ağustosunyirmiüçü2012
bir gözü kördü yolcuların
ve kimseye veremedikleri çiçekleri vardı ellerinde.
biraz çingene karanfili, biraz karanfil çingenesi,
hakaret diye söylenen sözlerde yürürlerdi, hiç birine dokunmadan.
belki buselerinden kaçardı herkes ama
dağıtırlardı gülücüklerini yine de.
bir de diğerleri vardı,
romanesk heykellerden fırlamış yolcular;
hangi ele uzanıp hangi çiçeği alacağına karar vermekle meşgul,
gerçeği ile sahtesini ayıramayacak kadar
doğaya dokunamamışlar.
tüm renklerine baktım bildiğim dünyanın
ve gördüm, siyahlı maviyi.
dünyama baktım, tanrılara yalvardım
duraklatmasınlar beni yolumda diye.
yere düşecek çiçekler zaten düşecek,
kalanları yaşatmak için biraz su, biraz toprak lazım bana.
kimi gördü yolcular bunca zaman,
kimi gördüler de, kazar oldular başkalarının mezarlarını?
bir meyvesi olacaktı toprak ve suyun,
umudu olacaktı eşyaların, doğmak için.
ellerinde çiçekler, durmaksızın yürüyen tüm insanlar
tutacaktı çocuklarını kalplerinden daha yakında
ama tek can yetmedi bu kadar çok yaşamaya,
tek gönül yetmedi bu kadar çok sevmeye;
yük ağırlaştı, yol çoraklaştı, insanlar yabanlaştı.
kör doğmuştu tüm aşıklar,
dünyalar birbirlerini göremeden ayrıldı;
tüm çiçekler eridi en yaşlı annenin gösünde
ve izi kaldı ancak plastik çiçeklerin.
gülümsemeler unutuldu, kavuşamamalar ağıt oldu
ve herkes yaşlandı, sevmekten geriye kalanları
anılar halinde saklayarak.
bir yaz günü trajedisi böyle başladı ve bitti.
bir gözü kördü yolcuların
ve kimseye veremedikleri çiçekleri vardı ellerinde.
biraz çingene karanfili, biraz karanfil çingenesi,
hakaret diye söylenen sözlerde yürürlerdi, hiç birine dokunmadan.
belki buselerinden kaçardı herkes ama
dağıtırlardı gülücüklerini yine de.
bir de diğerleri vardı,
romanesk heykellerden fırlamış yolcular;
hangi ele uzanıp hangi çiçeği alacağına karar vermekle meşgul,
gerçeği ile sahtesini ayıramayacak kadar
doğaya dokunamamışlar.
tüm renklerine baktım bildiğim dünyanın
ve gördüm, siyahlı maviyi.
dünyama baktım, tanrılara yalvardım
duraklatmasınlar beni yolumda diye.
yere düşecek çiçekler zaten düşecek,
kalanları yaşatmak için biraz su, biraz toprak lazım bana.
kimi gördü yolcular bunca zaman,
kimi gördüler de, kazar oldular başkalarının mezarlarını?
bir meyvesi olacaktı toprak ve suyun,
umudu olacaktı eşyaların, doğmak için.
ellerinde çiçekler, durmaksızın yürüyen tüm insanlar
tutacaktı çocuklarını kalplerinden daha yakında
ama tek can yetmedi bu kadar çok yaşamaya,
tek gönül yetmedi bu kadar çok sevmeye;
yük ağırlaştı, yol çoraklaştı, insanlar yabanlaştı.
kör doğmuştu tüm aşıklar,
dünyalar birbirlerini göremeden ayrıldı;
tüm çiçekler eridi en yaşlı annenin gösünde
ve izi kaldı ancak plastik çiçeklerin.
gülümsemeler unutuldu, kavuşamamalar ağıt oldu
ve herkes yaşlandı, sevmekten geriye kalanları
anılar halinde saklayarak.
bir yaz günü trajedisi böyle başladı ve bitti.