30 Ocak 2013 Çarşamba

güzel güne methiye

ocakınyirmidokuzu2012

bazen gök yarılır
ve yağmurla gelir güzel şeyler.
soğukta ufalmış bir dünya,
bir milim kayınca yörüngesinden
çocuklar için
dondurma mevsimi gelir.

bazen hayat,
bedeli ödenmiş kötü zamanların yaralarını
kimseye bağlamaksızın,
kendi sarar.
güzel bir haber,
mevsimlerin en güzelinden bir gün,
tarifini sadece hayatın bildiği
bir büyü.

minnettar döner çocuklar uykuya,
uyandıklarında ne olacağını bilmeden,
sırf yeni günle yeniden koşmaya aç,
gömerler yüzlerini yastıklarına.

bugün işte öyle bir gün.

25 Ocak 2013 Cuma

yeni biz

ocakınyirmibeşi2013

her gün aşık çocuklar var, gözleri kör
ve kalbini nefret sarmışlar, yine kör.

geriye kalanlar, savrulmuş dört bir yana,
ciğerleri yanıyor, anlatacak gibi oluyorlar,
ama dökülmüyor kelimelere bir türlü.

dünya ilerliyormuş, öyle diyorlar.
her gün başka türlü zenginleşiyormuşuz;
bildiğini bilemediğin, bildiğinin eskidiği
bir dünya artık bizimki.

bir narın içinden bin nimet çıkardı,
şimdi bin müsibet yeişiyor;
her birinde kirli aynalardan yansıyan yüzlerimiz,
aynı yangın yeri, aynı kundakçı;
farksız, tatsız ve suçlu çocuklarız.

21 Ocak 2013 Pazartesi

yürümenin evrimi

ocakınyirmibiri2013

başlarken neredeydik de
şimdi geriye gitmişçesine
bir keder bağlamış hepimizi?
söylüyorlar işte, anlatıyor televizyon,
büyümüşüz, büyüyecekmişiz;
umrunda mı?

bir emir olarak
iyi hissetmeye çalışıyor herkes.
oysa küçücük avuçlarımıza
sevmeyi, hayatta kalmayı
ve başka umurları sığdırmaya çalışırken
biraz boğuluyoruz.
biraz ama, çok değil.

bazen yürüdüğümüz yollarda
uzakta yalnız ve emin yürüyenleri görürüm.
yol arkadaşlarının zamanı geçti mi,
neden herkes yalnız yürüyor?

korkak aslan, teneke adam ve korkuluk
yürümüştü dorothy'nin yanında, toto'yla
ve güzel bitmişti hikayesi.
çok uzaktı dünyası, çok küçüktü
ama güzel bitmişti hikayesi.
herkes unutmuş gibi
dorothy'nin masalını.

başlarken daha ilerideydik,
yanı başımızda bahar vardı
ve yüreğimiz, balonlardan hafifti.
şimdi yürüyoruz
sırtlanmış kendi taşlarımızı
yükü paylaşmaktan korkarak.

yol uzun, yolcular huysuz
neden yürümek için bu inat öyleyse?

15 Ocak 2013 Salı

hezeyan

ocakınonbeşi2012

eriyor şeker küpleri,
yavaşça doluyor çilekler
bir kabın içinde.
geçmişe bir nazire,
eriyor kumaş, çöküyor yatak
bir dünyadan diğerine geziyor karıncalar
sırtlanmış yüklerini.

denizler ayaklanmış
gökten aşağı dövüyor
taşı toprağı.
altın fışkırıyor güneşe doğru
ve çocuklar ağızlarını dayamış
kana kana içiyorlar ışığını.
senden besleniyor herkes,
binlerce göğsünden birini yakalayıp
bir ömür geçirmek istiyorlar.

ayaklanmış, yürüyor ağaçların hafızası,
bir gaddarlığı tokatlarcasına
zevkle gülümsüyor rüzgar.
seni koruyacak meleklerin nerde, anne,
diye soruyor dalından elmayı koparamayanlar.
elmalar ayaklanmış, mahşer günü,
kendilerini aklamaya kalkıyorlar.

yıkılıyorum bir şişenin içine,
önce kısık ateşlerde yanıyorum
sonra bir kilise organın ses telleri olup
ağlayarak vuruyorum kendimi duvarlara.
sana ulaşmak için
kendimden parçaları yem diye bırakıyorum
vücudunun farklı yerlerine;
sen avcı, ben av,
durmadan yürüyen bir göçebe gibi
uyuyorum
bir kabın içinde;
içime dolan çiçekler, güneş ve nefesle.
vur beni artık, yatır beni karnına.

karanlık efendi

ocakınonbeşi2012

nereden başlasak buluruz birbirimizi,
sen ve ben, karanlık efendim?

sen ve ben, biz, tilki ile kürkçü kadar
birbirine bağlı, birbirine ait
iki fikir;
birbirimizi bulmak için başlamamız şart mı?

adanmışlıkların etrafından dolaşıyor kediler
ve yollarını buluyorlar
sıcak yuvalarına doğru;
kediler bile karanlık efendilerine yürüyorlar,
kediler bile zamanı izliyor
sevilmenin peşinde.

ayak izlerini takip ederken
bir cinayet gibi yıkılıyor
efendimizin gölgesi üzerime.
seni, bana bırakamam aşk;
göremediğim göklerden
bana oynadığın oyunları
anlatamam kimseye, anlamazlar.
ardımdan gelirken ansızın kaybolmalarına
sana tapmadan katlanamam.

aşk, karanlık efendim,
kadim bir tarikat gibi,
gördüğüm her yerde
ellerimin uzanabileceğinden uzakta,
şah damarımda yaşıyor,
her nefesimde.
ben ona aitim,
o, beni adayana kadar sana.

14 Ocak 2013 Pazartesi

kehanet

ocakınondördü2012

gökten düşerek geleceğim sana.
yerden fışkıracağım bahar gibi,
söyleyeceklerini dinleyeceğim.

bir hükümle geleceğim sana.
dinleyeceğim anlatacaklarını.

koca bir deliğe düşeceğiz, birlikte.
sessizce sayacağız önce ondan geriye
sonra mezar taşlarını geçmişten bugüne.

bizi bir gölgede taşıyacaklar
ve dağılacağız
ateşin küçülttüğü parçalar gibi,
savrulacağız.

elimi tutacaksın,
dinleyeceğim seni,
sen ağlarken.
binlerce aynanın arasında
tek tek öldüreceğim yansımalarını
seni bulana kadar.

gülümseyeceğim, sen sabrımı sınarken
ve hatırlatacağım ne kadar uzun bir yoldan geldiğimi.
anlayacaksın, sarılacağız bir tutkuya.

sen ismini soracaksın,
ben gülümseyeceğim.
gözlerimizi kapayacağız
ve gökten döküleceğiz
nesiller boyu.

10 Ocak 2013 Perşembe

gidenle kalanın yükümlülükleri

ocakınonu2012

mesele gitmek değil,
giderken götürdüklerinle
adil olabilmek aslında.
ardında bıraktığın yer
sen giderken
bir yangın yerine dönüyorsa;
yaptığın
kangren bir bacağı
uyuşturmadan almaktan da ibaret olabilir,
sapasağlam bir adamdan
parçasını almak da.

kimse bacaksız yaşamak istemez,
ama kimse ölmek de istemez.

giden, özgürlüğünün bedeli olarak
düşünmek zorundadır
ardında bıraktığını.
kalansa adil olmak.

9 Ocak 2013 Çarşamba

kış uykusu

ocakındokuzu2012

en çok düşündürendi kış uykusu.
fikrin mağarasına uzanıp, ışıktan kaçmak;
gölgelerle öğrenmek hayatı
ana rahmindeki gibi.

en sevdiğim ses, uğultunun sesidir.
sen gibi, ben gibi eksik ve kırılganlığın şarkısı,
uğultuda büyüttüm ben kendimi.

sonra o kadar çok ışık vardı ki seninle,
korkamadım kaybetmekten;
öylesine savruktu ki benim kış uykum
her hareketinle uyandığım bir kuş uykusu gibi,
narindi kabuğum zaten.

şimdi çok sevdiğim bir kitaptan koparılmış
iki sayfayız.
sende kitabın yazarının sözleri,
bende senin sözlerin.
sözlerin hepsi işlemiş ve kaybolmuş
yaşlanan bedenlerimize,
biz yürüyoruz
birbirinin tam zıttı yönlere.

bir kış uykusuna çekileceğim şimdi
kabuğumun hemen altında
okumayı unutacağım
ve kutlayacağım özgürlüğün
dayanılmaz ağırlığını;
yeniden sevmeyi öğrenene kadar,
yeniden sevene kadar.

haydi, kal sağlıcakla.

6 Ocak 2013 Pazar

adak

ocakınaltısı2013

insanlar yürür, ben yazarım.
insanlar sever, ben yazarım.
insanlar ölür, ben ağlarım bazen.
insanlar üzülür, ben, üzensem, ağlarım.
insanlar üzer, ben, üzülensem, yazarım.
bazen kısa, bazen uzun;
sana anlatırım,
sırf göresin diye
sessizce oturmadığımı.
bazen insanlar, hayatlarını
başka insanlara adarlar,
ya da adamayı beklerler;
ben sana adadım,
senin adağınım.

yüke dair

ocakınaltısı2012

kopar, kopar o kabuğu,
dön arkanı sonra da;
yara benim yaram
iyileşemeyen de ben olurum.

yak, yak köprüleri,
ne vardı, nereye kadardı zaten
bir ağırlığı ikiye bölmek,
iki kişi yaşamak bir zamanı?

değiş, değiş durmaksızın,
hatırladığım gibi kalırsan
özlerim seni;
bir de çirkinleşen yüzüne
hapsolamam.

boşalt, boşalt doldurduğun şehirleri,
yalnız bırak bir tür mabedi.
hiçbir şey tapılacak kadar güzel,
o kadar iyi değildir
tek yükü taşıyan iki omzun
dayanışması kadar.

sen artık tek başınasın.

çağrı

ocakınaltısı2013

uyanıyorum, sabah bitmiş,
uyuyorum, gece bitmiş.
bir yerden diğerine giderken
nereye varacağını bilmeden
incelen bir bağı koparıyorum
beyhudeliğinde.

umarsız, kayıtsız, arıyorum,
aradığımı bilmeden;
gözlerini görsem tanıyacağıma güvenim,
cebimde taşlar,
uyuyorum, uyanıyorum
aynı yeri arşınlamış buluyorum, beni.

ben gelemiyorsam, sen gel,
yoksa bulamayacağız birbirimizi.
gelebilmem bir sınavsa da;
sınama beni, gel işte.

4 Ocak 2013 Cuma

sabah yıldızı

ocakındördü2013

dinleyecek sesini,
onu çağırana dek sen.
gözlerini arayacaksın
üzerinden çekilsin diye.
fakat bileceksin
günaha diker soğuk gözlerini
sabah yıldızı
ve daima takip eder
fesada uzanan ellerini.

içinde birikecek yavaşça
onun bir anda yaktığı ateş
ve kendine taparken bulacaksın, seni.
o gün gökte beklerken güneşi
yükselecek sabah yıldızı
dünyaya yıktığın gölgenden.
hatırlayacaksın,
içinde yanan
karanlık ateşte,
o, daima günaha diker soğuk gözlerini.

yörünge

ocakındördü2013

yörüngene takılmış geziyorum,
senin görebileceğinden uzakta,
kalbine yakınlaşıyorum sabırla.
bir kere yürümenin tadını almış çocuk
artık durabilir mi?
duramıyorum.
gözlerini görmek
gözlerine görünmek uğruna,
alev alıyorum,
parçalanıyorum.
sana yaklaşacakken dökülüyorum
sonsuz boşluğa.

olsun, biz böyle tamamlanıyoruz,
bir narın sayısız tanesi;
ancak bembeyaz sevgiye tutunarak
aşk oluyoruz.