23 Ağustos 2012 Perşembe

bir yaz günü trajedisi

ağustosunyirmiüçü2012

bir gözü kördü yolcuların
ve kimseye veremedikleri çiçekleri vardı ellerinde.
biraz çingene karanfili, biraz karanfil çingenesi,
hakaret diye söylenen sözlerde yürürlerdi, hiç birine dokunmadan.
belki buselerinden kaçardı herkes ama
dağıtırlardı gülücüklerini yine de.
bir de diğerleri vardı,
romanesk heykellerden fırlamış yolcular;
hangi ele uzanıp hangi çiçeği alacağına karar vermekle meşgul,
gerçeği ile sahtesini ayıramayacak kadar
doğaya dokunamamışlar.

tüm renklerine baktım bildiğim dünyanın
ve gördüm, siyahlı maviyi.
dünyama baktım, tanrılara yalvardım
duraklatmasınlar beni yolumda diye.
yere düşecek çiçekler zaten düşecek,
kalanları yaşatmak için biraz su, biraz toprak lazım bana.

kimi gördü yolcular bunca zaman,
kimi gördüler de, kazar oldular başkalarının mezarlarını?

bir meyvesi olacaktı toprak ve suyun,
umudu olacaktı eşyaların, doğmak için.
ellerinde çiçekler, durmaksızın yürüyen tüm insanlar
tutacaktı çocuklarını kalplerinden daha yakında
ama tek can yetmedi bu kadar çok yaşamaya,
tek gönül yetmedi bu kadar çok sevmeye;
yük ağırlaştı, yol çoraklaştı, insanlar yabanlaştı.

kör doğmuştu tüm aşıklar,
dünyalar birbirlerini göremeden ayrıldı;
tüm çiçekler eridi en yaşlı annenin gösünde
ve izi kaldı ancak plastik çiçeklerin.
gülümsemeler unutuldu, kavuşamamalar ağıt oldu
ve herkes yaşlandı, sevmekten geriye kalanları
anılar halinde saklayarak.

bir yaz günü trajedisi böyle başladı ve bitti.


istanbullu sen

ağustosunyirmiüçü2012

bir sefer seni istanbul'a benzettiğimi söylemiştim.
anlatmıştım, karanlık taraflarınızı
ve her ikinizin içinde kayboluşumu.
hoşuna gitmişti, bu giysiyi giymek,
istanbul gibi kokmak.

herkes, her şey
biraz eksik olduğunda tamamlanıyor.
benim için düşen istanbul,
artık senin için doğuyor.

gidip de mutlu olmak var,
kalıp da mutsuz olmak.
istanbul da senin gibi hala,
elinde taşıdığı çiçekleri
ve sırtındaki anıları
biraz müzik, biraz maceraya değişiveriyor.

tespitleri yapanlar sayısız ayinde yaşarken
istanbul, artık kendiyle dans ediyor.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

gölgeli şiir

ağustosunyirmiikisi2012

bir gün işte otururken
gölgen çöktü ekranına
aklından neler geçtiği belirsiz kutunun
ve karanlığında kendimi gördüm,
çirkinliğine hayran gülümsedim.
yıllar üzerimizden kurutma kağıdı gibi
çekmiş güzel şeyleri, çekiyor da;
bir çiçeğin iki sayfa arasındaki kuruyuşu gibi
yıllara yayılarak mumyalanıyoruz
nefes diye kandırdıklarımızla.

başkasına yazılmış bir şiire bakıyorum,
başkasına adanmış bir çift gözle
yaşlanıyorum şehlalaşarak.
güzel olmadı böyle bu şarkı,
kimse duymasın, kimse görmesin;
sen bilme seni sevdiğimi
ya da bildiğini bilmeyeyim,
yeter ki toprağın bıraktığı çiçekler gibi kalmasın yürek.

geçen gün bir kayanın içinden fışkıran çiçekler gördüm.
geçen günden beri büyüyor aklımda yokluklar
ve küçülüyor tüm güzel şeyler.
nasıl bir ibadet, tanrısından ayrılamazsa,
nasıl bir sunak, adaksız kalamazsa
kendime anlatıyorum bazen
şehirlerin de terk edildiğini,
bazen şehirlerin de gömüldüğünü,
sunakların da mezarlıkları olduğunu.

bazı şeyler, yalnızlık gibi
rakı gibidir,
şişede durduğu gibi durmaz;
rüzgar olur, fırtına olur da
nerden geldiği belirsiz bir tokat gibi
yerleşir insanın içine.

adamlar küçülür, adamlar yaşlanır
geçmişte yaşamaktan.
sen sen ol, alamayacağını isteme,
bırakamayacağını bırakma,
olamayacağını olma.

bedenim tükendi de genç kaldı ruhum diye avunma başkasının gölgesinde.

neden daha iyi bilinmez vol. 1: yerçekimli karanfil

bu bölümümüzde daha iyilere saygı sunuyoruz.
Edip Cansever ile başlasın, 'yerçekimli karanfil' ile.

biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysa seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimze bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen o karafile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu, bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibsine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

17 Ağustos 2012 Cuma

sorulu şiir

ağustosunonyedisi2012

kaybolmaktan korkmak mı
neden olur kaybolmaya,
yoksa insan bir kez yolunu yitirdiğinde mi
korkmaya başlar kaybolmaktan?

insan, bir yüzü
en somurtkan ve sevimsiz haliyle bile
görmek için ne diye can atar;
nasıl başlar sevmek?

bütün cevapları bildiğini düşündüğünden mi
sevmeye dair soru sormaya başladığında,
böylesine çaresiz hissetmeye başlar insan;
yoksa gerçekten sevmeler, yitmeler ve yeniden sevmeler içinde
çaresiz olduğundan mı gelir bu kaybolma korkusu?

insan, insan içinde erir gider
ve önce damarlarından
her şeyin kaynağına,
sonra da her şeyi planlayana karışır.
kaç yıl gerekir bir savaşı unutmak için,
yahut, kaç savaş daha gerekir
savaştan korkmaksızın yürüyebilmek için?

ben bilemem.
sen de bilemezsen de, şaşırmam.

12 Ağustos 2012 Pazar

sevdiğim şarkı sözleri vol. 1: the lotus eaters

we fall into the spaces blind, the puzzle so unkind
the lotus eaters fly

we watch the random pattern form, insidious and cold
and bloom into the unknown

please God why can't you hear us?
please God why aren't you listening?

we take the hand of fate in vain, and wonder why your will
seems cruel controlled and illogical
do words fall on deaf ears, are we just too small?
please make us understand


please God why can't you hear us?
please God why aren't you listening?
please God why must we fear you?
please God why did you take her away?


please God why can't you hear us?
please God why aren't you listening?
please God why must we fear you?
please God why did you take her away?

are we your children?
are we lost?


- - - - - - - - - - - - - - -
peki neden seviyorum?
çünkü kendisi altını çizdiğim bölümü barındırıyor (çalakalem bir tercüme ile):

beyhude tutuyoruz kaderin elini ve merak ediyoruz 
niyetinin neden acımasız, kontrol altında ve mantıksız göründüğünü
sözler sağır kulaklara mı rastlıyor, bu kadar küçük müyüz?
anlamamızı sağla, lütfen

tanrım lütfen, neden bizi duymuyorsun?
tanrım lütfen, neden dinlemiyorsun?
tanrım lütfen, neden senden korkmalıyız?
tanrım lütfen, neden onu aldın?

d.n. şarkının ve tüm albümün hikayesine de şuradan ulaşmak mümkün:
http://en.wikipedia.org/wiki/Dreaming_Neon_Black

son olarak şarkıyı paylaşalım:
http://www.youtube.com/watch?v=Esj9VuAqZio


10 Ağustos 2012 Cuma

gece kelebeği ve ateş, bir de iz

ağustosunonu2012

aşıktı ateşin pırıltısına,
sarı ve kırmızının elle tutulamaz dansına.
kanatlarını yakacak olur
ama o kaçmazdı.
bilirdi, ateşle oyun olmayacağını,
söylemişti yaşlılar;
fakat o farklıydı:
o ateşin oyunu,
ateş onun oyuncusudu.
kaldı ki oynamak için yaşıyordu,
yaşamak için değil,
görmek için değil,
ateşle dans etmek için.

herkes er ya da geç
yanacağını düşünürken,
dalga geçer gibi herkesle
yaklaşıyordu sıcaklığına.
kısa bir ömrün
en güzel zamanları
oyunlarıyla geçiyordu.

o gün uyandığında
her zamanki gibi hızla
ateşe uçtu;
ama ateş,
geride bıraktığı küller altında kaybolmuş,
sanki sonunda
kendi kendini yakmıştı.

geride kalan izi
şunu söylüyordu:
seni bu şekilde bırakıp
budalaların kralı ilan ediyorum;
benden kurtulabilirsin,
ama izimi daima taşıyacaksın.

hangi izden bahsediyordu ateş
bilmeden geçirdi günlerini;
başka ışıklar da vardı,
yuvarlak ve parlak
ama hiçbiri yeterince sıcak,
yeterince kıvrak değildi.

iz, belki de böyle bir şeydi,
bir söz, bir fikir
ve aklına yerleştiğinde
orayı asla terk etmeyen bir rüya.
bir iz, yerleştiğinde,
başka bir iz yerini alana kadar
terk etmez
ve çoğu zaman bir gece kelebeği için
bir iz, ilk ve son izdir.

bunu anladıktan sonra,
zihnindeki iz, keder olarak yansıdı
kanatlarına
ve o bildik hikayeyi anlattı son günlerine kadar:
"ateşle oyun olmaz"

9 Ağustos 2012 Perşembe

bekleme sanatı

ağustosundokuzu2012

bir şey bekliyorduk,
sen ve ben.
biri miydi, bir şey ya da bir olay mı
hatırlamıyorum.

sonra sen konuşmadan
ayağa kalktın.
susadın sandım
ya da belki bir şey sanmadım bile.
yürümeye başlamadan
bana baktın
ve anladım
beklediğin şeyin geldiğini.

komik, şimdi düşününce.
ben hep, gelecek şeyin
ikimiz için geleceğini düşünür
sabrederdim;
şimdi, beklediğim bu yerde
fark ediyorum ki,
beklemek benimle ilgili.

bir şeye ulaşıp ulaşamamak
bir şey tarafından ulaşılıp ulaşılamamak
mesele değil;
mesele, ulaşana/ulaşılana kadar
geçen süreç derler.
bunu söyleyenler,
buna inananlar
hiç beklemiş midir gerçekten?
gerçekten beklemiş biri
söyleyebilir mi bunu,
tükenen tüm zaman sonunda
o beklenen gelmediğinde
hala bekleyebilir mi onu,
hala bekleyebilir miyim onu?

bir göçebe, sürekli hareket halinde
nasıl tek şeyi bekler?
adı bekleme sanatı olsa gerek.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

uykusunda

ağustosunsekizi2012

uykusunda
her şey daha sakin;
tüm çocuklar da uykuda.
kavga eden çiftler sarılmış,
rüzgarla yapraklar dans ediyor
ve özlenen her şey ve herkes
yavaşça bir araya toplanıyor.

uykusunda
sayısız insan birbirini seviyor;
uyku, insanları evlendiriyor
yeni çocuklara can veriyor.
çünkü onun uykusu
bir polen gibi savruk
bir çiçek gibi polene susamış
ve taptaze bir çiçek gibi
yeni.

uyku, sadece insanı eskitir.

7 Ağustos 2012 Salı

gidemeyen bir şey hakkında

ağustosunyedisi2012

bir insanı geçmişe gömmek, 
onu dualarla uğurmalamak
yaşamanın, keskin dişleri arasında  
mümkün değil belki de.

çok mezarlar açtım içimde
çok kez sardım sarmaladım seni
ve affettim;
güzel kokulara buladım hatıranı,
kendime emanet ettim.

rüyalar, yeni evin,
terk et istiyorum zihnimi
ama terk etme beni.

bir insanı zamandan başka bir diyara
emanet ettiğinde;
bir insanı kendi içine gömüp
yaşayabileceğini düşünecek kadar 
kibre yenildiğinde, 
yaşamaya devam eden tek şey
içindeki göklere dair hikayeler oluyor.

yaşlanmak istemiyorum
kaçırmaktan korkuyorum günlerimi,
korkunun tadından;
ama gideceksen,
gidebileceksen
ya da çoktan gittiysen ben görmeden,
razıyım yaşlı bir adam olmaya.

bir hayali, yeni bir hayalle gömemiyor insan.
içine kaç mezar açarsan aç, 
uyuduğun sürece
yaşayacak bir yer buluyor
sende bıraktığı parçası.

ne yaman şeymiş bu,
varlığı da yokluğu da dağlıyor bir tarafını insanın.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

tatil şiiri

ağustosunbiri2012

boşluğa uzanıp
boşlukta uyanmak;
rüzgarı sırtıma vurup
ışıkla gezmek istiyorum
denizin hemen üstünde.

dinlenmek dedikleri
her ne ise,
onu istiyorum;
uzaktaki sevgili gibi
özlüyorum.

gel dinlence, 
hasret giderelim artık.
çok ayrı kaldık,
sen çok adam ve kadın sevdin yokluğumda
ama gel, 
ben affederim seni.

yeterince sabrettim bence.