15 Ocak 2013 Salı

hezeyan

ocakınonbeşi2012

eriyor şeker küpleri,
yavaşça doluyor çilekler
bir kabın içinde.
geçmişe bir nazire,
eriyor kumaş, çöküyor yatak
bir dünyadan diğerine geziyor karıncalar
sırtlanmış yüklerini.

denizler ayaklanmış
gökten aşağı dövüyor
taşı toprağı.
altın fışkırıyor güneşe doğru
ve çocuklar ağızlarını dayamış
kana kana içiyorlar ışığını.
senden besleniyor herkes,
binlerce göğsünden birini yakalayıp
bir ömür geçirmek istiyorlar.

ayaklanmış, yürüyor ağaçların hafızası,
bir gaddarlığı tokatlarcasına
zevkle gülümsüyor rüzgar.
seni koruyacak meleklerin nerde, anne,
diye soruyor dalından elmayı koparamayanlar.
elmalar ayaklanmış, mahşer günü,
kendilerini aklamaya kalkıyorlar.

yıkılıyorum bir şişenin içine,
önce kısık ateşlerde yanıyorum
sonra bir kilise organın ses telleri olup
ağlayarak vuruyorum kendimi duvarlara.
sana ulaşmak için
kendimden parçaları yem diye bırakıyorum
vücudunun farklı yerlerine;
sen avcı, ben av,
durmadan yürüyen bir göçebe gibi
uyuyorum
bir kabın içinde;
içime dolan çiçekler, güneş ve nefesle.
vur beni artık, yatır beni karnına.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

benim de söyleyeceklerim var!