28 Nisan 2014 Pazartesi

hayır mı şer mi?

nisanınyirmisekizi2014

şerin kökleri öyle derin
ve o kadar sağlanmdı ki,
onu görmezdi gözlerimiz
ya da hep ona bakardık
başka şeyleri izlerken.

hayrın kökleri öyle çok
ve o kadar karmaşıktı ki,
onu görmezdi gözlerimiz
ya da hep ona bakardık
şeri izlerken.

gördüğümüz, baktığımız, izlediğimiz her şey
şer ve hayrın iç içe geçtiği hareketli resimlerden ibaretti.
etrafımızdaki tüm duvarlar, göründüklerinden yüksek,
yollar göründüğünden kısa, tedaviler sonuçsuzdu.
ayrılmıyordu birbirinden bu meretler.

şer vücut bürürken,
hayır bir hayalet gibi gezerdi başının üstünde.
dokunabildiğine uzatırdı insan elini.
ondandı zaten düşkünlüğü şere.

toprağa bas, yalınayak,
damarlarını doldursun şerle hayır.
lazım olur nasılsa ikisi de.

25 Nisan 2014 Cuma

şehirleşme üzerine

nisanınyirmidördü2014

yıkık dökük bir şehre bakıyordum
alabildiğine uzaktan.
bazı insanlar yeniden inşa ediyor,
şehrin ruhuna dokunuyordu
tanıdık bir mizaç görmek için.
çoğu için geçmişin enkazı olan,
şimdilerde parlak camların yüseldiği bu şehir,
pırıltılı süslerle saklamaya çalıştıkları kendileriydi.
ben alışkındım harabelere dönüşmüş memleketleri parıldatmaya çalışanlara
ve karşıydım yıkımı unutturmaya.
yıkılan, benim için hep yıkık kalmalı,
harabe, daima yıkımı hatırlatmalıydı.
insan unutur, şehir hatırlatır.

sonra bir an düşündüm de,
burası benim şehrim değil, bu yıkım benim değil,
az sonra terk edeceğim, kendi harabelerim cebimde,
bu kadar bilmişliğin alemi yok.
herkes kendi ölümünün sahibi neticede.
sadece cenazeleri kaldıranların 
keşke son bir şansı olsa,
ölene nasıl gömülmek istediğini sormak için.
o da olamayan pek çok şeyden biri işte.

18 Nisan 2014 Cuma

eleştirel

nisanınonsekizi2014

neye ihtiyacımız var bilmeksizin
koşuyorduk bir şeylerin peşinde.
elle tutamadığımız her şey yok hükmünde, 
tutabildiklerimiz ise modası geçmiş şeylerdi.
bu kadar düşmüş arzuları da
ayağa kaldırmak için
sevilmek istiyorduk
sevmek bile değil, sadece sevilmek
o da olamıyordu, ne hikmetse.

verebileceği her şeyi
alabilecekleriyle ölçen bir nesiliz biz.
başkalarının nasıl yozlaştığı hakkında konuşmaktan
kendi sıradanlığını görmez olmuş.
biraz verdiğinde dünyaları isteyebilecek kadar şirret,
ölümden alabildiğine korkan.
olmasak da olurdu da işte
bir kere olmuş bulunduk,
geri alması kolay değil.

her şey hakkında biliyoruz
çoğunu yaşamadan.
kırk yılda bir yaşamak isteyen görünce de
korkuyoruz yaşanacaklardan.
tüm hayatı emip şişmanlamaktan
saatlerce koşup oynayabildiğimiz o kısacık zamanı unutur olmuşuz.
şimdi nasılsa her şey ayağımıza geliyor,
gerek yok koşmaya.

böyle aşık olunmaz, diyorum sana,
ne bir amaca, ne bir insana, ne de bir tanrıya.
biliyorum diyorsun, gerçekten biliyor gibi;
sonra uyandığında uykundan
yine canıma kast ediyorsun.
istemenin, olmanın sınırı yok zaten,
sen de haklısın.

12 Nisan 2014 Cumartesi

ışıktaşıyıcı

nisanınonikisi2014

çıkar, çıkar beni içinden,
bırak beni, kendime ait
bir dünya olsun
bu içine sıkıştığım karanlık.
ışıkları ben kurayım,
yazdığım yazılar
yaptığım ayinler beni oluştursun.

devir, devir beni bir uykuya
ağaçların altında,
kaybolmaya yüz tutmuş devasa yüzler arasında
ne anlatacağımı bilmeksizin dolanan ben olayım.

ne fark eder nereden doğduğu güneşin,
bak gözlerim kapalı inşa ediyorum
senin için bu boşluğu,
duvarsız, el değmemiş,
içinde sana dair  hiçbir şey olmayan
bir sınırsızlık abidesi.

bir adalet yerleştiryorum
senin için.
bir habitat var ediyorum,
sadece ışık eksik.
eğer parlamaksa becerin, parla,
ama başkasının ışığını yansıtma bana.

cehaletinle bir olup,
anlatmaya kalkma bana gözlerinin rengini.
ışığın yoksa, sen de yoksun
ben de yokum.
olmam gerekli mi zaten, şüpheliyim.

yaratılmakla başlayan şeyler

nisanınonikisi2014

tüm yaşayanları kapsayan bir havuzda
yaşanmışlıklar ve yaşayanların karıştığı,
gerçeğin gökkubbe karartısında
bir tohum gibi düşüyor acı
yaratının rahmine,
herkes için ortak bir dil,
adının sesleriyle.

bir ordu toplanıyor şimdi.
soğuk, bedene bürünürken
hikayelerini anıyorlar
birbirlerini görmeden.
cehennemi ihtar etmeksizin,
cennete boyun eğmeksizin
yürüyor arafın incecik yolunda
kurşun askerler kadar hareket edebiliyor.

gözleri kör, elleri bağlı,
yürürken kendini inşa eden yolda
uyurgezerler
kendinden başkasını öldürmüyor zaman. 
bir köprü bile inşa edilirken
uyanmıyor dilin, ses bürümüyor boşluğu,
çalışkan bedenler düşüyor bir bir
adını düşünürken.

doğruyu aramışların çığlıkları yükseliyor öteden,
"karanlığı aydınlat, ey efendi,
görmeden bilemeyiz sana geldiğimizi".
oysa kör olmanın ilk çaresizliği geçtiğinde,
artık ayakları kemiren yollar
ve üstünden geçilen kaygan bedenlere
değmez oluyor fikrin.
gökten dökülen tohumlar
bir bir yerleşiyor
anılardan damıtılmış acı.
gelmeyen ilk güne kadar
herkes için ortak bir dille
adını haykırıyor.

uzan onlara, adınla
ve itiraf et itirazlarını
ayrışırken bir bir
ses çıkarma,
seninki yaratmanın
onlarınki yaratılmanın acısında
ezilmekten ibaret.

 

5 Nisan 2014 Cumartesi

Deş geç

nisanınbeşi2014

deş geç içimde sabit ne varsa.
kalbim kırık, memleketime,
anlamaya çalıştığım her şey biraz uzak;
uzaklar kırılgan,
tutunduğumuz zemin kaygan.
durduğum her nereyse,
içimde tuttuğum inançla ölmeden,
deş geç, ne yaptığını bilmezce.
bir deli fırtınanın enkazını
yeniden savur geç.

tüm krallıklar yıkılana kadar,
biraz küçükler, en büyük olana kadar,
ben kendime bir memleket olurken,
sen gel, ister sinsice, ister masum,
deş geç beni, yatır göğsünce bir döşeğe,
ebedi zaferlerim arasından geçerek,
kavuştur beni nihai yenilgime.
 
deliydi desinler, yetmezdi hiçbir düşme,
o bile devrildi, göğsüne fırtınanın değmesiyle.
gelecek, bir an duracak, sonra geçmeyecek zaman,
sessizlikten ders almaya başlarken,
beden bir mozale, kısa ömürlü bir altın kafes düşecek,
rüyalarının sıfırlandığı yere.

deş geç beni ve kutsal saydığım her şeyi.
zaten boğulacağım, gerçeğin nefessizliğinde.
deş geç beni, ben nasılsa affederim.