22 Ekim 2012 Pazartesi

kırılma

ekiminyirmiikisi2012

kalp kırıklığının kokusu,
kalp kırmanın kokusundan daha katlanılabilirmiş aslında.

bir cenaze merasimi gibi
çıplak herkes, arınmış gölgelerden,
ne yaptığını bilmez bir adam peşinde,
hiddetlenmiş.

harcanmış bir dostluk, bir sevgi.
kimin ardından dökülecek gözyaşı?

mesele duymak, bilmek, öğrenmek değildi;
ama yapmaktı.
günaha dokunabilmekti
ve adam dokundu.
hem de en sevgi dolu anda,
en yıkıldığı anda
en yıkıcı günaha elini sürdü.

şimdi kimse bilmek istemiyor
neden ve nasılları; sevip sevmediğini.
aslına bakarsan önemi de yok.
evine taşınmış cehennemi tadınca,
düşünüyorum da;
çok geç zaten artık sevmeler ve özürler için.

ya elini sürmeyecektin sonuçta bu kırılmaya
ya da sürmeyecektin.


20 Ekim 2012 Cumartesi

bitsin işim

ekiminyirmisi2012

baba, ben kaçacağım buralardan.
kalbimi kıran ilk kadının adıyla.
kırdığım kalpleri bırakıp
kaçacağım buralardan,
çünkü nefes alamıyorum
dileyecek özürlerden,
bu yalnızlıktan.

ben sevmenin adını unutunca yaşlanmadım baba,
sevdiğim kadına ve diğer insanlara
bunu anlatamadığımda yaşlandım.
ben yaşlanmadım,
çünkü hep yaşlıydım
sevmenin yükü altında.

bir hayal o kadar ağır,
o kadar isimsiz, yüzsüz ve olmayan
bir ağırlık ki;
altında ezildim,
yok oldum.

nereden başlayacağım baba?
ölmeden ne olur insan?
ya da ölünce ne olur?
ya da biraz erken bitse hikayem,
bitse işim,
kim fark eder yokluğumu?

var mıyım ki ben?
neredeyim?

17 Ekim 2012 Çarşamba

neden çok umut etmeli

ekiminonyedisi2012

çok umut etmek gerekli.
çünkü umut,
çiçeğin poleni
ya da karetta karettanın
yumurtaları gibi;
yüzlerce, binlerce olmalı ki
hayata tutunabilenler olsun.

hayat,
yavruları yutan bir düşman gibi;
bazen rüzgar
bazen kum
bazen başka bir hayvan şeklinde
korkunun kokusunun peşinde.
çok umut etmedikçe
hiçbir şey renklenmiyor,
uçurtmalar yeterince yükselmiyor.

biraz az umut ettiğinde,
hemen tükeniyor olduğun - olacağın;
iş olarak geliyor,
yalnız olduğunu
yalnız öleceğini söyleyen bir ses olarak geliyor,
ya da sadece, geliyor üzerine.

işte bu yüzden umut et,
hayal edemesen bile
umut et ışığı,
bir gülümsemeyi.
yolları yalnız yürürken bile,
kimseye söylemeden
saç kalbini.
sen doğasın, sen cansın.

kimse bilmiyor - hatırlamıyor, ama insan sonsuz.
salt bu yüzden tükeneceğine inanma,
umut et, çok umut et;
'umut ediyorum, öyleyse varım' diye haykır tanrına;
ölümün sevgi dolu dokunuşundan kaçabilecek,
yarın aşık olacak gibi, umut et
ve büyüt mütevazı kalbinde
en güzel çocuğunu.

bu kış ne yapacağız

ekiminonyedisi2012

çocukların sesini dinle,
kuşlara katıl.
o kadar da kötü değil her şey;
sevmediğin ama sevdiğin bir adam alt tarafı
dokunduğun.
gözlerine bakmıyorsun diye çığlıklar atmayacak;
dünyası yıkılacaksa da
içine doğru yıkılacak
ve bilemeyeceksin tam olarak,
küçümseyip geçeceksin.

en umutlu hava
güneşin soğuğun arasından yüzünü gösterdiği hava bence.

soğuk iyidir.
insanlar kapanır kapıların ardına
ve birbirini dinlerler
ısınmak için;
oysa yazın dinleyecek bir şey yoktur pek de.

hareket etmektir yaz,
düşünmekse kış.
bu kış düşünme derim beni;
daha güzel şeyler var.

sen en iyisi
çocukların sesini dinle;
önce kuşların göçüşünü,
sonra da ağaçların hafifçe eğilişini izle.
daha çok yağmur yağacak üzerimize,
arınacağız daha sıcağın izlerinden.

ellerimi susturabilirsem,
ben öyle yapacağım.



16 Ekim 2012 Salı

koş

ekiminonaltısı2012

bir bebeğin umuduyla
uzatıyorum elimi ateşine yeniden.
bir bebeğin korkusuzluğuyla
atılıyorum yoluna.

sevmek var mıdır olur mu zamanla
bilmeden koşuyorum.
aklımda, kalbimde bir söz:
ağaç eğilir ama kırılmaz nasılsa.

geçip gidebilen insan

ekiminonaltısı2012

her şey yansın bu sabah
ve küller arasında uyanalım.
oyun yok, hikaye yok;
bildiğimiz hiçbir şeyin rengi
bildiğimiz gibi kalmasın
ve son kez bakayım
üzgün gözlerine.

yaşamanın ağır bedelini ödemekten
yaşamayı unuttuğumuz günler, mevsim bu.
geçecektir, elbet,
insan, geçip gidebilendir.

yavaşça soğudu hava
ve neşesi terk etti ağaçları.
yeniden doğmaya uyuyan tüm canlıları izledim.
üşüyen şeylerle yanan şeyleri gördüm;
gözlerimi kapadım.

orada, bir yer var
hayalini kurmaktan kendini göremediğimiz;
artık görmeyi dahi umut edemediğimiz.
şimdi unutmak için yüzümüzü çevirirken
tek umudumuz olduğumuz şeye inanıyoruz:

insan, geçip gidebilendir.

geçip gitmemeyi düşünmeden,
yürüyoruz.


15 Ekim 2012 Pazartesi

rüzgarın duyduğu hikayelerden biri


ekiminonbeşi2012

bir adam boşlukta geziyor,
bir adam boşlukta nefes alıyor.
başka bir adam
yabancı bir dilde aşık oluyor,
adına 'amour' diyor güzel sesli kadın.

tüm sesler o kadar uzak
resimler o kadar uçuk ki,
rüzgarın çarptığı her şey gibi
çaresizlik içinde çırpınıyorlar
kendilerini bir arada tutmak için.

hiçbir şey değişmeden eskisi gibi kalamaz,
değişen hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

bazen her şeyi çözeceğine inandığın bir hareket,
her şeyin sonunu getiriyor.
bir adam, bir kadın ve paylaşılmış bir umutsuzluk
birbirlerine vakfediyorlar kitlenmişliklerini.
sonra dünya boşluğa düşüyor,
aşkın cenazesinde buluşuyorlar
ve rüzgara söylenmiş sözler gibi
kayboluyor masalın tüm karakterleri.

yürüyorlar, uzaktan süzerek birbirlerini
habersiz kararıyor hava,
kayboluyorlar nedenini bilmeden.

bazı hikayeleri sadece rüzgar duyar.

vazgeçmeler

ekiminonbeşi2012

yüzümü nereye saklasam,
nereye saklansam 
yeterince uzak kalırım tüm insanlardan
ve artık düşünemediğim hikayelerinden?

hangi ormanda kaybolsam
yeterince karışır kanıma hayat,
yeniden doğar ihtimallerim de
korkusuzca yürürüm yalınayak
inşa ettiğimiz bu paslı dünyanın üstünde?

dibe kadar düşmek,
yeniden yükselmek içindir belki gerçekten;
ama ya o çok güvendiği dip,
bir bataklıktan ibaretse;
nefesi tükenirken insan,
biraz şefkat için
başkalarının yataklarında uyur
kendi yatağını ev yapacakken
göçmen bir kuş gibi ararsa kendini;
tutunacak, kolları arasına tüneyecek
bir ağaç bile kalmadıysa,
neden bu kontrolsüz çaba? 

bizim için bir son yok sevgili.
senin bana anlatabileceğin bir masal,
benimse saçlarına dokunabilecek
parmaklarım yok.

belki ölmek dedikleri budur.
kalbine üşüşen duman,
insanla hayat arasındaki sis;
isteksizlik.

merak etmiyorum iyiyi, güzeli 
ve umutların dünyasını.
herkese birer mektup bırakıp
özürlerimi sunarak
gitmek istiyorum.
unutulana kadar,
unutana kadar; 
mahşerde bile 
tanrılara kafa tutarcasına
uyumak istiyorum.



dibe doğru

ekiminonbeşi2012

ölülerinin başına dikilmiş çocuklar,
gidenin yerini gözyaşlarıyla dolduruyorlar.
nerede eksiklik,
orada ciğerler arasına sıkışmış bir kalp var.

bir yerleri terk etmek için,
orayı görmemek yeterli belki de.
içime yerleştirdiğin mutsuzluk
benden çabuk yaşlanıyor güzel göz.
çocuklar doğuyor, aşıklar el ele tutuşuyor,
hepsinden uzak, hepsinden uzak
alıp veriyorum keyifsiz nefesleri.

bugün, artık,
gözlerinden o kadar uzağa yerleşmiş ki kalbim;
kalbim o kadar uzaklaşmış ki bedenimden
sevmek cılızlaşmış, sevmek eskimiş
terk etmiş beni.

kendi cenazemin rüyası,
sırtıma bir dostun eli gibi sıcak dokunan keten,
birbirine dokunamayan eller geçerken içimden
hayat hala mı güzel,
biz hala mı hayatız?

fırtına yaklaştı, fırtına içimden geçiyor artık;
bırak beni enkazıma,
şehirleri ben kırarım;
geçsin sisler mevsimim,
geçsin artık çilesi.

yalnız da sevebilirim.

11 Ekim 2012 Perşembe

bu sevme meseleleri

ekiminonbiri2012

bazen öylesine çöker ki
insanın kendi karanlığı, üstüne,
en yakınındakine sarılmak ister;
oysa çöle en yakın bulutlar bile
aşka gelip ölümcül yolculuğa çıkmaz.

çok kaybeden çok alışır belki.
bilmem nerede durulacağını
bu maskaralıkta;
yürürüm ardımda şehirler, insanlar bırakıp.

bazen kimse dokunmak istemez kabuğuna,
bazen birden fazla el tutar bileklerinden, gidemezsin;
belki her zaman istersin o ele yeniden dokunmayı,
çünkü yaşamaktır dokunmaktır ister istemez.

bazen uzun uzun konuşabileceğin
bir sonbahar günü için,
bir parçasını bırakır gidersin kalbinin;
çünkü bir nefesten fazlasıdır
onun narin sesiyle yayılan nefesi.

uykuyu çalıyorlar senin sesinle,
uykuyu çalıyorlar hayal ettirerek.
çok da bir şey yok aslında,
yerleş kalbime, yerleş kalbime sadece.

2 Ekim 2012 Salı

bir şeyler anlatan şiir

ekiminikisi2012

bir el, diğerini tutarken yalnız hissetmez.
koskocaman, soğuk kayalar da 
içlerini oyan pınarlardan şikayet etmez.
eller ayrıldığında, o dev kaya kırıldığındaysa;
herkes biraz daha yaşlı, 
biraz daha yalnız izler olur çocukları.

bir kuzguni karanlık,
bir baykuşun yuvası
ve hayatı ısıtan güneşi sakladım içime.
gelip geçen dostların tamamının 
şerefine içtim bir kadeh;
sevdiklerimi düşündüm,
çok sevdiklerimi de.
ihanet ettiklerimi unutamadan
yaslandım sırtımı bir soğukluğa;
soğuklar hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmaz zaten.

değer verdiğiniz,
alacak neyim var ki 
veremeyeceklerimden başka
dedim onlara.
en çok sevmek istedim sizi, seni,
o da eksik kaldı, yetmedi gözlerim.

el, diğerini bir kere tutmuşken,
kaya bir kez dokundu mu narin suya;
nasıl bırakır aynı rüyayı görmeyi,
o bıraksa, rüya bırakır mı onu?

gözlerimde birikmiş anılar
düşüyor tek tek
yıldızlar gibi;
başka memleketteki sevgiliden de uzak
yanıbaşımda varlığın.

bir an lazım sevmeye,
bir göz yaşı
ve söz.

verebileceğim her şey burada,
sen, yokluğunu doldurmak için gelmesen de.

1 Ekim 2012 Pazartesi

oyuncu rüzgarla fırtınanın hikayesi

ekiminbiri2012

bir saklanma oyunu
başkasının oyuncağına dönüştüğünde,
ona anlatmak gerekiyor
kuralları sil baştan.

aslında iki resmi var her oyunun.
biri oyuncular,
diğeri oyun.
ama dekorun önünden geçmekle
onu görmek ve duymakla
oyuncu olunmuyor.

sırf korkuyorsun diye
bir hikayenin parçası olamazsın derdi bana
şimdi yaşlı bir adam.
bir güvensizliği üstlenip
pervasızlığına kızmak rüzgarın, seninki.
bir maskenin ardından
yürürken kaybolmak benimki.

hiçbir resmin hapsedebileceği bir sen,
o resmi yapmaya yüreklenecek de bir ben yok.
körelen şeyleri ve düş sisleri arasından
sabırla beklenecek bir şey var;
ama oyuncu rüzgarla fırtına birbirine karıştığında,
fırtına öfkelenip kükredikçe
oyuncu kaçıyor, elinde koruduğu
birkaç parça his ve hafif müzikle.

bir zaman, her zaman olsa,
rüyaları oyuncu görmese
ve onlardan başkaları uyandırmasa,
sıcak ve güzel bir memleket resmi olacaktı belki bizimki,
ismi ya da cisminin önemi olmaksızın, olacaktı sadece.

görmeyeceksen, bakma;
cesaret edemeyeceksen de düşünme derdi geceleri kendine.
görmek kanarken, düşünmenin
bu kadar zorlaştıracağını bilmezdi oyuncu rüzgar.

öğretti ona fırtına.