaları feda edenler
üzüntü dolu tebessümlerle
el sallıyorlar geçmişte bıraktıkları
ve onlardan çaldıkları kalpleriyle.

bir rüya bitiyor ve suçlusu benim.
bir rüya bitiyor ve onunla bitemiyorum.

ne yapacağım ben?

bir geceyi deşmenin şiiri

mayısınyirmiikisi2013

zamansız bir zaman, ben, kendimde değildim,
nereye baksam, hareketli trajediler görüyordum,
senin adında, giden bir kız çocuğu şeklinde.
ellerim titriyordu, aklımda sözler;
gitme diyordum, değer diyor, zarar diyor gidiyordun,
kendini - beni kurtarmak için,
birbirimizden.

ben, aklımdan uçup giden sözler,
zamansız bir zaman, bir gece, tam bunları yazarken,
en güzellerini hatırlayabiliyordum, sözlerinin.
avuçlarımda biriktirdiğim dokunmalar, ürpermeler
bir rüyanın kum tanelerini temizliyordum gözlerimden
tam uykuya dalarken, kalbim başka evde.

17 Mayıs 2013 Cuma

kırılanı özlemek

mayısınonyedisi2013

kırık parçalara bakarken,
biliyorum kırılanın ne olduğunu.
tanıdık ellerin pervasızlığını
sırtımda taşıyorum.
sözler, ki bazen inşa ederler,
bazen korkusuzca dökülüyorlar
ve kırıyor dünyaları.

üzgünüm şimdi, yattığım yerde.
bir uykunun özleminde
koksunu anımsıyorum.
kırık parçalara bakıyorum,
özlüyorum kırılanı
daha parçaları elimde dururken.

14 Mayıs 2013 Salı

gölgeler, gıcırtılar ve ter

mayısınondördü2013

her şey olması gerektiği yerde iken,
sen gelirsin aklıma; perdelerin arasında gölge,
merdivenlerden gelen gıcırtı,
terleyen tekerleklerle.

beni bekliyorsun geceleri,
paramparça olmuş bandajlara sarılmış, göğsün.
merhem olamıyorum artık sana,
suya katılmış bir damla zehir oluyorsun bana;
sonlanıyoruz, her şeyin farkında.

omuzlarımda iki dünya,
gitmeler ve kalmalar arasına bir çizgi çekiyorum.
ne olmadığım konusunda eminsin,
'şeytanlar seninle gezer, sende konaklamaz;
ama geçmelisin artık bu nehri' diyorsun.

bir şey yok olmadan, onun yeri nasıl dolar?

seninle konuşmak cevap almak değil, olmadı bir türlü;
seninle konuşmak, soru sormak hala.
zannederdim ki eskiden, zamanla soruların yerini alacak cevaplar,
renkler değişecek, sorular azalacak.
meğer başka cevaplar da sorulaşacakmış zamanla,
buymuş seninle konuşmak.

sana kendimden bir parça bırakarak
şımartacağım kendimi;
sırf sende diye iyi bakacaksın ona,
bende kalanlar eziyeti paylaşırken,
o sende bir süre özen görecek,
kısa ama özel direnecek yok olmaya.

ve böyle geçecek ömür,
devrik cümleler, sorular ve ömür törpüleri;
kısa gülüşler, mutlu sonlar ve sen oyunları.

bir şeyin var olduğuna inanabilmek için kaç farklı duyunun onayı gerekir?
gölgeler, gıcırtılar ve ter.

ateşin hükmü

mayısınondördü2013

ateş temizleyecek her şeyi,
seni, beni, yarattığımız dünyaları.
küle döneceğiz birlikte, savrulacağız,
bırak nefeslerimizin havada bıraktığı
meraklı izleri,
adlarımız bile kalmayacak
ateş geçtiğinde üstümüzden.

o gün heba olmak nedir hatırlayacak,
bizden önce öldüğü için üzüldüğümüz
herkesi şanslı sayacağız.
bir kez daha ölülere konuşma hakkı vermeden
hükümler kuracağız onlar adına.

en son zaten geride kaldığımız için üzülmemiş miydik?

8 Mayıs 2013 Çarşamba

konuşmanın kimyası

mayısınsekizi2013

bazen, konuşursun sadece,
hiçbir sonucu olmadan, olmaksızın.
belki bir süre sonra var olmayacak bir konuşmayı
sürdürürsün aylar gibi geçen saatlerce.
bazen sadece konuşulabildiğini görmek için
konuşursun bazı şeyleri;
bazen de konuşmak güzeldir de, bahanedir diğer şeyler,
ya da korktuğun şeyleri duymak istersin,
sırf düşmeyesin diye, sırf düşüp hapsolmayasın diye.

7 Mayıs 2013 Salı

iç bükeyli dünya

mayısınyedisi2013

bir merdiven buldum önce kendime,
ayaklarını sapladım toprağa
ve tırmanmaya başladım göğe doğru.

yeterince yükselince yerden,
fark ettim dünyanın yüzünden
göğe yükselen elleri ve tuttukları balonları.
hepsi güzel değildi, belki çoğu çirkindi bile;
ama anladım ki, göğe doğru üstümüzü kaplayan bahar,
bizden ibaretmiş, bizmişiz.

bir kaza yeriydi dünya
hepimiz fail, mağdur, maktülü oynuyorduk,
kime gerçekten ne olmuş bilmeden
iyi, kötü, çirkin ve diğerleri
bir fırtınadan diğerine koşuşturuyorduk düşe kalka.

açtığımız yollarda şimdi çiçekler açıyor,
yeni dünyalar, eskilerinin üstüne kuruluyor.
yanlışlarla dolu bir sözlükten fışkırmış gibi sözlerimiz.
ne, nereye gidiyor, ne yapacak bu davayı, belirsiz.

uzaklardan bakınca, herkes birbirinin aynı.
göğsümde noktaları birleştiriyorsun,
yaratıcımın eli beliriyor üstümde,
açıyorum kanatlarımı, seni arıyor gözlerim;
ben biterken başlama, ben başlayacakken bitme
diyerek ağlıyor dünya omzumda.

yol yakınken yoldan çıkalım.
çünkü bildiğim hiçbir dilde yok bakışının adı.
dillendiremiyor erkek ve kadınlar,
tutamıyor düşünceni zihinlerinde.

tam bu dünyanın üstünden geçerken
erisin kanatlarım,
düşeyim yatağına,
bir eksik sevgin kalsın.

bir kutu içinde, iki can;
binlerce kolla sarıyor tutku kalbi.
göğün imparatorluğu bile bitiyor öyle anlarda,
boynu bükük bir dünyada, ne diye dik duralım ki?  

6 Mayıs 2013 Pazartesi

ruhun yolu

mayısınaltısı2013

kanla beslenir şüphe,
gezer damarlarında,
bir kapan gibi
sarar, sarmalar ruhu.

ayaklı mayın gibi gezer mutluluk.
nereye düşeceği belirsiz bir yıldırım
şeklini alır ve
çöken dizlerin üstüne yıkılır.

bir hayal kırıklığıyla tanıştım geçenlerde,
yürüyordu, ayakları yere dokunmadan;
ben, uçardım eskiden,
gökler benimdi, ben benimdim.
sonra şüpheyi sevdim;
şimdi ne gökteyim ne yerde,
ne benimim ne başkasının,
adım hayal kırıklığı.

nereden geldiğini hatırlamaz ruh,
nereye gideceğini bilmez,
sadece yollanır,
yol alır karanlıkta bir parça ışık
ne değişeceğini, nereye varacağını umursamaksızın.
muhakkak tanışır bir mutlulukla,
sıkışır bir şüpheyle
ve esner bir hayal kırıklığıyla,
kırıldığı yere kadar.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

relik

nisanınotuzu2013

kelimeler kayıyor elimden,
düşüyorlar beyaza, kayboluyorlar.
nereye yürüyeceğini bilmeden
anlatıyorlar seni, anlamlandırmak için
yırtınıyorlar.
nasıl, nasıl dökülecek sözler,
bir damla suyun alnımdan
yüzüne düşüşü gibi,
heyecan dolu?
ben, elimi açarken,
nasıl çarpacak dünyanın yüzüne sözler,
acımasız ve anlam dolu,
eksildiği yerde, tam,
dokunduğum cennet gibi?
anlatmayıp saklayacağım seni.
doğmayan sevgin gibi
büyüyecek içinde;
bir ruh diğerine dokunurken,
duvarların arasından geçip
bir kaleye yerleşirken
adın kazınacak, bir reliğe,
taşıyacağım ellerini boynumda,
biz, düşene kadar.

26 Nisan 2013 Cuma

insana yolculuk

nisanınyirmialtısı2013

bu beden; bu kan, su ve kemik yığını
saklıyor beni içinde,
sonsuzluğu alıyor elimden.
nereye dönsem kendimden bir parça,
biraz yabancı, boynumda hayatın halatı.

zarfı aç, içine ateş koy,
tutkuya sar ki onu, yanmasın kağıt.
gidecek, üstünde baş parmağının izi,
pul niyetine
insanlığın başlangıcına doğru.

yansıyor insanın saati,
gökte yürüyen devler,
bulutları çekiştiriyor
mevsimler yavaşlayıp dururken,
yaşlandığı yerde bitmiyor, bitmiyor rüyalar.

insanlığın midesinde bir barış olmayacak,
herhangi barış, iki lokma arası bir nefes.

bir tünel gördüm, yırtarken zerafetini perdelerinin,
ışık, insanın bedeninde gizli,
yavaş yavaş dolduruyor eti kemiği,
bana dair tek sonsuzluk ışığın merakı.
harem, boynumu sıkan bir halat olana kadar varım.

24 Nisan 2013 Çarşamba

çemberi tamamlamak

nisanınyirmidördü2013

güzel şeytanlarım, özgür bırakın beni,
aynalardan seken çirkinlik sizin olsun,
yürümek istemiyorum bu yolu artık.
yarım bir çemberde, daralıyor dünya,
mucizeleriniz avucumda çizgiler halinde
yorgunluk olarak düşüyor bileklerime doğru.
güzel şeytanlarım, artık güzel bile değilsiniz.
serbest bırakın beni bu esaretten,
ıssız bir yerde, belki bir adada,
güneş gözden kaybolurken erisin mumlar,
kısalayım onlarla, izim kalmasın,
çarpayım bir prizmaya, ya da sadece suya;
parçalarıma ayrılarak
geçeyim dünyanın merkezinden.
benden geriye ne kalırsa artık o olayım,
birden çok, tekten fazla.
yeter ki sussun insanlar, kesilsin sözler,
ağaçların uğultusu, çiçeklerin şarkıları
ve cırcır böceğinin çığlıkları kalsın geriye;
tam bir çember, tam bir çember, tek isteğim.



kaleidoskopik dünya

nisanınyirmidördü2013

uzun uzun çaldı şarkılar
ve dokunmayı sevmeye bağlayan geçişlerde,
çocuklara ikisinin aynı şey olmadığını anlattılar.
uzak istikametlerin yankıları
yerleşti kulaklarına, kuşların
ve diğer hayvanların.
yüklerini alıp gitmiş, göçmenler
bir kaleidoskopun parçasıydı,
uzaktan güzel ve tamlardı;
kimse onları tanıdığını, onlara dokunabildiğini
iddia edemezdi, sadece izlerleyebilirlerdi.

tüm canlılar, sarsıldıklarında
bambaşka şekiller alırlardı.
hepsi birlikte tek resim olur,
sonra yıkılır
ve yeniden, başka bir resim olurlardı.
daha güzel, ya da değil,
dünya dediğin, ressam olabilmekti,
resmin bir kenarında, renk olabilmekti.

uzun uzun anlattılar sağırlığı,
ama susmadı sesler.
herkes avazı çıktığı kadar bağırıyordu
kökler sessizce toprakla aşk yaşarken;
sevmeden dokunmayı, insan toprağa;
dokunmadan sevmeyi, toprak öğretemedi insana.

ömürler geçti, sevmeden çoğaldık sadece;
donuk renklerimizi taşıdık durduk.
dokunmanın sığlaştığı yerlerde
gelmedi sevgi, gelmez oldu yalnız dünyamıza,
kaleidoskobun ruhuna siyah bir perde çektik.

umarım mutluyuzdur tek renk kızgınlıklarımızla.

18 Nisan 2013 Perşembe

yeni insan vahşeti

nisanınonsekizi2013

paçalarımdan yakalandım bir dünyaya,
saplandım, işkencelerden birine.
etrafıma baktım, nasıl çıkarım buradan diye;
ama kaçış yok, kaçış yok insan soğukluğundan,
insan merhametsizliğinin vücut bulduğu
bu yüksek ve soğuk binalardan.

var olmak, savaş sebebi,
nefes almak, savaş.

her şey savaş, herkes asker
ihanetin karanlık çağında
ekranların karşısında
birbirinin sırtında bıçaklarla yürüyor insanlar.

nasıl alışır insan,
nasıl alışır bu vahşete? 

16 Nisan 2013 Salı

1 oda 1 salon yeni dünya

nisanınonaltısı2013

her şey, tüm gördüklerin,
tek ve hür olmayı öğretmek için sana.
oysa sen, kalbini bölüp,
bir tarafını siyaha, 
diğerini kırmızıya buluyorsun inatla.

yere düşer düşmez,
ağrı içinde, 'nerede ağlar - 
hani bir yaprak gibi,
yumuşacık inecektik yere?'
diye soruyorsun.

bir bilmecenin parçası gördüklerin.
tüm bu gördüklerin, sana 
kırmızıyı siyahın içine yedirmen için.
tek ve hür olmayı öğrenmek,
hayatta kalmanın en yeni yolu.

ya bunu öğrenirsin
ya da kısa bir şaka olarak kalır,
kişisel auto-da-fé'nde,
hayatın engizisyonu eliyle yanarsın
çocukların gözü önünde.

sen kabul etsen de, etmesen de,
dünya, eskisinden daha çok, daha fazla tek kişilik artık.

13 Nisan 2013 Cumartesi

odise

nisanınonüçü2013

taşıyorum kalbini, gittiğim her yerde,
yaptığım her işte, taşıdığım her taşta.
benimle geliyorsun cehennemlere.
küçülüyor gezdiğimiz dünyalar beraberken;
her yer daralıyor, az geliyor boşluklar.
senle dolduruyorum evreni,
güneş bile sessiz, izliyor seni, mütevazi.

sonra kalbini getiriyorum sana, geceleri;
bir mabet gibi, yavaşça yerleştiriyorum yerine,
soğuk, sıcak oluyor; kış, yaz,
büyüyoruz beraber, büyüleniyoruz.

sen ne yapıyorsun kalbimle tüm gün, bilmiyorum,
ama gelmiyor dönesi geceleri bana,
ondan, bu deli gibi çarpışı, çırpınması;
yeniden senin olmaya özlemi.
ondan, bu ellerin yerinde duramaması;
yeniden dokunabilmek için kalbine.

bir an, uykuya düşüyorum,
özlüyorum, bambaşka dünyalarda kalbini.
sonra yine benim kalbin,
sonra yine senin kalbim.

11 Nisan 2013 Perşembe

değişmez

nisanınonbiri2013

bir aşık bekliyor duvarın önünde
ölüm mangası silahlarını kuşanırken.
korkmuyor, başında günahların haresi,
geleceği görmektense
geçmişe gömülmeye hazır.

sırtı yaslanmış duvara,
son bir dua niyetine
sigarası bitene kadar
düşünüyor, yarım yamalak yaşadığı her şeyi
tek tek, en ince ayrıntısıyla.
annesi, kardeşi ve bir zamanlar sevdiği kadınlar
bir gemi güvertesinde terk ederken dünyasını
bekliyor valkürlerin gelmesini.

dünyaları yaran bir gürültü ile
dumanlar yükseldiğinde silahlardan;

büyük bir ürperti yayılıyor
dünyanın yüzünde,
yükseliyor göğe doğru siyah kuşlar.
kanatları güneşi kaparken
ne valkürler geliyor onu almaya
ne kudüs baştan kuruluyor;
aşık düşüyor,
binlerce benzer hikayenin dipsiz kuyusuna.

bir an için dahi özel sanmak.
bir an için değişmez olmak, imkansız.

8 Nisan 2013 Pazartesi

yağmur şiiri

nisanınsekizi2013

camları açtım yağmuru duyunca.
çok uzaklardan getirsin odama
sevdiklerimi, özlediklerimi, ölülerimi diye.

içeri doldu gök,
usul usul yükseldi odamın zemininden.
boğdu beni bir rüyada.

asırlardır yağmur bekleyen topraklar gibi
bıraktım kendimi, kayboldum bir selde.

ve o sel, taşıdı beni sana.
hiç yokken yürekte yer,
önce soydu beni yüklerimden,
sonra damla damla
dokundu sana.

gök, içimde bir yer açtı önce sevmeye,
sonra terk etti toprağa.
tüm ağaçlar,
bir yudum içerken sevgimden,
yeşilde yeşermeye gülümsedim,
içim huzur dolu,
kapadım gözlerimi
tüm sevdiklerim, özlediklerim, ölülerim ile
daha güzel olmaya.


6 Nisan 2013 Cumartesi

bu dünyaya dair

nisanınaltısı2013

eğer bir alıp veremediği olaydı gökle yerin,
birbirine çarpar dururdu
savaşa sürüklenmiş bedenler gibi;
kaybetmenin şarkısı kulaklarında,
bir piyanodan açılan
eksik sesler halinde.

sev yeniden sevebilirken,
saklan bedeninin ardına
ve oradan saç ışığını;
bu dünyadan alabileceklerin
yalnızca verebileceklerin kadar.

ama eğer,
bir alıp veremediği varsa gökle yerin,
zaten savaşın ortasında kalmış çocuklar gibi
doğmadan ölecek nefeslerin
ve onları ikişer ikişer sayacak
çatık kaşlı adamlar,
peşlerinden getirdikleri savaş naralarıyla.

sen varken sevdiysen, varsın.
var olmak, ne zaman sadece ete bürünmek olmuş ki?
sevmediysen,
kim olursan ol, en iyi ihtimalle kayıpsın.
yedi düvelin savaşı olsa,
sen hepsinin başında da olsan;
savaşın tüm çocukları gibi
sen zaten ölüsün.

4 Nisan 2013 Perşembe

nereye?

nisanındördü2013

yavaşça aralıyor perdeyi
ve düşmeye başlıyor tüm çocuklar,
küçücük elleri başka elleri tutuyor diye.

kalbi büyüyor ayın,
koparıldığı yerde, her gün.
sözler, sözleri dindirmiyor yağmurunu.

göğsünde bir ağırlık,
elinde bir bavul,
içinde büyüyen her şeyi yerleştirdiği.
yolculuk nereye diye soruyor herkes,
bilmiyor, bilmiyor anlatacak hikaye,
unutmuş herkesi
yürüyor durduğu yerde.

uzaklar çağırıyor,
gölgesi süslüyor her yeri gecenin.
nasıl yüzülür karanlık bastığında.
yön dediğin nedir ki?

doğarken ya da ölürken
ne bırakır insan geride?
ya da sadece yürürken?

tüm çocuklar aynı masalları dinledi.
şimdi birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar.
koşacak yer yok bu sıkışıklıkta.

büyük bir boşluğa boyanmış bir evde
yaşayan çocuklarız biz.
baktığımız her yer, hiçbir yer,
sevdiğimiz kim ise, yok aslında.

nereye yürürsün hiç ışık yoksa?
nereye kadar yürürsün, inançla?

29 Mart 2013 Cuma

bahar geliyor!

martınyirmidokuzu2013

bahar gelince, azalır azabı karanlığın,
kış boyu saklanan çocuklar fışkırır sokaklara.
ölümlüler unuturken ölmeyi,
doğum gününde, unutuverir yaşlandığını
her daim yaşayacak annemiz.

günaydın herkese, hepinize!
eriyor kar, su buluyor yolunu.
yürüyelim bir sonraki ölüme kadar.
bahar, yürümeyi hatırlatmaya geliyor yine.

28 Mart 2013 Perşembe

confiteor veyahut kimden özür diliyorsan ondan dile

martınyirmiyedisi2013

itiraf ediyorum sana ey yürek
ve sizlere zerre zerre beni oluşturan kardeşlerim;
büyük günahlar işledim,
düşüncelerim ve sözlerimle
yaptıklarım ve yapamadıklarımla,
kusurlarımla, hatalarımla,
en ıstırap veren yanlışlarımla.
bu yüzden yalvarırım biricik annemize,
onun çocukları, yeşil ile maviye
ve en çok da siz kardeşlerime,
dua edin zavallı ruhum için.

25 Mart 2013 Pazartesi

allegro

martınyirmidördü2013

bilmeme gerek yok güneşi.
yattığımız yatakta bizi doğuracak olan
onun eskimiş hikayesi değil.

sevdikçe ışıldayacak dünya
ve masal kahramanları dönecek yurtlarından
önüne sermek için büyülerini.

yanında bekleyeceğim sabırla;
başlayacak, yavaşlayacak ve bitecek
evrenimin seremonisi.

tacı taşıyacak kraliçenin gelişiyle
sevgi, sevgiyi getirecek
bahar, yazı
ve dinlenmekten yorgun tüm çocuklar
zincirlerinden kurtulmuş,
denizlere koşacaklar.

bir yıldızın doğumu için
dikilecek tüm gözler, ışıl ışıl;
ölü toprağı kalkarken
yeni hikayeler yazılacak,
seni, beni ve etrafımızda dönen dünyayı anlatan,
gülümseyeceksin ve bileceksin ki senin için hepsi.

hiç olmamışlar içinden doğacak,
ebediler.
o zamana kadar, tatlı rüyalar.

20 Mart 2013 Çarşamba

uykuya doğru

martınyirmisi2013

abartma uyumayı, ne var,
zaten geçecek ömrünün yarısı uyuyarak.
başucunda bir bardak su,
birkaç kitap, üstü tozlanmış.
anlatacak bir hikayen dahi yok,
çok basit bir şey hakkında konuşup
mutlu olacakken
neden bu düşkünlük körlüğe?

ha kör kütük sarhoşsun
ha aşık;
bazen biri diğerinin içinde,
allahından kork,
nedir bu sevgi
nabzı, nefesi duymamaya,
ben anlamadım.

gözlerinin altına yerleşmiş morluklar,
ne fark eder,
bir ömür fazla yaşadın her gün.
adam olana çok bile.

19 Mart 2013 Salı

alternatif son

martınonsekizi2013

yırtılacak gök ve doğacak
kızıl bir güneş;
parça parça dökülecek bulutlar
tahtını kurmaya
ve yerleşecek karanlık insanlığın omzuna.

en güzel bahardan hemen sonra,
en naif günlerden birinde;
geçmişin intikamı,
kendilerinden öncekilerin mirası halinde
yansıyacak çehrende
adını unutanların zihinlerine.

o gün bilecek her çocuk,
yanlış yere doğduğunu
ve geçmişin cezasını çekmeye
dönecek tüm günahkarlar,
sessiz uykularından uyanarak.
sen anneyi kucaklarken,
kaybolup gideceğiz
yükseldiği yere yabancı bizler
ilk kez ve gerçekten, yokluğa doğru.

keyifle yok olacağım o gün,
ilahi adalete gülümseyerek.
sadece yok olacağım,
tek bildiğim şey buymuş,
yok olmaya doğmuşum gibi;
yüreğim huzur dolu,
efendinin var olduğunu bilmenin rahatlığıyla,
cezamı çekeceğim.

18 Mart 2013 Pazartesi

bir araya doğru

martınonsekizi2013

biz olunca, o yere yaz gelirdi.
şarkılar çalar, çocuklar doğardı.

ölümlü olmaktı bizim derdimiz.
zaman geçiyordu ve ayrıydık henüz birbirimizden.
ha geldi ha gelecek diye beklenen misafirler gibi
nereye geleceğimizi bilmeden
dolaşırdık kapı kapı;
geride kalan her şehirde
açılmamaya kapanmış kapılar,
buruk bir rayiha.

biz olaydık, yaz gelecekti.

mevsimler geçti,
şişti gözlerimizin altı;
uykusuz geçen gecelerde
bazen şarkılarla, bazen şiirle
avuttuk kendimizi.

gelecek dediler, yolda dediler,
git al otogardan, istasyondan, havaalanından;
yıllar dokundu yollara da
dile gelir oldu artık taş toprak.

gelmedi biz, sen eksik olunca,
bir avuç yazı, bir tutam şarkı kaldı geriye;
okunmayan, dinlenmeyen.

17 Mart 2013 Pazar

sarhoş dönmek

martınonyedisi2013

sarhoştum, bir kedi geçti önümden.
nereye gittiğini izledim, ama yoktu evi.
dostlarını bırakıp terk ediyordu belki yurdunu
belki de yaşlanmaya yelken açıyordu
başka memleketlerde.

sarhoştum, belki de bir kedi değildi
önümden geçen; ben de değildim,
belki de önümden geçmedi hiçbir şey.

fark eder mi, çöktüğün köşede
neyin hareket ettiği?
kendi etrafında dönen, başkasının etrafında dönen
bir topun üstünde
kimin, nereye gittiğinin bir önemi var mı zaten?

herkes eninde sonunda başladığı noktaya dönecek;
ha bir sudan sarhoş olmuşsun, ha sevmekten,
fark eder mi?

9 Mart 2013 Cumartesi

devam şiiri

martındokuzu2013

bir adam gider
sevgi anlamını bulur.

bir dünya, kendi içine kapanır,
yeniden yaşar yıkıntının içinden
ve çocukları
plastik kutular öksürür
ama yaşarız.

bir dünya düşer
üstündekilerin haberi olmaksızın,
çabalar çocuklar,
tutunmak için tutkuya.

niyet aramaz bebekler,
sarılır,
tutarlar babalarının elleriniri.
bir amaç ki
var olsun yoktan;
çocuklar mı ararlar
yoksa anaları mı onları
rüya diyarında?

bir dünya sıkışır, küçülür,
biz yalnızlıktan akarız
birbirimize doğru.
sevdiğimizden değil,
hak ettiğimizden de
sırf elimizde olduğu için
güneşin ışığı.

7 Mart 2013 Perşembe

bir parça

martınaltısı2013

koparsam içimden bir parça,
gömsem bir ağacın ayakları dibine,
oradan yükselsem sessiz sakin
bir mevsimlik ömrümü
sarılarak geçirsem sana.

dingin, yalın
bir uçurumun kenarında
sessizce dikileyim,
dökülsün içimden hayat
sen var oldukça,
sen tuttukça
altın kafesinde
ufak kuşu.

sonra bulsam kendimi, tanımasam,
mezarıma diksem;
ben düşerken
ben yükselsem
senin kollarında.

28 Şubat 2013 Perşembe

bizim güzel çocuğa

şubatınyirmisekizi2013

anlayabileceğin bir dilde söylemek isterdim
seni ne kadar çok sevdiğimi.
hayatın dikenlerinin ellerine batmadığını,
sonsuz bir sıcağa yerleştiğini göğsünün
bir tek ölümden korktuğunu, sevginin.

ama ne görüyor, bilmiyorum gözlerin.
nereye tutunuyor ruhun,
terk edip gidecekken annenin kollarını
ve neden bir ev bu kadar senin.

sen gelme bana, ben serilirim karşına,
oynarız iki çocuk, bize özgü oyunları.

kim bilir nasıl düşmüştün tellerin ardına,
nasıl hissetmiştin sıcağını dört çocuğun da
kıvrılmıştın kalplerine küçük bir bebekken.

meğer önce sen yaşlanacakmışsın,
meğer ilk sen korkutacakmışsın ölümle.

21 Şubat 2013 Perşembe

bir problemim var (kendisi bir nesir)

şubatınyirmibiri2013

çok yalnızım edebiyatı değil de, can sıkıcı bir gerçek var iş hayatına ilişkin. insan çalışmaya başladıktan sonra fark ediyor ki, o zamana kadar ne kadar arkadaşı-yakını varsa, çalışmaya başladıktan sonra orada kalıyor, onlarla kalıyor. yeni insanlarla tanışmaktan keyif alanlar için bu bildiğin bir cehennem. yedi küsür milyar insanız, ben niye buraya sıkıştım diye soruyorsun kendine, ama aslında cevabı da açık. 8.30 - ... şeklinde çalışıyorsan aksi mümkün olmuyor. üşeniyorsun yeni bir şey yapmaya ve seni çekiştirecek biri yok değişik şeylere. sonra bir bakıyorsun ki, yorgunum - bayığım falan derken koca bir sene geçmiş; sen aynı yerdesin.

önümüzdeki 20 senenin böyle geçebileceği ihtimali de biraz korkutucu açıkçası.

ya da benim artık yeni bir şeyler yapmam gerekiyor da olabilir; zira baymaktan da bayılabiliyor.

13 Şubat 2013 Çarşamba

hikayeden olanlar

şubatınonüçü2013

ne yaptığını bilmez, geziyoruz zamanda.
dokunduğumuz her şey rengimizi alıyor,
kararıyor yeşil, açılıyor mavinin tonları.
can alıyoruz, can sıkıntılarımızdan kurtulmaya duacı,
doymuyoruz, doyamıyoruz
esaretimize verdiğimiz değerde
yitip gidiyoruz
gergin yaylılar
ve ağlak bir koronun
ağıtları arasında.

bir kapı açılıyor, donuk gözlü gardiyanlar
izliyor her yanda izleyiciler, ebediyen;
eksiliyoruz, fazla geliyoruz kabımıza
hep sonu beklerken, hikayeden oluyoruz.

11 Şubat 2013 Pazartesi

yolculuk

şubatınonbiri2013

sırtına yüklenmiş zamanı
ben gideceğim buralardan diyor.
kavga ederken tüm dünyayla
bir denizcinin rahatlığıyla
karar veriyor gibi konuşuyor.

gizli evinde büyütüyor
bir alevi, göğsünde.
nereye çıkacak yolu bilmeksizin
kat kat sesin arasından
mırıldanıyor, 'mutsuzum' diye.

elini tutup, hepimiz mutusuzuz
diyesim geliyor;
ama o çalışkan bir karınca
ve dünya bir savaş alanı onun için.
bir çekirgenin uzun kolları
ansızın kaybolan gözleri
içinde barınamayacağı bir dünya
güzel bile olsa
mutlu olacak bile olsa.

ya da çekirge değil aradığı.

zamanı aralayıp
yavaşça yürüyor kaplumbağalar;
'yol,
ancak yavaşça yürüyecek kadar sabırlılar için
bir maceradır;
etrafına bakmadan yürüyenler, koşanlar,
macerayı yolun sonunda sanır da,
ancak yolun kenarında bir çiçek olarak kalırlar'
diyerek.

gözlerinin içinde, sonsuzca yürümek isterdim
sen dururken yerinde, sakince.

özgürlük üzerine

şubatınonbiri2013

bir yılın herhangi ayında
maaşını alacağı günleri bekleyen
özgür kadınlar ve adamlar var.

perdenin arkadasında kurcaladıkları
insan icadı oyuncaklar
ve insan yapması kurallara tabi
kilitli kapıları var.
fakat, özgürler.

tüm yollar ve seçimlerin önü tıkalı,
yaşamaya saat yetişmiyor;
küçücük dünyaların kral ve kraliçeleri,
yansımamda görüyorum sizleri.

ne kadar özgür, o kadar üzgünüz bu dünyada.
ne kadar özgür, bir o kadar da yalnızız.
cebimizde kredi kartları,
satın alamadığımız sevgilerin hayalini kuruyoruz
temmuz'da gideceğimiz ucuz tatiller gibi.

heyhat, özgürlük,
iki ciğer dolusu özgürlük.
kafese tıktığımız aslanlarınki kadar,
ne bir eksik, ne bir fazla
bu konuştuğumuz özgürlük.

ah özgürlük, beni mahrum bıraktın
derinleşen sorgularımdan, güvenmekten, sevmekten;
şimdi tek istediğim,
bir çift söz
ve içine özgürce gömülebileceğim
benden derin bir kuyu.

7 Şubat 2013 Perşembe

toz duman

şubatınyedisi2013

uykusunda düşerdi yere,
serilirdi toz dumanın arasına.
belki orada rahattı anıları
ve mutluydu gizlenmekten sıkılan perileri.
çünkü tozun içinde kimse
gözlerini çok uzun açık tutamazdı.

sarıp sarmaladı
bildği tüm güzel şeyleri;
biraz huzurdu aradığı
sevecekleri kollarında.

iki kalbin beraber atışının sesi,
iki kalbin birbirine karışan sesi.
bir efsane değil, olmamalı aslında
sevmek diyordu toz duman arasından.

30 Ocak 2013 Çarşamba

güzel güne methiye

ocakınyirmidokuzu2012

bazen gök yarılır
ve yağmurla gelir güzel şeyler.
soğukta ufalmış bir dünya,
bir milim kayınca yörüngesinden
çocuklar için
dondurma mevsimi gelir.

bazen hayat,
bedeli ödenmiş kötü zamanların yaralarını
kimseye bağlamaksızın,
kendi sarar.
güzel bir haber,
mevsimlerin en güzelinden bir gün,
tarifini sadece hayatın bildiği
bir büyü.

minnettar döner çocuklar uykuya,
uyandıklarında ne olacağını bilmeden,
sırf yeni günle yeniden koşmaya aç,
gömerler yüzlerini yastıklarına.

bugün işte öyle bir gün.

25 Ocak 2013 Cuma

yeni biz

ocakınyirmibeşi2013

her gün aşık çocuklar var, gözleri kör
ve kalbini nefret sarmışlar, yine kör.

geriye kalanlar, savrulmuş dört bir yana,
ciğerleri yanıyor, anlatacak gibi oluyorlar,
ama dökülmüyor kelimelere bir türlü.

dünya ilerliyormuş, öyle diyorlar.
her gün başka türlü zenginleşiyormuşuz;
bildiğini bilemediğin, bildiğinin eskidiği
bir dünya artık bizimki.

bir narın içinden bin nimet çıkardı,
şimdi bin müsibet yeişiyor;
her birinde kirli aynalardan yansıyan yüzlerimiz,
aynı yangın yeri, aynı kundakçı;
farksız, tatsız ve suçlu çocuklarız.

21 Ocak 2013 Pazartesi

yürümenin evrimi

ocakınyirmibiri2013

başlarken neredeydik de
şimdi geriye gitmişçesine
bir keder bağlamış hepimizi?
söylüyorlar işte, anlatıyor televizyon,
büyümüşüz, büyüyecekmişiz;
umrunda mı?

bir emir olarak
iyi hissetmeye çalışıyor herkes.
oysa küçücük avuçlarımıza
sevmeyi, hayatta kalmayı
ve başka umurları sığdırmaya çalışırken
biraz boğuluyoruz.
biraz ama, çok değil.

bazen yürüdüğümüz yollarda
uzakta yalnız ve emin yürüyenleri görürüm.
yol arkadaşlarının zamanı geçti mi,
neden herkes yalnız yürüyor?

korkak aslan, teneke adam ve korkuluk
yürümüştü dorothy'nin yanında, toto'yla
ve güzel bitmişti hikayesi.
çok uzaktı dünyası, çok küçüktü
ama güzel bitmişti hikayesi.
herkes unutmuş gibi
dorothy'nin masalını.

başlarken daha ilerideydik,
yanı başımızda bahar vardı
ve yüreğimiz, balonlardan hafifti.
şimdi yürüyoruz
sırtlanmış kendi taşlarımızı
yükü paylaşmaktan korkarak.

yol uzun, yolcular huysuz
neden yürümek için bu inat öyleyse?

15 Ocak 2013 Salı

hezeyan

ocakınonbeşi2012

eriyor şeker küpleri,
yavaşça doluyor çilekler
bir kabın içinde.
geçmişe bir nazire,
eriyor kumaş, çöküyor yatak
bir dünyadan diğerine geziyor karıncalar
sırtlanmış yüklerini.

denizler ayaklanmış
gökten aşağı dövüyor
taşı toprağı.
altın fışkırıyor güneşe doğru
ve çocuklar ağızlarını dayamış
kana kana içiyorlar ışığını.
senden besleniyor herkes,
binlerce göğsünden birini yakalayıp
bir ömür geçirmek istiyorlar.

ayaklanmış, yürüyor ağaçların hafızası,
bir gaddarlığı tokatlarcasına
zevkle gülümsüyor rüzgar.
seni koruyacak meleklerin nerde, anne,
diye soruyor dalından elmayı koparamayanlar.
elmalar ayaklanmış, mahşer günü,
kendilerini aklamaya kalkıyorlar.

yıkılıyorum bir şişenin içine,
önce kısık ateşlerde yanıyorum
sonra bir kilise organın ses telleri olup
ağlayarak vuruyorum kendimi duvarlara.
sana ulaşmak için
kendimden parçaları yem diye bırakıyorum
vücudunun farklı yerlerine;
sen avcı, ben av,
durmadan yürüyen bir göçebe gibi
uyuyorum
bir kabın içinde;
içime dolan çiçekler, güneş ve nefesle.
vur beni artık, yatır beni karnına.

karanlık efendi

ocakınonbeşi2012

nereden başlasak buluruz birbirimizi,
sen ve ben, karanlık efendim?

sen ve ben, biz, tilki ile kürkçü kadar
birbirine bağlı, birbirine ait
iki fikir;
birbirimizi bulmak için başlamamız şart mı?

adanmışlıkların etrafından dolaşıyor kediler
ve yollarını buluyorlar
sıcak yuvalarına doğru;
kediler bile karanlık efendilerine yürüyorlar,
kediler bile zamanı izliyor
sevilmenin peşinde.

ayak izlerini takip ederken
bir cinayet gibi yıkılıyor
efendimizin gölgesi üzerime.
seni, bana bırakamam aşk;
göremediğim göklerden
bana oynadığın oyunları
anlatamam kimseye, anlamazlar.
ardımdan gelirken ansızın kaybolmalarına
sana tapmadan katlanamam.

aşk, karanlık efendim,
kadim bir tarikat gibi,
gördüğüm her yerde
ellerimin uzanabileceğinden uzakta,
şah damarımda yaşıyor,
her nefesimde.
ben ona aitim,
o, beni adayana kadar sana.

14 Ocak 2013 Pazartesi

kehanet

ocakınondördü2012

gökten düşerek geleceğim sana.
yerden fışkıracağım bahar gibi,
söyleyeceklerini dinleyeceğim.

bir hükümle geleceğim sana.
dinleyeceğim anlatacaklarını.

koca bir deliğe düşeceğiz, birlikte.
sessizce sayacağız önce ondan geriye
sonra mezar taşlarını geçmişten bugüne.

bizi bir gölgede taşıyacaklar
ve dağılacağız
ateşin küçülttüğü parçalar gibi,
savrulacağız.

elimi tutacaksın,
dinleyeceğim seni,
sen ağlarken.
binlerce aynanın arasında
tek tek öldüreceğim yansımalarını
seni bulana kadar.

gülümseyeceğim, sen sabrımı sınarken
ve hatırlatacağım ne kadar uzun bir yoldan geldiğimi.
anlayacaksın, sarılacağız bir tutkuya.

sen ismini soracaksın,
ben gülümseyeceğim.
gözlerimizi kapayacağız
ve gökten döküleceğiz
nesiller boyu.

10 Ocak 2013 Perşembe

gidenle kalanın yükümlülükleri

ocakınonu2012

mesele gitmek değil,
giderken götürdüklerinle
adil olabilmek aslında.
ardında bıraktığın yer
sen giderken
bir yangın yerine dönüyorsa;
yaptığın
kangren bir bacağı
uyuşturmadan almaktan da ibaret olabilir,
sapasağlam bir adamdan
parçasını almak da.

kimse bacaksız yaşamak istemez,
ama kimse ölmek de istemez.

giden, özgürlüğünün bedeli olarak
düşünmek zorundadır
ardında bıraktığını.
kalansa adil olmak.

9 Ocak 2013 Çarşamba

kış uykusu

ocakındokuzu2012

en çok düşündürendi kış uykusu.
fikrin mağarasına uzanıp, ışıktan kaçmak;
gölgelerle öğrenmek hayatı
ana rahmindeki gibi.

en sevdiğim ses, uğultunun sesidir.
sen gibi, ben gibi eksik ve kırılganlığın şarkısı,
uğultuda büyüttüm ben kendimi.

sonra o kadar çok ışık vardı ki seninle,
korkamadım kaybetmekten;
öylesine savruktu ki benim kış uykum
her hareketinle uyandığım bir kuş uykusu gibi,
narindi kabuğum zaten.

şimdi çok sevdiğim bir kitaptan koparılmış
iki sayfayız.
sende kitabın yazarının sözleri,
bende senin sözlerin.
sözlerin hepsi işlemiş ve kaybolmuş
yaşlanan bedenlerimize,
biz yürüyoruz
birbirinin tam zıttı yönlere.

bir kış uykusuna çekileceğim şimdi
kabuğumun hemen altında
okumayı unutacağım
ve kutlayacağım özgürlüğün
dayanılmaz ağırlığını;
yeniden sevmeyi öğrenene kadar,
yeniden sevene kadar.

haydi, kal sağlıcakla.

6 Ocak 2013 Pazar

adak

ocakınaltısı2013

insanlar yürür, ben yazarım.
insanlar sever, ben yazarım.
insanlar ölür, ben ağlarım bazen.
insanlar üzülür, ben, üzensem, ağlarım.
insanlar üzer, ben, üzülensem, yazarım.
bazen kısa, bazen uzun;
sana anlatırım,
sırf göresin diye
sessizce oturmadığımı.
bazen insanlar, hayatlarını
başka insanlara adarlar,
ya da adamayı beklerler;
ben sana adadım,
senin adağınım.

yüke dair

ocakınaltısı2012

kopar, kopar o kabuğu,
dön arkanı sonra da;
yara benim yaram
iyileşemeyen de ben olurum.

yak, yak köprüleri,
ne vardı, nereye kadardı zaten
bir ağırlığı ikiye bölmek,
iki kişi yaşamak bir zamanı?

değiş, değiş durmaksızın,
hatırladığım gibi kalırsan
özlerim seni;
bir de çirkinleşen yüzüne
hapsolamam.

boşalt, boşalt doldurduğun şehirleri,
yalnız bırak bir tür mabedi.
hiçbir şey tapılacak kadar güzel,
o kadar iyi değildir
tek yükü taşıyan iki omzun
dayanışması kadar.

sen artık tek başınasın.

çağrı

ocakınaltısı2013

uyanıyorum, sabah bitmiş,
uyuyorum, gece bitmiş.
bir yerden diğerine giderken
nereye varacağını bilmeden
incelen bir bağı koparıyorum
beyhudeliğinde.

umarsız, kayıtsız, arıyorum,
aradığımı bilmeden;
gözlerini görsem tanıyacağıma güvenim,
cebimde taşlar,
uyuyorum, uyanıyorum
aynı yeri arşınlamış buluyorum, beni.

ben gelemiyorsam, sen gel,
yoksa bulamayacağız birbirimizi.
gelebilmem bir sınavsa da;
sınama beni, gel işte.

4 Ocak 2013 Cuma

sabah yıldızı

ocakındördü2013

dinleyecek sesini,
onu çağırana dek sen.
gözlerini arayacaksın
üzerinden çekilsin diye.
fakat bileceksin
günaha diker soğuk gözlerini
sabah yıldızı
ve daima takip eder
fesada uzanan ellerini.

içinde birikecek yavaşça
onun bir anda yaktığı ateş
ve kendine taparken bulacaksın, seni.
o gün gökte beklerken güneşi
yükselecek sabah yıldızı
dünyaya yıktığın gölgenden.
hatırlayacaksın,
içinde yanan
karanlık ateşte,
o, daima günaha diker soğuk gözlerini.

yörünge

ocakındördü2013

yörüngene takılmış geziyorum,
senin görebileceğinden uzakta,
kalbine yakınlaşıyorum sabırla.
bir kere yürümenin tadını almış çocuk
artık durabilir mi?
duramıyorum.
gözlerini görmek
gözlerine görünmek uğruna,
alev alıyorum,
parçalanıyorum.
sana yaklaşacakken dökülüyorum
sonsuz boşluğa.

olsun, biz böyle tamamlanıyoruz,
bir narın sayısız tanesi;
ancak bembeyaz sevgiye tutunarak
aşk oluyoruz.