13 Kasım 2013 Çarşamba

önemi olmayabilmeli

kasımınonikisi2013

önemi yok derdi,
gecenin, gündüzün
ya da doğru ve yanlışın;
sen burdasın ya,
artık fark etmez nereye vardığımız.

kapanmıyor iki yakam
ne kadar yollar açsam da
yetmiyor, geçemiyorum boğazları.
her yol boğazımda bir yumru,
seni bekliyorum.

ama önemi yok sen gelince,
geçiyor gündüzün yorgunluğu
sen yerleşince göğe
dördüncü yıldız gibi.
çünkü sen yokken
boş bir sokaktaki devrim gibiyim;
değişimden başka talebim yok,
zehirle beni de
al buradan
sessiz, yeni gürültü olsun.
önemi olmasın yolcuların
ve onu sırtlarında taşıyan melodilerin.

biz bize yeteriz, dayanabildiğin kadar.

5 Kasım 2013 Salı

taşla taşı yontmak

kasımınbeşi2013

duruyordum olduğum yerde,
kimsenin görmediği bir kum tanesi
ya da yolları kapayan devasa bir taş gibi.
sonra, içim gıdıklandı,
ben değiştirmeye karar verdim kendimi, kendimle.
yalnız ben, diğer her şeyden ari.
ne rüzgar ne su ihtiyacım
biraz ben, biraz dünya;
bu kum tanesi yontacak kendini
bir piramide doğru değil belki
ama bir tapınağa doğru, adını bilmediğim.

taşla yontulmaz taş,
taşla evrilir taş.

27 Ekim 2013 Pazar

tercih

ekiminyirmialtısı2013

Şekletmek, şekil vermek,
neye vereceğiz,
sevgiye mi aramızdaki,
sen uzaklarda bambaşka yerlere evrilirlen?
anladığımız anlamda granitler mi şekil verdiklerimiz,
yoksa yol olmuş başka taşlar mı?

kayıp kırgınlıklar, kayboluyor,
düşünsene kaç yıl,
kaç çizik attık taştan duvarlara;
sınır çizmek için,
yaşadıklarımızı izleyeceğiz tiyatrolarda;
sana güleceğiz,
hoyratlığına
ve buna gülen suratıma.

bir an aklıma geldi,
senin umurunda değildi,
senin oynadığın oyunlar dışında
onun hissettikleri, bunun hissettikleri.

unutmak, senle ilgili şeyleri
ve devam etmek yaşamaklara, çirkin.
ama sen,
alıştığın duvarların ardına saklanarak
itiyorsun beni;
önünde diz çöken adamı.

hayat, anlayamadığımız,
anlatamayacağımız kadar kırgınlıklarla dolu;
eksin misin, eksilecek misin,
bilmiyorum;
ama senin tercihin, tercih hep senin.

22 Ekim 2013 Salı

öğreti

ekiminyirmiikisi2013

sessizliğin öğrettikleri
bir adamın sözlerinden dökülürken,
öğrendiklerinin sessizlikten gelmediğini duydum.
bir yanda sessizliği tuttuğu eli,
öte yanda bir ormanın yalnızlığı
korku muydu onu kendinden uzaklaştıran?

sonra karanlığın öğrettikleri 
döküldü bir bir önüme;
nereye çıktığı belirsiz bir yol,
karanlığın sessizce konuştuğu bir dil yoksa;
nerede, nasıl öğrenebilir ki insan karanlıktan?

düşünme artık, düşündükçe saplanacaksın
bu dünyanın ciğerine.
senin yerin gökte, 
sana doğru bakan senin gözlerinde.
yüksel artık kendinden öteye.

bir adım atmak için 
sessizliği gör, karanlığı dinle.
konuşma onlarla;
sen çırpındıkça konuşmaya
hantallaşıyor kanatların,
bedenine saplanıyorsun.

gökten gelecek tanrıları bekleme,
onların yanına çık.
rekabet etmeksizin, barış içinde,
geldiğini bilecekler, korkma;
onlar biliyor ya, 
evlerinin bir taşısın sen.


24 Eylül 2013 Salı

sen git bence

eylülünyirmidördü2013

bulandık, birlikte,
nereye düştüğünü bilmeksizin.
bir tebessümdü
birbirimizi kurtaracak,
bir an önemsememek
gerçekte olanı, olabileceği.

biraz sükunet,
ölümlülüğü unutmaktı.
çünkü sevgi ölümsüzdü.

bulandık, birlikte,
yalnızlığa,
ne kadar sürecek bilmeksizin.
ve şimdi, dakikalar günlere uzarken,
hiçbir zafer ya da şerefli mağlubiyet
sarılmaktan güzel değil.

'yalnız kalmak istersen anlarım.'
'sen git bence.'

oysa sensiz kalacağıma,
dilim kopaydı bazen her şey.

18 Eylül 2013 Çarşamba

sükun

eylülünondokuzu2013

dokunulmaz iddeallerin kölesiydi.
yıllara meydan okuyor
eksiklerinde yaşıyordu.
mutsuzsuzluğun kökü yoktu onun için,
mutluluğun da;
hiçbir yere bağlanmıyordu ayakları.

daha iyinin kölesi,
bir adım geride kalmanın karabasanı,
koşmaktan başka bir şey bilmiyordu.
zamanı geldiğinde,
saplanmaktan korkuyordu
o an durduğu yere.

bir de, elinde tuttuğuna inanamayan vardı.
elindeki kum tanesi bile olsa
salt elinde olduğu için
ona bağlanan başka bir köle.
karşılıklı atardı kalpleri,
birbirlerini düşündükçe hızlanırdı.

neden, neden böyle hissetmeliyiz,
bu adını söyleyemediğimiz şeyleri yaşarken,
böylesine uzak, böylesine soğuk şehirlerde
ciğerlerimizi yakan soğuklar içinde
nasıl, nasıl sulh içinde uyuyabiliriz?

'pencereleri kaldırdım, kaldırdım güneşi,
sükunet nefes alıyorum,
yiyor, içiyorum.
sükunet sulh demek değil,
ama bana yeter'.

9 Eylül 2013 Pazartesi

perdeler

eylülündokuzu2013

bazen, incecik bir perde
olup biteni saklar.
ben, sana, işte o perdeleri kaldırarak geldim.
çünkü zaman ağır ağır öğretiyor ki,
yıkılmaz bir kaleye dönüşse de
o perdelerin ardında yaşamak korkusuzca;
her şeyi yıkıp baştan kurmanın
heyecan dolu korkusunu duyana kadar
hep dimdik, hep eksik kalıyor.

korkacaksın, adamsan,
korka korka seveceksin;
sevilmemekten başka da korkun olmayacak.

bu yüzden, sevgilim,
elimde ne var ne yok,
sen gelmeden yaktım.
senin doğduğun bozkırdan bile çıplak,
sana geldim.
başka nasıl severdim,
başka sevebilmiş miyim, bilmem.

perdeler çekile etrafımıza.