13 Ağustos 2013 Salı

selamül kardeş

ağustosunbeşi2013

ey dost, kardeş, can,
ey yanıbaşında parlayan fener;
ışığın başkalarının yakınında parlayacak diye
bu üzüntüm.
yoksa bilirim ne bitecek aydınlığın
ne mesafeler uzaklaştıracak bizi.
ama uzun mesafeler koşarken,
bazen, hem en önde koşan
hem de onu takip edenler
biraz yalnız kalır.
er ya da geç sona erecek, maraton,
yine kutlayacağız, hep kutlayacağız, birlikte.

şimdi git can,
bırak, yürek ağlasın önce,
sarılsın kalanlar birbirine.
sonra yine beraberiz, hep beraberiz,
ışık hep ışık,
biz hep aynı biz.
özleyerek pişsin bu dostluk.

ey canların babası,
koru yuvadan uçanı.
açık et yolunu,
ayrılsın ama kopmasın evinden
su gibi kıvrılsın yaban ellerde,
memleketler dar gelsin de
kalbinde bir tutam yerimiz
hep baki kalsın.

su gibi git, su gibi gel, su gibi gelelim bir araya.



yeni olmak

ağustosunonüçü2013

dinledim zaman boyu dünyanın müziğini,
ağaçlar eğildi, kuşlar binlerce ses verdi.
ben onlara gülümsedim;
ayaklarım ufak kaldı dünyanın büyüklüğünde,
zamanlar eskittim de göremedim
köşesini bucağını aradığım diyarların;
taklit edemedim seslerini.

bak, sen görmüyorsun belki,
belki duymuyorsun seslerini ama
kafamda, kaderinde gezinen binlerce minik ruh,
seni arıyordu, seni izliyordu.
adın yoktu, cismin yoktu,
öyle kocaman gözlerin hiç yoktu
ama sen vardın,
bir parça hayal,
iki parça can.

şimdi kulaklarımda tek ses olmuş kelimeler,
kök salıyor betonarme bir dünyanın zeminine;
böyle güzel her şey,
buradan doğacak hayat yeniden,
seninle, sende.

bir hayal kur benimle,
bir tutam sen gel, bir tutam ben geleyim
ve dönsün dünya,
etrafımızda.
çok aramadan, çok olmuyor,
çok olmayacaksak, hiç olmayalım.

1 Ağustos 2013 Perşembe

dünyalı sorunsal

temmuzunotuzbiri2013

dünya, onu bildiğim,
çıplak ayakla yürürken tanıdığım yer değil artık.
onu güzel yapan insanlar ölürken,
çirkinleştirenlerin yüzleri
her zamankinden daha ortada,
daha fazla gözlerimin içine bakıyor.
ve bu hakaretin ortasında
bir sahranın hayalini, hayaletini
ayakta tutmaya çalışıyor
bir avuç insan.
bir çığlık atıyor, bir hayatı alıyor insan
umursamaksızın.
oysa öyle bir gelecekti ki güneş,
her gün yeniden aşık olacaktık yaşamaya
ona baktıkça.
öyle bir gülümseyecekti ki sevgili,
yüzüne çarpan rüzgar,
ayaklarını kesen çakıl taşları
masalın en güzel kısmında
kaybolup gidecekti.

şimdi herkesin ayakkabı var,
herkesin çatısı koruyor onları rüzgardan;
acı çekerken bile aşık olmak
uzak bir hayal,
çünkü çıkarlar, çıkarlara aşığız biz,
düşmeyenlerle yaşıyoruz aşklarımızı.

kim değer artık, düşerken düşmeye,
düşecekken kendini altına sermeye?

barış, gel, bakma uzaktan,
dünya inandığın kadar senin.
ikimiz sığabiliriz bu hikayeye.

9 Temmuz 2013 Salı

temmuzunsekizi2013

heyhat simetri, yoksun sen!
bir izdüşümüymüş özgür olmak,
cennetin güneyinden bir kare,
yedi kat neşen de var mı
dinlediğimiz hikayelerinde?

oysa hiçkimsenin göğsünün sağında
bir yürek daha yok.
her şeyi tamamlayacak
bir diğeri var da,
bedenin bir diğer kalbi yok,
karmaşasını bitirip
doruklara yerleşecek.

bu yüzden; heyhat aşk,
tüm arananlar, arayanlar,
bu yolda kaybolanlar ve
bir tutam sevgiye yürek paralayanlar;
her söz yarım, eksik size!

kalbin izdüşümü mü olurmuş zaten.

2 Temmuz 2013 Salı

iç hastalıkları

temmuzunikisi2013

eleminden doğuyor denizler
ve sahte gemiler inşa ediyorsun
senden beslenen.
boğazında eski bir idamın ipi,
ölümsüz, yaraları nihanın bir parçası
çıplak elleri ile dünyayı tutuyor.
böyle unutuyor ancak boğazındaki acıyı.

herkesin benzer soruları var,
eksik ya da fazla cevapları,
bir yol açmak için uğraşıyor
tüm canlılar,
başkalarının geçmişinde.
sırtlanmış zamanı,
kapalı kapılardan geçmeye çalışıyoruz
başkalarının güvenli limanlarına.
tek umut, orada bir sığınak bulabilmek.

kuraklıkla çözülmüş bir hastalık seninki,
af dileyecek duvar yok, ağlanacak gözyaşı;
son ölüm, boğularak gelmişti
'tanrım, bu köstekleri al içimizden' diye bağırarak.

devam edebilmekten de yorulur insan,
o zaman işte, tam o zaman
yalancı gemilerin yetişir imdadıma,
inanırım bir an suyun su, ahşabın ahşap olduğuna,
bırakırım kendimi ölümcül oyununa.

düşmek bilmeyen bir adam düşene kadar
sürükleneceğiz biz senle,
neyin var neyin yok benim,
neyim var neyim yok hep senin;
kavuşabildiğimiz kadar kavuşup,
nefes alabildiğince yaşayacağız. 

biçareye çare kala

temmuzunikisi2013

yalnız da olabilirdi belki
hiç tanımasam seni.
hep barış içinde de olabilirdi
eğer tutkular, sevmekten ibaret,
şekillendirmeseydi bizi.

habersiz, küçüldü dünya
ve insanlar unuttular 
birbirlerine olan düşkünlüklerini.
aklımda, sevmenin anıları,
çerçevelerinde sabırsız resimler,
seni arıyorum bu kalabalıkta.
ışıkları çekilirken şehrin
kör gözlerim düşüyor,
güneşin ışığından başka ışıkta
parlamıyor gözlerin.

evimde, saksıda çiçekler,
görülecek cenazeler için yetişiyor.
her biri henüz doğmamış bizler için,
ölmeye doğan evlerin son süsleri.

dünya öyle küçüktü de
bulmak zordu yine de seni;
meşguldün belki de başka şeylerle,
gidemediğim yerlere gitmekle 
ya da geçmişi aramakla mesela.

anlaşamadığımız bir şeyler vardı da
umrumda değildi onlar sen gülümsediğinde.
omuzlarımda dünyalar olsa, fark etmezdi
sen gülümserken.

sonra bir an, vazgeçtin gülümsemekten,
soğuk bir rüzgar sürükledi seni sözlerimden.
uzaklar sessiz kaldı, gömüldüm kendime,
susamadım da, çıkmadı sesim.

sen varken çektiğim bu yalnızlık,
yokluğundan beter bir müsibet.
gel, tamamla yeniden,
yalnızlıkla olmuyor artık.

sen'in

temmuzunbiri2013

yasla bana başını, korkusuzca.
hiçbir şey ulaşamaz sana
ben sardığımda dünyaları.
hayaletimin ulaştığı her yer senin,
ormanlar ve nehirler, senin için.

biliyorum, sevgi kırılgan,
ve sonsuz sevmek , zor;
ama kollarımdaki 
bir bebeklik dünya senin.
gel, korkusuzca,
burada düşmek yok sana.

ve belki, gel tüm şeytanlarınla,
korkmuyorum senden gelenlerden;
korkularını al da gel,
tek tek göster yaralarını bana,
belki doktor bile olabilirim bir gün.
yeter ki gel, yerleş, sahip ol
kendiliğinden yeşermiş bu dünyaya.

her şey senin için,
senin için her şey,
her şey için, sen.