17 Mart 2016 Perşembe

uzaklarda yaşam

martınonyedincigünü2016

uzaklara gelene kadarmış uzakların büyüsü.
uzaklara ne götürdüğünle alakalıymış
orada ne bulacağın.
evinde ağır ağır katları çıkan asansörler
uzaklarda da ağır ağır yol alıyormuş.
uzaklara duyduğun özlem,
uzaklarda da uzaklara oluyormuş.

anlattıkların ya da anlatabileceklerin
sen değişmedikçe aynı kalacakmış.
nereye gidersen git,
her daim senin olan tek memleket
içine sığındığın
modeli eskimiş, tekleyip duran bedeninmiş.

bir adım ötendeki mutluluk
nereye gidersen git,
bir adım ötende kalacakmış meğer.
değiştiğini düşündüğün her şey
ne kadar uzağa gitsen de
sadece yer değiştiriyormuş.

beraber düşüyoruz nereye gidersek gidelim.
uzaklarda da içimiz içimizi yiyor.
bileklerimize bağlanmış zincirler,
ruhumuza işlemiş adaletsizlik,
anlamını unuttuğumuz barış,
nereye gidersen, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş
omzunda, yük gibi duruyormuş meğer.

bu kendimden uzağa nasıl giderim?
kurallarımı dinlemeyen kendimi
hangi hurdalığa bırakıp kaçabilirim ki?

hiç bilmiyorum.

10 Şubat 2016 Çarşamba

herhangi birinin hikayesi

şubatındokuzu2016

ellerim açık, göğe selam duruyorum.
ayaklarım çıplak, yere selam duruyorum.
içimden geçenler çarpıyor oraya buraya
izler bırakıyor,
bu yüzden hareket etmiyorum.
ben yıkımım, sadece durduğum yeri yıkıyorum.

sevdiğim yeşil ve maviyi anıyorum gözlerim kapalı.
içimde hala senin tüm renkler,
bense az sonra solup gidecek bir gelincik
zamanımı dolduruyorum.
bitmek bilmez zamanlardır bekliyorum
soruları, cevaplarını.
usulca sokuluyoruz birbirimize tüm çiçekler
yüzlerimize çarpan rüzgara muhalefet.

ne zamandır buradayım,
kimin nesiyim bilmeksizin koşuyordum bir vakit.
ilk çemberi tamamladığımda fark ettim
ardımda bıraktığım yıkımı.
tökezledim önce,
kendimi gömmeye kalktım da
reddetti toprak nefsimi.
o vakit dikilmeye başladım kimseye sormadan,
kendi başıma.

önce arkadaşlarım düşmeye başladı, tutamadım;
nereye gittiklerini soramadan uğurladım onları.
düştükleri yere saplanmaya başladı ayaklarım.
sonra ellerim, kollarım kalakaldı öylece,
hareket edemez oldum.
göğsüme yerleşenleri hissedince ayıldım;
ben, dik durmaktan yorgun düşmüş meşe,
oldum olası yerimde duruyorum,
görmüyorum, lakin hissediyorum, soğuğunu
etrafımda dönen yıkımın.

oysa içimde, her şey hala mavi ve yeşil,
bense kırmızı bir gelincik,
geçmişimi yaşadım, geleceğim belirsiz
boynumu sonsuza dek bükmeyi bekliyorum.

24 Ocak 2016 Pazar

uykusu

ocakınyirmiüçüncügünü2016

sana açtım gözlerimi.
sana baktığım gibi kendimi gördüm,
ete, kemiğe yansımıştım
da hatırlamıyordum sen olduğumu,
söylemiyordun da zaten açık açık
ama en derin uykularımda fısıldıyordun kulağıma:
'biriz, beni utandırma'.

ve yürüdüğüm her an biraz daha utanışını izledim
bir ömür, biraz tatlı, biraz tatsız
bir gölgenin gölgesinde geçti.
değişti değişecek derken
olduğu gibi tükendi.
sen kimdin, ben kimdim asla tam bilemeden
kendime sarıldım, seni koklayarak uyudum.

13 Aralık 2015 Pazar

geçerken uğramak

aralıkınonüçüncügünü2015

geçiciyiz be bir tanem,
öyle geçiciyiz ki
geldiğimiz yeri hatırlayan da,
olduğumuz yeri hatırlayacak da yok. 
öyle ya, bir altın değiliz
dünyaya kazık çakalım zaten,
bir dil bile değiliz ki
sonsuz hissedelim kendimizi bir anlığına.
hem o kadar geç kalmışız ki
güzellerin hepsi terk etmiş 
bugün yürüdüğümüz yolları;
bir yandan da o kadar erken gelmişiz ki,
hala bekliyoruz kainatın mahşerini.
işte öyle bir ortada kalma hali bizimki.

o vakit, bu böbürlenmeyi
bir an önce geçip gitmek,
her şeye sahip olup
adını zenginliğine sarmak için çırpınanların
yolundan çekilmek gerek.
onların kazanacakları var, 
benim yok.
onların bıracakları adları var, 
benim sana bırakacağım, 
anamın bana mirası
canımdan başka bir şey yok.

acelem de yok inan,
geçiyorum acelesi olanların yanından bir yaz rüzgarı gibi aheste aheste;
bir tek önlerinden çekilirken acele ediyorum.

adı en güzeller, bir gülüşü için can verilecekler bile  
biraz sabredebilmişler bu evin sahiplerine.
önce buraya sarılmışlar, 
sonra bir parça beze,
sessiz sedasız, göçüp gitmişler.

bak, oysa, altın yerli yerinde,
kalıcılığının kıymeti kulaklarımda çınlayan küfür,
hep en çok isteyenin elinde, sonsuz.
bırak, biz geçerken uğramış gibi yapalım bu eve,
nihayetinde buluşacağız tüm sevdiklerimizle.

2 Kasım 2015 Pazartesi

vehim

kasımınbirincigünü2015

bir yerlerde ağlıyorsun belki,
başka bir yerlerde seviniyorsun.
mirasına aşık olduğun canlara yanıyorsun
mezarlarını kirleten adamları izledikçe.
bir ürperti dökülüyor boynundan aşağı,
soğuk terler, öfke hükmünü salıyor;
kötülüyorsun kendini.
işte o zamanlarda sığındığın yerler sensin,
sığındığın yer senden uzaktayken bile.

öte yandan düşünüyorsun,
sevinen ben, nereye kaçtı,
kim kaçırdı beni?
uzaklarda değil cevap,
baktığın gözler onu ilk gören,
hırsız ellerin, seni çekip götüren.

neticede, tesbih de sensin, çeken el de.
ne ilk, ne son kendi çağrısına kulak asmayan,
herkesin bildiği, korkmadan yaptığısın,
herkesin sevdiği ama korktuğusun;
dağların sarıldığı toprak, toprağın örttüğü dağsın
ve sen ne kadar korksan da
seni yıkabilecek de, ancak sensin.

şimdi başka bir yerlerde, gülümsüyorsun da;
güneş pırıl pırıl etmiş dünyanı
bir kış daha geçmiş ömründen, uyanıyorsun.
yıkık dökük her şeyin içinden geçip
kendine bir yol bulmaya çalışıyorsun.
merak etme, sabret;
daha yolunu bulamamış bir yolcu yok.
yüzyılların yaşanmışlığının mirası,
sevdiğin canların yanına, sana çıkartacak yolunu
er ya da geç.

31 Ekim 2015 Cumartesi

miras

ekiminotuzuncugünü2015

bekleme kalbinin sana bağırmasını,
çığlıklarla anlatmasını;
tarihin seni yazıyor zaten,
sensiz bir cümle yok işte.
yap yapacağını.
doğruysa da yap, yanlışsa da.
tam da olacak olsa, eksik de,
sen olsun yaptığın.
hatalarından başka mirasın yok.

25 Ekim 2015 Pazar

kötülüğe giriş

ekiminyirmidördüncügünü2015

içeri girdim, kapımı kitledim.
kimse duymasın diye her şeyin sesini kesip,
sana yazdığım her şeyden
en güzellerini seçtim.
önce onları katledecektim, 
önce en güzeller kül olup düşecekti.
kıyamadığım ne varsa 
hepsini topladım,
tek tek kıydım her birine.
bir elin yaptığını diğerine kırdırdığımda
artık bir farkım kalmamıştı
dünyanın kötülerinden.
tükendiğimde, ciğerlerimi dolduran ilk nefes
yanık yanık özgürlük kokuyordu.

sen daima olacaktın belki 
ama sana verebileceğim hiçbir şey kalmamıştı.
yazarın yazmayı unuttuğu bir hikayeydik artık
ve böylesi daha iyiydi.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

deliliğe övgü

mayısınyirmisi2015

bize delalet ediyordu her şey.
tüm olmuşlar ve olacaklar için
minnacık odalara ayrılmış
tek sahne var.
bugün seven, yarın sevmeyecek
sonra çıldırmışçasına sevip nefret edecek tüm çocuklar
yağmur gibi yağıyor dünden bugüne, bugünden yarına.
düşün bak, insan fırtınası,
savrulmaların en doyumsuzu
aldığımız her nefesle besleniyor.
en büyük korkuları
güneşi tek lokmada mideye indirecek
bir dev olanlar
sonsuz boşluğa dair gizemleri dinlerken,
yana yakıla bir yaratan arıyorlar
bu boşluğu atfedecek.

oysa yıldızlar birbiriyle rekabet etmezdi.
hatta öylesine açıktı ki araları,
birbirinin çocuklarına dahi dokunmazlardı.
yakınları, çok uzaktı bize.
sadece birkaç milyon yaşlanmıştık
ve çoktan yorgunduk.
neden yaptığımızı bilmediğimiz şeylerdi
bizi en çok hırpalayanlar.

şimdi, var olmanın hayalet renkleri içinde
gök kubbenin uçsuz bucaksızlığına anlam katacak
insancıl tanrılar hayal ederken rüyalarımızda;
üstün özelliklerini
kendimizden, en iyilerimizden bahsederek açıklıyor,
sinsice kendimize tapıyoruz.
çünkü her şeyin tek delili
bizden önce gelenlerin rüyaları,
görebildiklerimiz, belki duyabildiklerimiz.
kimi büyük yok oluşun karanlığı,
kimi büyük kurtuluşun zenginliği.

geride bıraktığın izler
yaşıyorsa bile içimizde,
bir araya geldiğimizde
ortaya çıkan paçavrayla gurur duymaktansa,
ıslak topraktan fışkıran bir çınar olabilmenin hayaliyle
geçireceğim sonsuz sayılı günümü.

dalgaların zamanın sonuna kadar
kıyıları döveceği gibi
bir kalp daima paralayacak kendini.
ışık, soğuk yolculuğunu aşıp
varacak yine
ve seninle parıldayacak
tüm var olanlar.

tüm rüyalarım sana delalet ediyor.

29 Nisan 2015 Çarşamba

bir dosta methiye

nisanınyirmidokuzu2015

arkanda bıraktığın mezar
evindi oysa ki.
hiçbir zaman bıkmayacağını söylediğin,
her zaman seveceğini bildiğin o tek yer.
ve aslında hala aynı, olduğu gibi duruyor
her yeri dolduran toprak kokusu
neredeyse seni boğacak olan o nehir.
bir sen yoksun.

ne aradığını bilmezce arıyordun
seni kendi haline bıraktığımda.
sonunu bulacağın bu hayatın
resimlerini yapıyordun;
nehirlerin gözyaşı,
seni saran hava
ölümlülerin dünyaya fazla gelen ruhlarıydı.

korktuğumdan değil de,
bilmek istemiyorum ne olduğunu
öldükten sonra diyordun
ve hiçbir tanrının sözü,
hiçbir dua dindirmiyordu
faniliğinden yaşadığın kaçma arzusunu.

bir zaman gelmişti,
dostlarının bir bir yanından ayrıldığı;
henüz gençtik ve inanamıyordun
ölürcesine gidişlerine.
arayıp sormazdın kimseyi,
belki beklemezdin de kimsenin
sana ulaşmasını
ama beklerdin,
onlar kendi topraklarına kavuşmuşlar çoktan,
bense hala savrulmak istiyorum diyordun.

gelmez faniliğim geri,
gelmez bu dünyanın güzel günleri,
yas tuttuğum her gün
bir önceki yasa methiyeden ibaret
derdin yüzün düştüğünde.

bir alıntıda yaşadığını söyledin gitmeden hemen önce
bütün kitabın en önemsiz alıntısını
yaşıyorum kendimi bildim bileli dedin.
oysa ki şans eseri bir araya kelimeler
eşsiz bir cümle kurmuştu seninle.
bu yüzden, tüm sesler sustuğunda
önce seni hatırlar, yad ederim.
hiç bıkmayacağın o yeri hatırlar,
hayallerimde, artık hatırlamadığım sesini duyarım.

18 Şubat 2015 Çarşamba

borç harç

şubatınonsekizi2015

şu üzerimize bıraktığın kar,
bizi gömse olduğumuz yere de,
uzun zamanlar sonraki çocuklar için
ilgi çekici bir şey bırakabilsek bari.
olduğumuz, olmaya çalıştığımız şeyler,
kapladığımız yerden biraz büyük
sadece biraz büyük olaydı da,
bari şu uğruna borçlandığımız nefesler
bir dirhem daha kıymet edeydi.

oysa nereye baksam,
elleri göğe çevrilmiş insanlar
en az kendileri kadar güzellik istiyor.
bu yakarış, yabani.
bana, ben de yeterim,
bana, benden azı da yeter,
bana, yokluk da yeter.
yeter ki düşüncelerimden eksilme.

terk ettiğinden beri bizi birbirimize,
sana duyduğumuz açlıkla
kemiriyoruz
seni yerleştirdiğimiz tahtı.
adını bilmeden, suretini görmeden
uydurduğumuz isimlerinle
kelleler alıp kurbanlar veriyoruz.

bana bir tek senin azın yetmiyor.
oysa öyle azsın ki,
senden geldiğine inandığım kelimeler dışında
neredesin, iyi misin, bir derdin var mı bilmem.
halbuki şu dimdik duran bedenler,
uğruna cani olmuş korkuluklar,
sureti hayriyelerin,
öyle hakim ki sözlerine,
yabaniyim onların dillerinde.

üzerimize bıraktığın kar
akıp denize kavuşurken
ben de sana kavuşsam
ve alacak ya da borç kalmasa aramızda artık?

17 Aralık 2014 Çarşamba

kalacaklara rehber mahiyetinde dersler

aralıkınonyedincigünü2014

bazen hazırsındır gitmeye de
gidecek yol bulamazsın
gitmek istediğin yere.
öyle bir yer var mı, bilmeksizin
gitmek istediğin yeri düşlersin.
ve o kadar yakınlaşır ki
gerçek ile hayal,
anı ile masal,
girdaptan bir sille çıkarır
ancak seni.

elinde, bildiğin
ama gitmek istemediğin yerlerin haritaları,
herkesin, her gün, geçtiği yollardan
hayale, masala varmaya çalışırsın.

çıkmaz yollara bile sokar hayat.
gitme fikrini bile düşündürmeyecek kadar
hasta eder seni yeri gelince.
sense tarihin tekerrürü içinde
sonsuz bir çukurun korkusunda
çarklar arasında
varlık mücadelesine tutunur,
sonra da çemberini daraltacak
tüm eşyalarınla
özgürlüğü oynarsın.

bazen gitmek, en büyük korkundur
lakin yürüdüğün tüm yollar
başka memleketlere çıkıyordur.
anandan ayrılır gibi tırmalar yollar o zaman
oranı buranı da
durduramazsın olanı.

hayal et, çocuk.
belli ki, başka yol yok.
ayakta kalmak için,
cennetini içinde taşı,
senden başka evren yok.

en zengin hayallerleryapamayanlarındır.

10 Aralık 2014 Çarşamba

dilinin ucundaki düşman

aralıkınonu2014

yeterince zordu hayat
ve benim, senin bana ihtiyaç duyduğundan
çok daha fazla ihtiyacım vardı gülümsemene.

ödünç aldığım nefeslerle
başkalarının seyrüseferlerinden
yorgun dönmüştüm yeni kurulan yurduma.
bir yıldız gibi
her an göz kırparcasına atıyordu kalbim
her surat asışında.
oysa her kesik gülümsememde
hazinen vardı, anlatamadığım.

olduğundan zorlaştırırdım sevmeyi
ya da sevilmeyi.
neyi, kimden koruduğumu bilmeksizin
çarpışırdım geceler boyu kendimle.
gerçek düşman içimde değil,
gerçek düşman dışarıda değil.

yeterince zordu hayal kurmak
ve benim, senin benim nefesine duyduğundan
çok daha fazla ihtiyacım vardı nefesine.

düşman dilimin ucunda.

13 Ekim 2014 Pazartesi

kronos'la zeki müren gölgesinde özgürlük yorumu

ekiminonüçü2014

özgürlük, her nefeste
Kronos'un yediği oğullarının anısı gibi
cirit atar karnında.
dalgalar gibi yayılır her zerrene;
bitmek bilmez devamlılığında
günahını kusturur gözlerine.

özgürlük öyle kül tadında,
öyle ağırdır ki,
onu yaşatmak için
kendinden parçalar bırakırsın,
tükenene kadar.
karşılığında ne verdiğini bilmeden
yer açarsın dünyanda onun için.
oysa o,
seni bir arada tutan şeylerin tadını sever.
ilkin dizlerini çözer, düşersin,
sonra doğrulamaz olursun.

kimsenin, senin bile haberin olmaz
ama bazen öyle bir yer doldurur ki özgürlük,
bir yangının külünü yeniden yakıp geçen
sen olursun.

özgürlük, başkalarına çektirmenin izni;
çekenlerinse, giderken sana bıraktıkları miras,
adalettir.

12 Ekim 2014 Pazar

düşmenin doğası üzerine

ekiminonikisi2014

önce bu dünyaya doğru,
sonra bu dünyadan başka dünyalara düştüm.
atalarımın yaprakları savuran düşüşleri gibi,
evrimle açıklanabilirdi düşmenin ilk anları.
fakat sonra, çok sonra,
içimde, uyumayan iblisler
kaldırır oldu uykumda, yürüttüler beni
büyük boşluklar boyunca
ve dışarıda kalınlaştıkça
inceldi içimde sesim.

gördüğüm tüm iyileri sapladım karnıma
belki ilaç olur diye
ama olmadı.
iyiler kırıldı kanımda, eskidiler,
hepsini yıkacak kadar güçlüydü iblislerim.
onları da öldürdüm kendimle.

bunlar hep bir düşün parçaları,
düşmüyorum gerçekten dedikçe
benden kopan parçaların
yerçekimine yenildiğini gördüm,
eksilmenin bayraklarını çektim göğsüme.
bir gün kuş kadar kalacağımı bile bile,
bıraktım kendimi düşüşe.

belki bir düşüşten ibaretti hayat
ve düşerken kimseyi sürüklemeyenler
en onurlu ölüleriydi bu dünyanın.

aynada böyle bir adam yok karşımda.
aynalar yalan söylemez.

6 Ekim 2014 Pazartesi

yürümeli

ekiminaltısı2014

nefesini ayırdım nefesime
ve yürüdüm sırf olduğum yerden ayrılmak için.
geçecek bir gizli geçit
ya da bir köprü yoktu
önümde sürekli değişen yolu kısaltacak.
göğsümde senden habersiz duran nefesin,
benim için geriye kalan
ilk ve son şeydi.

kim bilir kaçıncı yoldu bu bitiremediğim
ama yürüdüm.

23 Eylül 2014 Salı

yeniye doğru

eylülünondokuzu2014

göğsüne yerleşmiş ağrısı
dünyalar ciğerlerinin arasında
ilk kez ayrılıyor gibi süzülüyorlar
iki yana.
ve birbirinden ayrılan kıtalar gibi
yırtık, öyle yavaş,
öyle bir sabırla ilerliyor ki,
ağrısı nesiller sonrasında dahi
göz yaşlarıyla anılacak bir miras oluyor
insan zihninde.

fotoğrafını çekenler
basmaya cesaret edemiyor
tenin yırtığını kağıda
ve korku içinde yakıyorlar tüm delilleri
hiçbir çocuk görmesin diye
büyüklerin acısını.
eller canın boğazında,
bir sıkıntının artçılarını
yerleştiriyor gözlerinin önündeki denize.
görmediğimiz yerlerde çukurları var dünyanın,
hep onlar düştüklerimiz,
anımsadıklarımız.

bir gün bakarsın
kanadını sökmüş götürmüş rüzgar
sen yazın keyfini sürerken;
sürmüş senden geriye kalanı uzaklara.
sonra başka bir gün gelmiş,
uçmanın hayallerini çağıramaz olmuşsun,
kanatların için sırtında yer kalmamış.
artık havaya sarılamayan
bir sürüngen olmuşsun.

o zaman gökten düşenlerin adı,
tükenmişlere döner
ve evrildikleri yerde sürekli yarılanarak
silinirler evlerinden.
çünkü hayat bitenleri ve düşenleri
unutarak yer açar tazeliğe.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

cahil hayali

ağustosunotuzuncugünü2014

gece, sessizce yürürdü benimle.
geride bıraktığım küçük cennet,
aklımda inanca dair sözler,
bir tavşan yuvasında kaybettiğim hayalin özeti.
yaşayabildiklerime inanmaktan başka
hangi güç tutar ayaklarımı bu yolda?

uğruna ölmeler, ölülere aşık küçükler,
henüz bir ömür eskimiş zaferler
ve onun sonsuza dek genç şehitleri,
nasıl gömülsün ki faniliğime,
kaybolsun içimde?

şeytanın peşinde koşar allah'ın askerleri.
her gün biraz daha aç zaferlere,
düşman bellledikleri için her an ecel.
tokluğun çöple ölçüldüğü bir dünyada
fazla eski idi toprakla yaşadığım aşk
ve yorgun düşmemek için 
tüm yapabildiğim sevdiklerime sarılmaktı.

sarıldım güzelliğine verdiklerinin.
sayısız aldığımı listeledim
ve ağır ağır dönen bu dünyaya yük olmaksızın göçmenin hayallerini 
kattım hayallerime;
gerçekleşme ihtimaline karıştırdım kendimi.

bir gece, şehirleri birbirinden ayıran çizgileri geçerken,
aklımdan geçenlere yetişemedi ellerim de,
bu kadarını söyleyebildim 
günlerdir parça parça kulağıma fısıldadıklarının.
yine gel rüyalarıma,
yerle bir et sevmelerdeki cehaletimi.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

dünyanın en güzel yeri

ağustosunyirmibeşi2014

dünyanın en güzel yerinden
o kadar uzağa düşmüştük ki.
elimizde tercihler,
seçtiklerimiz ya da sadece başımıza gelenler
isimsiz yükler olarak kambur etmişti bizi.
bizden ibaret, görünmez anıtların altında ezilir gibi,
yüklerimize tapınarak yürür olmuştuk
yakınlaştıkça uzaklaşan
memleket yollarını.

dünyanın en güzel yeri,
şimdi bir çöl ya da bir ölüm sebebi belki de.
yine de,
orası hariç, arda kalan yerlerin yalancı sıcaklığı,
içinde kahrolduğumuz tarihi
ve her gün yeniden keşfettiğimiz mesafelerinden sonra
pekala cennet hala dünyanın en güzel yeri.

gittiği yere cenneti götürenler var,
sırtında başkasının ağırlığına yer olmayan
ve kimseye yük olmayanlar.
ölüm döşeğinde öpüp koklamak istediğin
onların elleri işte.

dünyanın en güzel yeri
onların ev dediği yerlerdir.
ne yalnız, ne de bir tane.

zaten dünyanın en güzel yeri,
hep iki tane değil midir?

15 Ağustos 2014 Cuma

günlük kıyımlar

ağustosunondördü2014

bulutlar yere düşüyordu.

çocuklar altında kalırken;
biz, izleyiciler için
günahlarımızdan başka
sarılacak bir yer bulamamanın
sıkıntıları her yanımızı sarıyordu.
sonra bir menem sıkıntı ile
günahın adı arasında gelip giden sarkaç gibi
iki yandan da yavaş yavaş uzaklaşıyorduk.

bulutlar yeri süpürüyordu
ve biz telefonlar çalmasın,
başkalarının sesi
göğün savaş çığlıklarını bölmesin diye
gömüyorduk vicdanlarımızı
yerin dibine.

bir gece bu hastalık dolu günümüz gecemizden,
vicdanlarımızı kusarak uyansak
ve yüce gönüllerimizi ardımızda bırakıp
samimi ve gerçek bir soğukluğa bürünsek,
olduğumuz gibi olsak
ve kabul etsek olduğumuzu.

belki de tek ihtiyacımız budur.

bir cenaze marşı, bir ölüm;
geriye kalmanın ağırlığında,
geriye ne kadar kalabilinirse kalmak.
sürekli eksilmek, eksilmekten beslenmek,
belki de tek yaptığımız budur.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

eskihisar'a bir nevşehir kurmak

ağustosunaltısı2014

senin yerine şehirler inşa edeceğim.
dünyaları avucumda tutup,
küçük şeyler yetiştireceğim.
yokluğunu ancak milyonlarca küçük şey,
o andan başka ana inanmaksızın yaşayarak doldurabilir.
adımını attığın yerlerden
adımını atacağın yerlere kadar
eksik bırakacağım bildiğin dünyayı da
ancak rüyaların doldurabilecek boşlukları.
kulaklarımda geçmişten bugüne bir müzik,
duymaz oldum çocukların çığlıklarını;
inşa ediyorum evimin arafını
kollarımda yüzyılların yorgunluğu.
şımarık çocuklar gibi ensemde
oturuyor güneşin tüm ağırlığıyla,
ben, aklımda sana dair şeyler,
nereyi boş bırakacağımı bilmeksizin
şehirler kuruyorum, oyunlar yazıyorum
yetiştireceğim küçük şeyler için.
zaman geçiyor, yaşlanmıyorum.
geçecek gibi öte yandan, hep geçer.
geçer umarım da yaşlanırım.