27 Ocak 2014 Pazartesi

biri bizi gözetliyor dünya

ocakınyirmiyedisi2014

kameralar gözetlerken severdik ağaçları.
soğukluğumuz baki olsun diye
yalnız geceleri okşardık kedileri.
her gece şehirleri yıkılır,
lanetler okurlardı birbirine insanlar;
sonra bir olup ağlarlardı
yıktıkları şehirler için.
şehriyar dürüsttü en azından,
acımasızdı, olanca gücüyle,
şehrazat'ın ağzından dökülene kadar
ilk masalın ilk sözleri.

şimdi daha gizli sevmelerimiz,
eğer kameralar izin verirse,
daha özel alanlarımız;
ihtiyacımız yok kimseye,
kendimizden başka.
aldanan da aldatan da;
aldanmanın intikamını alan da
aldanının hıncına maruz kalan da
hep biziz, benim, sensin.

bir de tek başına öpebilsen,
şu işteşlikten kurtulsak,
kim tutabilir ki bizi, beni, seni.

ne olur daha fazla çirkinleşme,
ne olur nasıl gözüktüğünü boş ver;
doktorlar, ilaçlar, müdahaleler
dolduramaz artık boşluğunu.
kameralar önünde sev hadi,
fotoğraflar için gez dünyayı;
bak, ama görme, gör ama hissetme.

sonra beraber şikayet ederiz
bizi izleyen kameralardan.

pazar gecesi sineması

ocakınyirmiyedisi2014

bir sabah uyandım,
terk etmiştin evi.
ağzımda yalnızlığın tadı,
aç karnım doymak istemez bir şekilde çırpınırken
yeni hayatım tam karşımdaydı.

önce umursamadım,
ama geriye bırakacak bir kıyafetin,
bir gözlüğün ya da notun olmadığını fark edince
dank etti kafama, elime, ayaklarıma
yokluğunun soğukluğu.

ya da belki de böyle değildi hikaye.

bir sabah uyandım,
sıradan bir gün gibi
özensiz, terk ettim evi.
ölü bir kedi gördüm,
yalnız kaldım bir an vicdanımda
ve işte tam o an fark ettim
seni terk ettiğimi seni sevenlerin ordusuna.

geri istedim sana dair şeylerin bir kısmını,
sensiz olmaz diye düşündüm uzun uzun;
ama bak, yıllar geçmiş üstünden,
o ilk gün gibi,
ben hala bir pazar akşamını sana adamış, geçiriyorum.
hayaletine sarılmış
seni çağırıyor,
arlanmaz bir şekilde,
huzurunda yaşamanın bir yolunu arıyorum.

24 Ocak 2014 Cuma

hicvi

ocakınyirmidördü2014

çağır iblisleri, çağır şeytanları,
kök salsınlar bize,
yıkılmamayı anlatacak bir şarkı söyle,
neredeyse oradan ayrılsın sözleri
biraz fazla için mahkum biraz azlar bizimle.

bırak loş kimin olacaksa olsun,
aydınlık bizim değilse, karanlığı yeğle,
karanlık kök salsın bizde;
sen söyle yine yıkılmamayı anlatan şarkıları.

hiciv bunlar, hep hiciv hayat,
oyuncular değişse de,
sahneler baştan kurulsa da
çok uzaktan bakarken
hacivat, karagöz ve beberuhi'yiz her zaman.

uzatmadan sarılmak lazım
yenidoğan heyecanıyla ne varsa etrafında.


22 Ocak 2014 Çarşamba

tekeffül

ocakınyirmiikisi2014

endişen boşunaydı da
haberin yoktu işte.
bazen üstüne gelen
senden azdı ama
bilmezdin, kör gözlerin bilmezdi.
sen, üstünde yüzyılların ağırlığı,
tüm katil ve maktülle uyurdun da,
her katil kain,
her maktül hevel'di aslında.
baştan başlardı hikaye her seferinde,
ama sen, iğrene iğrene,
yığardın karnına
tüm soğukluğunu her ilk katlin.


20 Ocak 2014 Pazartesi

bir kaygı kaynağı olarak yansıma

ocakınyirmisi2014

bir gölgenin gölgesi üstümüzdeki güneş,
boyunlarımızdan kavramış
başka dünyaların gökleri.
geçmişin ve geleceğin yazdığı
bir defter içinden geçiyor ışık,
biz doğuyoruz,
ödünç harfler gibi, kısacık, harcanabilir.

öyle büyük ki inancımız,
öyle geniş ki varabileceğimiz sonuçlar;
tanrıların parmaklarını görebiliyor,
sözlerini ezberliyor
ışık arıyoruz,
kendi yansımalarımızı göndermek için
başka dünyalara.

titreşimin sesi mi olurmuş?
çığlık çığlığayız oysa burada;
sesimiz her yerde,
duyduğumuzsa sadece
alkışlarımızın sesi.
yaratılarımıza hayran,
yaratılara soğuk,
yaratanların koynunda bir yer için düşkünüz.

neylesin bu nobran,
keskin, kirli sözleri üreten ruhları, yaratan;
kusurlu etlerimiz bile
daha samimi, daha saf.

o kitap ki, kimin eli değse,
yalnızca kiri kalır üstünde,
bizi kemiriyor,
el yordamıyla yolunu bulamayacak kadar
kör ediyor.
sor öyleyse, sor, korkma,
neden başka bir zamanın,
başka birinin sözleriyim,
ama kendim gibi hissettiğimde
içinden çıkılmaz bir kaygı duyuyorum?

19 Ocak 2014 Pazar

geceye düşerken

ocakınondokuzu2014

bazen tanıdık bir ses, duymak istediğin,
bir gece boyunca yanında sevdiğin bir koku;
bu yalnızlığın bir ömre bedel olduğuna inanırken yavaş yavaş
bir uykuyu ikiye bölüp uyumak aradığın.
ve bazen, adını bilmediğin insanlardan korkarken,
onları sevememekten,
yarın gideceğin yeri düşünmeden sevmek dünyayı,
dünya gibi serilirken, tapınağın üzerine kurulduğunu seyretmek,
yabancı bir tapınak değil, bildiğin bir inancın eseri;
bir insanın etini, kanını, canını özlemek değil,
ama insanı özlemek, ona dokunmadan
ya da bazen sadece dokunarak gidermek yalnızlığı.

bazen, bir esinti geçiyor içimden,
bir başkası değil, onu bıraksın içine istiyorum,
uzun uzadıya değil belki, ama
arada bir sarsılsın yalnızlık diye.
vaat edemiyorum hiçbir şey,
ne kendime, ne etrafımdaki güzel şeylere;
her ne güzellik varsa, ben için değil şimdilik.
hava karardığında, gece geldiğinde
içimdeki soğuk rüzgarlara dur de arada bir
bildiğim bir ses, bir dokunuş, bir uyku ile,
fazlasında yok gözüm.
yeni bir borç için belki de çok yaşlıyım zaten.

18 Ocak 2014 Cumartesi

yezidi bir hikaye

ocakınonsekizi2014

uzaktan bakabiliyordum sana,
yalnızca uzaktan.
sen olanca soğukluğunla
bir daldan korkusuzca düşerken.
sen miydin hayal,
yoksa ben mi kaybolmuştum
yaratımın renkli rüyalarında?

bir çizgi, senden başlayıp
ülkeleri delip geçiyor,
bulutları yarıp geliyor yanıbaşıma.
dokunmuyor bulunduğum noktaya.
bazen etrafımda bir çember olup
hapsedersin beni ikimizin sonsuzuna kadar.
çıkamam, terk edemem, olduğumu,
dokunamam sana 
hemen yanıbaşımdayken bile.

böyleydi işte hikayesi iki noktanın.
biri diğerine dokunamadan geçti zamanları.
nereye kadar koşacak,
nereye çarpacaklardı 
bu koca boşlukta,
hiç bilmeden
hangi toprakta bıracaklardı izlerini
hiç düşünmeden ne olduklarını.

belki de değmeyecek, dokunmayacaklardı birbirlerine,
bir anıları dahi olmayacak
ve böylece bitecekti 
kısacık ömürleri,
gökten düşen kar taneleri gibi
aynı ve uzak,
kısacık bir an için var,
sonsuza kadar yok.

13 Ocak 2014 Pazartesi

plastroid

ocakınonüçü2014

gece gelip üstümüzü örttüğünde
nereye eğileceğimizi bilmeksizin
koşuştururuz uykularımıza.
eskiden olsa uyanır, sohbet eder,
sonra yine uyurduk.
öyle ki, hayal et,
karanlığı yaracak ışığımız olmasa
ne yapardık birbirimizi dinlemek
ya da uyumak dışında?

oysa bugün, her an ulaşabiliyoruz
sevdiklerimize, sevmek istediklerimize;
hep beraberiz, yalnızlıklarımızdan yoksun,
en ufak anı dahi doldurmak peşindeyiz.

bir gece olanca soğukluğuyla
musallat olmadıkça üstümüze,
daha çok sevmek için yer ve zaman da yok bize.
hep biraz eğreti, plastik paketinden çıkarmadan
sıkıldığımız oyuncaklar artık insanlar.

her şey olduğundan daha büyük,
ama saklanamaz olmuşuz gölgelere.
uzun bir gece örtse üstümüzü
ve soğuğunda sarılsak sevdiklerimize;
yoksa, başka türlü olmayacak bu iş.

4 Ocak 2014 Cumartesi

pardon yahu

ocakındördü2014

geçmişe gömdüklerimiz,
siz konuşsanız neler olur,
kim yerinden edilir,
hangi kral düşer yerinden
meğer çıplak çıkar, adını bilmem.

o değil de, ben yerimden edilmişim,
ben dünyadan edilmişim.
tamam belki küçük,
belki minnacık,
ama ne kadar büyük olduğunu sen mi bileceksin.

geçmişimiz çok büyük,
geleceğimiz çok büyük,
biz çöller boyu
yürüyen penguenler,
bize hikaye anlatmasınlar.

hiç fikrim yok,
biz nerdeyiz, kimiz ki biz;
dikey değil ki bu hareketler
borazanlar çalıyor (çalıyor mu söylüyor mu?).

aman be kardeşim,
bizim memleket uzakta,
turist gelmişiz bu dünyaya,
sevdiklerimiz kemikleriyle uyuyor,
sen insanmışsın, sen düşünüyormuşsun
günün sonunda ne fark eder;
pardon pardon ben buraya ait değilim
diye bağırıp duruyoruz işte.

1 Ocak 2014 Çarşamba

gitmek

ocakıknbirincigünü2014

umutlarımız büyük,
yaşadıklarımız küçük;
nereye nereye gidiyoruz?

güzel-el

ocakınbiri2013

o değil de,
neydi o geçen sene
ve önceki sene
ve daha önceki.
dönsek dönsek dönsek
hep geriye ama ileri doğru.
sen öyle de güzeldin,
hep güzeldin zaten.