30 Aralık 2013 Pazartesi

gözcü

aralıkınotuzu2013

şöyle bir bak etrafına,
ne görüyorsun yaşlı adamların
birbirini yeme mücadelesinden başka?
ne kadınlar var bu işte,
ne çocuklar,
ne de bozulmamış gençler.
bir grup adam hiç durmaksızın
birbirinin sırtına çıkmak için çabalıyor var güçleriyle.

böyle zamanlarda
bizim dünyamız hepsinden uzak,
hepsinden daha yalnız geliyor.
gün boyu -bazen- gece boyu
eldivenler elimizde,
pislikle oynuyoruz,
ama belki de soru
o eldivenlerle birinin elini
sıkıp sıkmadığımız.

sıkmıyoruz be can,
sıkmıyoruz kimsenin elini
başkalarının pisliğiyle.
bazen tanışmıyoruz yeni biriyle
sırf yer etmemek için
kimsenin kirli zihninde.
bu yüzden küçülüyor dünya,
kaçıyoruz bilmediğimiz memleketlere.

çünkü dünya, her zaman açlığı büyüyenlerin.
sen ve ben, ya tükenmenin eşiğinde
ya da tüketmekten gözü dönmüşlerin elindeyiz.
biraz daha gavur, biraz daha yakın allahımıza,
tek derdimiz, bir günü daha izlemek dünyayı,
her yandan kemrilirken.

bir nevi gözcülük işte bizimki,
hayatta olduğumuzu kanıtlamak için
aldığımız nefesler, o kadar.

kararsız element

aralıkınotuzu2013

tüm bildiklerimde biraz sen,
biraz da ben vardı.
bir inancın hayaleti,
vazgeçemediğim bir tanrı
ve ikinizi de yitireceğim korkusu hakimdi.
rüyalarımdı hükmettiğin
ve bir gün bile geçmezdi ki,
yenilenmesin isyanının ateşi.

bir duman yükseliyordu bizden
ama yangının sıcaklığı eksikti.
her şey yansın, benimle yan istiyordum;
birbirimize karışırken yok olalım,
yarım kalsın kavuşmamız.
ölüm döşeğinde yeniden doğup
bir kelebek kadar yaşamaktı
bize yakışan son.

zıvanadan çıkacaktım
ve dünya bir kez daha
sadece benim olacaktı.
krallar ve kraliçeler
kutsanmaya getirecek bebeklerini;
bu günün geleceğini bilen kediler tilkilere gülecekti.

tüm bildiklerimden ufak ufak ayrılırken sen,
doldurdum boşlukları kendimle.
bir kangurunun kesesini yadırgaması gibi
yadırgadım yarattığın büyük boş salonları
ve onları doldurduğum ıvır zıvırı.
başka bir cennet mümkün,
sadece zaman çok kötü.

keşke geçen zaman kadar kararlı olsa gelecek de
ve merhametine yerleşsem yeniden.

25 Aralık 2013 Çarşamba

iyi sıhhatte olana methiye

aralıkınyirmidördü2013

dizlerinin üstünde dururken taşıyordu dünyayı,
mevsimi döndürmek için yeniden.
kan ter içinde bir garip emekleme,
nereye gittiğini bilmeden takip ediyordu yolu.
yol dediğine bakma, 
ışık yok, varılacak yer yok, 
bir garip patika, sonu ansızın gelen.
geride hep eksik kalanlar, tamamlanamayanlar.

gayesi tamamlamak değildi başkalarının hayallerini,
kapris ya da oyunlarını;
nerede ne varsa, sahibi olduğunu iddia edenlerindi her şey zaten,
o sadece canından bir parça can istiyordu.

şimdi o yanımda olsa, tüm bu çile,
çözümsüz gözüken sorunlar,
doğrulamayan ben, 
çözülürdü ona adanmışlıkla.
lakin bu çektiğim çile,
ciğerlerimi dolduran hava 
ağır geliyor yokluğunda;
yoksa kim ki karşımda dursun,
çelme taksın düz yolda bana diyordu.

seni kendinden korudu önce,
sonra kendini kötülükten;
ama doymak bilmezin eli üstümüzde,
nereye kaçaydı da 
kuraydı evrenini?

kimsenin elindeki büyüde değildi,
ama büyüsünün peşindeydi.
tam bilmeden sözlerini,
bir şarkı gibi mırıldanırdı kendi kitabından cümleleri.
neticede,
bir adam varmış, 
bir şehir varmış,
bir de şehir değiştikçe kaybettiği barış.

daha ne kadar güçlü olabilirim ki,
kaç defa daha ikna olabilirim;
boynumdaki muska, elimdeki nazar boncuğu,
içimde hasta yatağına mahkum 
bu sevgiyi 
daha ne kadar canlı tutabilirim ki, diyordu.

söylenme dedikçe saklandı kendine,
kefeni, bedeni,
yürüdü bilmediği yolları.
içinde yaşayan var mı bilmeksizin,
kaybetmektense kazanmamak için
tüm oyunlarına yüz verdi 
üç beş itin.

nerde şimdi, mutlu mu bilmem,
ama sözlerini işitirim geceleri,
bir daldan ayrılan yaprağın 
toprağa değmeden hemen önce bulduğu gibi bulur yaradanını.
ona süzülür mırıldanarak,
sınama bu kulunu nobranlığıyla yarattıklarının
sindim merhametine,
al da kurtar canımı. 

iyi sıhhatte olsunlar.

22 Aralık 2013 Pazar

barış

aralıkınyirmiikisi2013

geç kalmış adaletin adalet olmadığını söylüyorlar.
haklılar da.
fakat önce kuralları koyan da
hayali şüphelilere cürüm atan da biziz.

bir anda, yüreğin savcıları bağırıyor
yüksek tavanlar altında,
hüküm isteriz diye
ve sanık, bir bakmışsın, gıyaben hüküm giymiş,
kalbin karanlığına yöneltilmiş bir ayıp ile
kınanıyor.

bazen, adalet geç kalmalı.
geç kalmalı ki,
sonra hükümlünün gözleri yeniden karşında durduğunda
oynamasın yer yerinden
hayaletinin uyuduğu kodeslerde;
bir af uydurma zahmetinde bulunmasın
dünün ateşli iddia makamları
ve geçmişin sevgisine
yenik düşerek
kendiliğinden yenilenmesin
kırılan kalemler.

zaman, eğitiyor kalbin katı yollarını
ve emin olduğumuz cennetin yazgısı
kırılıyor bin bir parçaya.
her biri birbirinden parlak yollar,
geçmişi tüketip geleceğe yöneliyorlar.

yüreğimdeki bütün cevval savcılar,
yarın indirecek gardlarını
ve affedecek tüm kınanmışları,
çünkü onları kabul edeceğim bir cennetim de
gözü kapalı gönderebileceğim bir cehennemim de yok.

affedin, tüm cürümleri affedin,
kimimiz, kimsemiz yok birbirimizden başka
bu büyük ve yalnız dünyada.

geç gelen bilgelik

aralıkınyirmiikisi2013

şimdi soru, geçmişi ne kadar diriltebileceğin belki de,
ya da hangi kutularda, el değmemiş sakladığın, anıları.
kimin bu kutsallığa sarıldığı ve hangi bayramı kutladığı
kendi içinde sessizce belirsiz.

yalnızlığın bencilliği, ya da bencilliğin yalnızlığı
şimdi tadını bildiğin.
bir ulağın hızla yol alışı gibi
kaşla göz arasında yetişiyor sesin
ve ben cümlelerin bitmeden biliyorum
ne söylediğini, ne anlatmak istediğini.
ama yüreğim yetmiyor
geçmişi yeniden yaşatmaya;
geçmiş, kafiyesiz ve yarım kalmış bir şiir,
varlığı aşağılanmış.

şimdi soru, geçmişten ne kadar kopacağın belki de,
bugün için, şimdi için, bir kapıdan geçip,
sonsuza dek geçmişi kilitlemek
ve yüzünü çevirdiğin anda, dünün hayaletleriyle yaşamak.

sana hiç ihtiyacım yoktu, ama görmek istedim seni.
en mutlu anımda, sözlerin kulaklarımda,
vicdanımda bir demir çapa, durdurdu beni.
belki hiç önemi yoktu ama, 
bir adım ötede olduğunu bilsem
uzanırdım elini tutmaya.

bazen bir parça kağıt ve üzerindeki not,
yeterdi hayata döndürmeye insanı;
ben çok kez döndüm, yatağımda bir ölüden
hiçbir şey olmamış gibi yürüyen bir adama
ve boşluğuna methiyelerimle
unuttum paylaşmanın altın çağını.

şimdi soru, yürüyüp yürümeyeceğin, 
cehennem bile olsa onun diyarı.

15 Aralık 2013 Pazar

bir şey olmuş gibi

aralıkınonbeşi2013

hiçbir şey olmamış gibi uyandım bir sabah.
sanki o gün, yalnızca ertesi gün seni göreceğim
herhangi başka bir günmüş gibi.
ama o gün de göremedim seni
şimdi hatırlamadığım bir sebeple.

ertesi gün, hiçbir şey olmamış gibi uyandım,
bir kez daha.
sana söyleyeceklerim vardı,
onun yerine açıklamalar yaptım insanlara;
mutsuz bir dünyada, mutlu olmaya çalışan
bir çocuk hakkında.
sayısı artıyordu anlatacaklarımın,
fakat göremiyordum seni, arayamıyordum, yazamıyordum.

galiba bununla ilgili bir şey söylemiştin.

bitmek bilmez rüyalar geldi.
yorgun uyanır oldum sabahları,
bedenim, uykularda olduğu karakterlerle
onlarca kez şekil değiştirirken,
tek gözüm açık seni arıyordum yanımda.
sen yoktun, başkası da yoktu,
yanımda bir boşlukla uyuyakalıyordum.
unutmuşum yalnızlığın tadını.
sevmediğimden değil, sadece unutmuşum.

hiçbir şey olmamış gibi yapmaktan yorulana dek
toplamayacağım bıraktığın dağınıklığı.
ama yastık bile dillenip soracak gibi geliyor,
nerede bu kız? iyi mi?

ismi silik, yüzü silik, kararsızlıklarının arasından
bir karar tutmuş elinde
kendi yolunu aydınlatıyor olmalı.

bir şey olmadığından değil de,
kötü bir şey olduğundan bu huzur;
tsunaminin silip süpürmesi gibi ne var ne yok.
deniz, aynı deniz, ama sadece bir karmaşa bırakmış
çekilirken evine.
bir şey eksik, üzerinde yürüdüğümüz toprakta,
uzandığım yatakta,
kafamı koyduğum yastıkta
ve sen adını dahi geride bırakmadan gittiğin için,
uzak, isimsiz bir memleket gibi bu boşluk.

her şey ayaklanmış, şarkılar konuşuyor,
çember tamamlanmış, daralarak nokta halini almış,
yeni bir cümleyi çağırıyor.
bir şey olduğu belli.

12 Aralık 2013 Perşembe

inziva

aralıkınonikisi2013

kar gelince, çekilirdik evlerimize,
dışarıdakilere üzülür,
ellerimizdeki çatlakları gösterirdik birbirimize.
kışla öğrenirdik kendimize dönmeyi
neyin eksik neyin fazla olduğunu.
ve işte bu yüzden gerekliydi bu soğuk,
doğanın soğuk avuçlarında yaşadığımızı
yeniden öğrenmek için.
yehuda ya da ali'nin katilleri ile alışmaktansa insanın soğuğuna,
icapsız, kabülsüz katıldığımız bu sonsuz karmaşayla öğrenmek
elimizdeki her şeyin değerini, değerliydi.

bir şarkı söyleyip ruhunu çağırmak isterdim bazı geceler,
soğukta uzanmış yatarken;
neredesin, ne yapıyorsun bilmemeyi.
kapının dışında bırakabilmek değildi kış, kar;
bilakis, göğsünün tam ortasında
oldukları gibi kabul etmekti,
zihnin arşivine kaldırabilecek kadar
kabul etmekti var olan tüm sevgileri, kırgınlıkları, hısımlıkları.

gelip geçiciyiz, mevsimler gibi;
invizam gelip geçici.
kış geçecek önce;
kar, yağmura dönüşecek,
sonra en sevdiğim bahar gelince
çıkacağım inzivamdan.
güzel kutular bulacağım anını yerleştirecek,
ona kimsenin dokunamayacağı bir yer belirleyecek,
dualarla yavaşça erimesi için emanet edeceğim doğama.

o zamana kadar, göğsümde uyuyacaksın,
o zamana kadar, yalnızlığım biraz kalabalık olacak,
inzivam biraz eksik.

8 Aralık 2013 Pazar

mut düşüyor. mut düştü.

aralıkınsekizi2013

öz gibi, mut;
iç gibi, bağımsız,
şekilleniyor ruhu mutun.
bir el değiyor,
eksiliyor olduğu,
ayrılıyor denizler,
mutun ruhu bölünüyor ikiye;
iki parça mutsuz,
eksik şimdi.
bir elin tuttuğu bıçak
diğerini ayırıyor bedeninden.
yıllar, zamanlar dökülecek gibi geliyor,
mutun kendi kendine
yeni bir diyar kurması.

hiç başlamayacak gibiyken,
önce hiç bitmeyecek gibi kandırıyor seni;
sonra bir bakmışsın,
bir tek sen ikna olmuşsun mutun kalbinde yaşadığına;
ta ki, mut kopup gidene kadar.


nefessiz, bir can, çekiyor içine;
cansız, bir nefes çekiyor mut.

ve kapanıyor perdeler,
yarım kalanlardan ibaret.

7 Aralık 2013 Cumartesi

uykuda cevap

aralıkınyedisi2013

gece cevap veremeyecek durumda,
uykuya dalacak,
ama duruyor;
karanlığını sarmadan
güneşin yüzüne.

sen, geçmişten, bu zamana,
hiç yaşlanmadan gözlerin,
bağırıyorsun;
"ben geceye doğmadım çocuk!" diye.

itiraz edemem,
itiraz edemem.
hayaletine sarıldım ben.

6 Aralık 2013 Cuma

panaromik

aralıkınaltısı2013

nerde kaldı bu gecenin ilacı?
bir memleket gibi borca batık
tüm sözlerim.
ses yok, soluk yok;
evde kalmış tüm aileler,
kar altında bir mahalle
elektrik kesik.
el ele tutuşmanın
ilaç olduğu bir zamandan bahsediyor yaşlılar,
oysa yaşlılar yok,
kaplumbağa yarıştırıyorlar
zihnin geçmişinde.

sevmekten arındırdığında kendini,
bilmek kalıyor sadece;
kapana kısılmış bir kapan,
duvarları yazılarla dolu bir mağara,
yazı üstüne yazı,
ayırt edemez olmuş bilmek.

sadece nefes almaktı bazen  ilaç,
ciğerleri arındırmak yüklediğin zehirden.
ölüme paralel yürüyebilmek,
gezerken düşmeden düşünmek
elini tutmayı, öpüp koklamayı.
gidecek yerim yok seni bilmekten başka,
sevmekten değil bu çaresizlik,
iktidarını kuramamaktan yalnızlığa
biri yanıbaşındayken
ya da binlerce kilometre ötede.

istemeden sevdi geceyi,
getirdiği soğuğu, çaresizliği.
en uzak memleketlerden geldi
pembeye çalan orkide.
bazen gece, keyifli korkularla dolar,
dönerim evime.

huzurun şekillendirdiği her yer benim,
içinde yeşermesen de
içinde olmasan da sen, sevgi.