12 Ekim 2014 Pazar

düşmenin doğası üzerine

ekiminonikisi2014

önce bu dünyaya doğru,
sonra bu dünyadan başka dünyalara düştüm.
atalarımın yaprakları savuran düşüşleri gibi,
evrimle açıklanabilirdi düşmenin ilk anları.
fakat sonra, çok sonra,
içimde, uyumayan iblisler
kaldırır oldu uykumda, yürüttüler beni
büyük boşluklar boyunca
ve dışarıda kalınlaştıkça
inceldi içimde sesim.

gördüğüm tüm iyileri sapladım karnıma
belki ilaç olur diye
ama olmadı.
iyiler kırıldı kanımda, eskidiler,
hepsini yıkacak kadar güçlüydü iblislerim.
onları da öldürdüm kendimle.

bunlar hep bir düşün parçaları,
düşmüyorum gerçekten dedikçe
benden kopan parçaların
yerçekimine yenildiğini gördüm,
eksilmenin bayraklarını çektim göğsüme.
bir gün kuş kadar kalacağımı bile bile,
bıraktım kendimi düşüşe.

belki bir düşüşten ibaretti hayat
ve düşerken kimseyi sürüklemeyenler
en onurlu ölüleriydi bu dünyanın.

aynada böyle bir adam yok karşımda.
aynalar yalan söylemez.

6 Ekim 2014 Pazartesi

yürümeli

ekiminaltısı2014

nefesini ayırdım nefesime
ve yürüdüm sırf olduğum yerden ayrılmak için.
geçecek bir gizli geçit
ya da bir köprü yoktu
önümde sürekli değişen yolu kısaltacak.
göğsümde senden habersiz duran nefesin,
benim için geriye kalan
ilk ve son şeydi.

kim bilir kaçıncı yoldu bu bitiremediğim
ama yürüdüm.

23 Eylül 2014 Salı

yeniye doğru

eylülünondokuzu2014

göğsüne yerleşmiş ağrısı
dünyalar ciğerlerinin arasında
ilk kez ayrılıyor gibi süzülüyorlar
iki yana.
ve birbirinden ayrılan kıtalar gibi
yırtık, öyle yavaş,
öyle bir sabırla ilerliyor ki,
ağrısı nesiller sonrasında dahi
göz yaşlarıyla anılacak bir miras oluyor
insan zihninde.

fotoğrafını çekenler
basmaya cesaret edemiyor
tenin yırtığını kağıda
ve korku içinde yakıyorlar tüm delilleri
hiçbir çocuk görmesin diye
büyüklerin acısını.
eller canın boğazında,
bir sıkıntının artçılarını
yerleştiriyor gözlerinin önündeki denize.
görmediğimiz yerlerde çukurları var dünyanın,
hep onlar düştüklerimiz,
anımsadıklarımız.

bir gün bakarsın
kanadını sökmüş götürmüş rüzgar
sen yazın keyfini sürerken;
sürmüş senden geriye kalanı uzaklara.
sonra başka bir gün gelmiş,
uçmanın hayallerini çağıramaz olmuşsun,
kanatların için sırtında yer kalmamış.
artık havaya sarılamayan
bir sürüngen olmuşsun.

o zaman gökten düşenlerin adı,
tükenmişlere döner
ve evrildikleri yerde sürekli yarılanarak
silinirler evlerinden.
çünkü hayat bitenleri ve düşenleri
unutarak yer açar tazeliğe.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

cahil hayali

ağustosunotuzuncugünü2014

gece, sessizce yürürdü benimle.
geride bıraktığım küçük cennet,
aklımda inanca dair sözler,
bir tavşan yuvasında kaybettiğim hayalin özeti.
yaşayabildiklerime inanmaktan başka
hangi güç tutar ayaklarımı bu yolda?

uğruna ölmeler, ölülere aşık küçükler,
henüz bir ömür eskimiş zaferler
ve onun sonsuza dek genç şehitleri,
nasıl gömülsün ki faniliğime,
kaybolsun içimde?

şeytanın peşinde koşar allah'ın askerleri.
her gün biraz daha aç zaferlere,
düşman bellledikleri için her an ecel.
tokluğun çöple ölçüldüğü bir dünyada
fazla eski idi toprakla yaşadığım aşk
ve yorgun düşmemek için 
tüm yapabildiğim sevdiklerime sarılmaktı.

sarıldım güzelliğine verdiklerinin.
sayısız aldığımı listeledim
ve ağır ağır dönen bu dünyaya yük olmaksızın göçmenin hayallerini 
kattım hayallerime;
gerçekleşme ihtimaline karıştırdım kendimi.

bir gece, şehirleri birbirinden ayıran çizgileri geçerken,
aklımdan geçenlere yetişemedi ellerim de,
bu kadarını söyleyebildim 
günlerdir parça parça kulağıma fısıldadıklarının.
yine gel rüyalarıma,
yerle bir et sevmelerdeki cehaletimi.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

dünyanın en güzel yeri

ağustosunyirmibeşi2014

dünyanın en güzel yerinden
o kadar uzağa düşmüştük ki.
elimizde tercihler,
seçtiklerimiz ya da sadece başımıza gelenler
isimsiz yükler olarak kambur etmişti bizi.
bizden ibaret, görünmez anıtların altında ezilir gibi,
yüklerimize tapınarak yürür olmuştuk
yakınlaştıkça uzaklaşan
memleket yollarını.

dünyanın en güzel yeri,
şimdi bir çöl ya da bir ölüm sebebi belki de.
yine de,
orası hariç, arda kalan yerlerin yalancı sıcaklığı,
içinde kahrolduğumuz tarihi
ve her gün yeniden keşfettiğimiz mesafelerinden sonra
pekala cennet hala dünyanın en güzel yeri.

gittiği yere cenneti götürenler var,
sırtında başkasının ağırlığına yer olmayan
ve kimseye yük olmayanlar.
ölüm döşeğinde öpüp koklamak istediğin
onların elleri işte.

dünyanın en güzel yeri
onların ev dediği yerlerdir.
ne yalnız, ne de bir tane.

zaten dünyanın en güzel yeri,
hep iki tane değil midir?

15 Ağustos 2014 Cuma

günlük kıyımlar

ağustosunondördü2014

bulutlar yere düşüyordu.

çocuklar altında kalırken;
biz, izleyiciler için
günahlarımızdan başka
sarılacak bir yer bulamamanın
sıkıntıları her yanımızı sarıyordu.
sonra bir menem sıkıntı ile
günahın adı arasında gelip giden sarkaç gibi
iki yandan da yavaş yavaş uzaklaşıyorduk.

bulutlar yeri süpürüyordu
ve biz telefonlar çalmasın,
başkalarının sesi
göğün savaş çığlıklarını bölmesin diye
gömüyorduk vicdanlarımızı
yerin dibine.

bir gece bu hastalık dolu günümüz gecemizden,
vicdanlarımızı kusarak uyansak
ve yüce gönüllerimizi ardımızda bırakıp
samimi ve gerçek bir soğukluğa bürünsek,
olduğumuz gibi olsak
ve kabul etsek olduğumuzu.

belki de tek ihtiyacımız budur.

bir cenaze marşı, bir ölüm;
geriye kalmanın ağırlığında,
geriye ne kadar kalabilinirse kalmak.
sürekli eksilmek, eksilmekten beslenmek,
belki de tek yaptığımız budur.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

eskihisar'a bir nevşehir kurmak

ağustosunaltısı2014

senin yerine şehirler inşa edeceğim.
dünyaları avucumda tutup,
küçük şeyler yetiştireceğim.
yokluğunu ancak milyonlarca küçük şey,
o andan başka ana inanmaksızın yaşayarak doldurabilir.
adımını attığın yerlerden
adımını atacağın yerlere kadar
eksik bırakacağım bildiğin dünyayı da
ancak rüyaların doldurabilecek boşlukları.
kulaklarımda geçmişten bugüne bir müzik,
duymaz oldum çocukların çığlıklarını;
inşa ediyorum evimin arafını
kollarımda yüzyılların yorgunluğu.
şımarık çocuklar gibi ensemde
oturuyor güneşin tüm ağırlığıyla,
ben, aklımda sana dair şeyler,
nereyi boş bırakacağımı bilmeksizin
şehirler kuruyorum, oyunlar yazıyorum
yetiştireceğim küçük şeyler için.
zaman geçiyor, yaşlanmıyorum.
geçecek gibi öte yandan, hep geçer.
geçer umarım da yaşlanırım.