28 Aralık 2012 Cuma

şiyir

aralıkınyirmisekizi2012

sözler, kalabalık bir istasyon,
dağılıyorlar dört bir yana
büyük bir hızla.
kimisi yorgun,
kimisi aşk dolu,
kimisi soğuk bir gerçeklikle
geçer gider,
arkasına başkalarını takarken.

bazı sözleri beklerken
geçen ömürler;
iki göz iki çeşme
hıçkırıklarda anıları biriktiriyor
üzüntüler.

tüm sözleri tüketen hareketler var.
insan hareketleri.
en güzel sözlerin açıklayamadığı,
en doğru sözlerle bile affedilmeyen,
ağırlığı yapanın omuzlarında yaşayan
bambaşka krallıklar.

bir şehri, sözlerle kuramazsın yeniden.
bir kalbi onarmaz, hiçbir söz.
belki affedilmeyenin sözü,
ancak göğsünden kalbini çıkarıp
eline tutuşturduğunda dinlenir;
belki de o zaman dahi dinlenmez.

gördüğün derinin altında
yaraları var hareketlerin.
sözlerle örttüğüm, saklı yaralar;
benden gayrı yaşar,
etrafımı saran her buludun nedeni.

yarım kalıyor sözler, artık,
ulaşmıyor - gidemiyorlar
çünkü bildiğim her yerde
diktiğim yalanlar var.

bir ateş yanıyor derimin altında,
yağmurun söndüremediği;
her şey temizlenecek,
ateş, her şeyi eşitleyecek
ve sözler, bir kez daha 

24 Aralık 2012 Pazartesi

ufak çapta bir masal

aralıkınyirmidördü2012

yalın, girmek istiyorum dünyana
ari gelmek istiyorum;
yokluktan adımımı atarak
sessizce, usul usul.
öyle ki,
görmeyesin saklayamadığım yüzümü
bilmeyesin kanına karıştığımı.

öyle bir gelmek ki bu bahsettiğim;
dönüşü, yolu yordamı olmayan,
sırtındaki yağmur bulutlarını
başka mevsimlere emanet ederek çıkılan,
geri dönüşü olmayan
bir göç gibi;
korkusuz, fakat tedirgin.

bana bulaştığın gibi
bulaşacağım sana;
sözler, gülümsemeler,
çocuk gibi hissetmelerin arasından
güçlü ama narin bir dokunuşla.
bileceksin, senin için geldiğimi,
ezelden beridir gölgende saklandığımı.

karanlık uykumdan uyanıp,
geleceğim dünyana
ve öyle bir yol geçmiş olacağım ki,
göğsümde uyurken dinleyeceğin
çok masal olacak seni anlattığım.




21 Aralık 2012 Cuma

ödeşmek

aralıkınyirmibiri2012

yürüyor cebinde taşlar.
utancının sıkışmış halleri,
kırdığı kalplerden kalan anılar.
cevaplanamayan nedenler,
itiraf beklentileri.

yoktu işin kötüsü,
bir açıklama, bir söylev,
bir özür ya da aydınlanma.
bir karabasandan uyandı adam
ve yıkarak yürüdü bir şehri.

yıkıntının kalbinde durduğunda,
pişmandı ellerine bulaşmış pervasızlıktan.

deniz onu çağırıyor,
sesini yenecek dalgalar,
sakince yolu gösteriyor.

şu belki ağırlığını alır taşların diye
yavaşça süzülüyor adam;
bir nevi korkusuzluk, kendini bilmezlik içinde
deniz söküp alıyor ayaklarını.

ödeşmekten bahsediyorlar o giderken,
eşitlenmekten.
bazıları sadece ölümle sağlar zaten adaleti.


17 Aralık 2012 Pazartesi

yürüyeydik, iyiydi.

aralıkınonyedisi2012

içinde ben olunca
pek bi çapık oluyoruz be sevgili,
çünkü sevmiyorum seni,
diğer şeyleri sevmediğim gibi.

neden öyle, neden bir ağaç
senden daha güzel;
neden bildiğim anılar bile
bal kadar tatlı değil, bilmiyorum.

içinde sen olunca
pek bi marazi oluyordu zaten.
sürekli yükselen sonra da çöken
dağlar gibi tanrıya yaklaşıp yaklaşıp
kayboluyoruz.

bizdeki seni def etsek de mi yürüsek
yoksa beni mi def etsek de mi yürüsek?

yürüyeydik, iyiydi.

haydi haydi

aralıkınonyedisi2012

nereye gidersin ne hayal edersin
gizli uykunu nerelere saklar gezersin
bir kraliçe olacakken neden çamura batar eteklerin
gözlerini çapaklara açarken her sabah?

belki mesele rüya görmek,
rüyaların içinden geçmek
ve küçük çocukların taşıdığı büyük kayıklarla
büyüyüp küçülmektir.

yeniden anlayacaksın o tavşan deliği
alice'inki değil,
yollandığın her yolculukta
senin yumurta adamların ve iskambil orduların olacak;
bu kerre daha tehditkar, daha acımasız.

oysa geçtiğin karanlık orman
ve onun küçük yerleşimcileri
minicik bir cennet sunuyor sana göremediğin.

nedir gezmek merakı,
ciğerlere dolan duman
ve aldatma dolu eğlenceler?

ben hiç küçük bir çocuk olmadım ki diyor hayat;
bir saplantı halinde yaşamak özgürlüğü
ne kadar anlamsız aslında.

15 Aralık 2012 Cumartesi

kayıp çocuklar için

aralıkınonbeşi2012

senin için yıkılan tüm şehirler,
kurşun lekesi işlemiş tüm duvarlar,
eli, ayağı, gözü olmayan tüm çocuklar.

senin için dikilmiş tüm minareler,
ıssızlığı yararak gelen çan sesleri,
eğilip bükülen, huzurunda titreyenler.

eğer bir adım atıp kaybolacaksak
ve ateşböceği kadar kalacaksa izimiz gökte,
ya da bir çiçek gibi yükselip
boyun bükerek yaslanacaksak sonunda karnına;
şimdi al beni yanına, uzağına, hapsine.
burada vahşetle terbiye ettiğin, yeter,
biraz eksik biraz fazla sevgiye köle ettiğin, yeter.

yurdundan koparılmış bir kamışın sesi gibi
içine can üflediğin şu çocuklar;
kırgın, yaslı ve dertli.
bırak, üzülmekten unutmasın insanı,
kırılmasın bu ölümlü oyunda,
uyansın tüm çocuklar bu ölümlü uykudan.
bırak kayboldukları yerde
adının bu dünyadaki savaşından.

13 Aralık 2012 Perşembe

başlıksız 1.

aralıkınonüçü2012

güneş yağsın mezarına,
tek tek düşüversin yıldızlar.
sana gelirken yaşlansın tüm çocuklar
ama kimse dokunmasın taşına.
kimse dokunmasın adın yazan taşına benden başka.

kimse sarıp sarmalamasın seni
yaşlı annemizden başka,
eller alacağına, geri dön
devler ülkesindeki yatağına.

anlatmasınlar seni bana,
anıları olmasın kimsenin,
eskisin tamamı, kaybolsun ışıkta;
okunmasın yazdıkların.
ben kemikli parmaklarının izini taşırım elimde.

öyle şeyler ki uğraştıklarım
dünyanın kirletemediği kalbin almaz,
geçer gider içinden baktıklarım
dokunamaz sana.

şimdi omzumda yaşlanan
öyle bir kuş yükselmiş ki kalbinden
ellerimden utanır oldum,
çirkinliğimden utanır oldum
onun gölgesinde.

senin yerin allahnın yanı,
ama kıyıp bırakamazsın üç maymununu.
kimse kimseyi sevgiden başka şeyle boğmaz bizde,
sıcağını kimse bırakıp gitmez başka cennete.
ne önemi var nerede olduğumuzun, değil mi?

12 Aralık 2012 Çarşamba

yürüyen evler

aralıkınonikisi2012

huzursuz bir sabaha uyandık,
ters gitti ayaklarımız
bir gürültü eşliğinde ağlaştık
tutunacak bir yer,
rüzgardan korunacak bir ev aradı gözlerimiz.

insanlık yaşlandıkça öğrendi
kök salmayı toprağa,
bağlanmayı onun olana;
bir canavar gibi yerleşti içine
sabitlik, tutarlılık ve düzen.

oysa hep yürüyeceğiz
bir kervanın peşinden
ve sevdiğimiz çiçekleri koparıp
ancak vücudumuza ekecektik.
tek ev, göç olacaktı;
babalarımızın görecek çok memleketi vardı.

şimdi o kadar uzak ki yürümek
yer yön bilmeden;
rüzgar kazanıyor,
saklanıyoruz beton duvarlar ardına,
sıklıkla üşüyoruz.

gel,
yol arkadaşım ol;
bildiğimiz yollardan değil,
kaybolacağımız yollardan gidelim.
herkesin evi oturuyor,
bizimki hep yürüsün
durmayalım artık buralarda.

11 Aralık 2012 Salı

ne yapmalı kendine?

aralıkınonbiri2012

seçimler bir duvar,
içinden geçmeye çalıştığı.
bir his, bir fikir,
gördüğün, hissettiğin dünyada doğduğunda
eller, yumruklar yıkamıyor;
ufacık bir delik dahi açamıyor
kendi içine.

oysa eriyor insanın hisleri
yumuşacık aslında tercihleri;
eğilip bükülebilen,
parçalanıp damlacıklar halinde
içine tutunan
küçük çocuklar gibi
sınırsız özgür, sınırsız masum.

'neden benden doğan,
benim hayat verdiğim bir şey
benden kararlı oluyor günü geldiğinde' diyor adam
ve çöküyor
kurduğu duvarın hemen önüne.

dışında olmak mı kötü tercihlerin
yoksa kendini dışında tutmak mı
daha ilk yaratıldıkları anla?
bilmiyorum, bilememiştim de hiç zaten;
merak etmiştim, ama öğrenememiştim.

beni aç, beni iç, tüket ve kurtul benden.
kolay.
ya ben ne yapayım kendimle?

9 Aralık 2012 Pazar

uyanılacak uyku - hayat

aralıkındokuzu2012

sevdiğin kadını başkası öpmüş diye kıskanır
giderse bir gün başkası öper diye korkarsın.
sonra bir gün gelir, ne sevdiğin kadın kalır
ne de ona sarılanların hesabı.
o yürür koca şehrin sokaklarında
eli başkasının elinde;
sense izlersin geçmişten bir yere saklanmış
nasıl unutur senin sıcaklığını diye.

devinmeyeydi iyiydi dersin hayat.
yeniden tutacağın bir elin hovarda fikri yerleşmeden zihnine,
geleceksiz bir koşuya başlarsın.
hiç beklemediğin bir gece
bir rüya hatırlatır
bir zamanlar sevdiğin kadının ufacık elini;
onu şimdi tutan bir adam olduğunu,
belki senin olması gereken bir kızı olduğunu.

sen doğru rahmi bulup
yeniden doğana kadar
dünya yaşlanır, sen de onunla.
bir fırtınaya kapılır
süpürürsün güzellikleri
elinde yarım kalmış sevgin,
başkasını seven kadının
ve ağzında kötü bir tatla.

ne zaman geçecek sevmiş olmanın çilesi
diye düşünürken bir bakmışsın
geçen sadece sensin;
içinde bir an durup devam eden her şey yolunda,
bir sen yolunu şaşmışsın.

diril olduğun gibi, yeniden doğma, hayat.
yattığın soğuk yataktan kalk
ve yürü benimle.

6 Aralık 2012 Perşembe

içimdeki deniz

aralıkınaltısı2012

içindeki deniz seni boğana dek yüzeceksin.

zaman gelecek, denizi evcilleştirene kadar
etrafına şehirler çekecek, acıyı öğreteceksin ona.
hoyratlığından sıyrılmayı öğrenecek zamanla.

acı, bırakacak acı olmayı.
içindeki göllerde
koşarken sığ sözler;
bir gün anlar insan
içinde bir deniz varsa şayet;
dışarıdaki dünyadan kaçarken
kana kana içilmez
hissedilen dünya.

fakat bir deniz ortasında
gönlünde çöl susuzluğu
onurlu bir acıdan ibaret değildir.
acı öğrenmektir,
acı tatlıdır.

bir gün gözlerinden süzüleceğim insanların
ve göreceğim gördüklerini en karanlıkta.
en küçüklerin rüyalarını kemiren öcüleri kovalayacağım.

tam olacak o gün bir kez daha ben,
tam olacağım, bu eksiklikten arınmış,
acıdan arınmış bir ermiş gibi
yemyeşil bir yatakta çiçekler açacağım.

içimdeki deniz, ben ve dünya,
sonunda tek olacağız.