29 Kasım 2012 Perşembe

gölgeler ormanı

kasımınyirmidokuzu2012

bir şey anlatacaktım sana
kelimeler düğümlenmeseydi,
sesimi yutmasaydım.

diyeceğim bir şey yoktu,
ama konuşacaktım;
nasılsa sözler yolunu bulur,
nasılsa sözler birbirini kovalar;
severler beni diye.

sonra bir şey oldu,
gün döndü, dünya biter gibi eğrildi;
sen dinlemez, ben konuşamaz oldum.
sessizce ellerimizi tutarken
fark ettik ki,
sözlerdi bizi bağlayan.

soğuk bir memlekette
başkalarının sözleri vahiy oldu,
başkalarının renklerine buladın beni.

parkta ıslak bir banka çöktüm
şarkı söylemek için;
içinde tüm kırıklarımla
ve kırdıklarımı buluşturacağım,
kabul ettiğim tüm özürler ile
dilediğim tüm özürleri birbirine vurup parçalayacak
o sözleri aradım durdum.

utanca bulanmış pişmanlıklarla
pişman eden pişmanlıkların mezarı oldu kalp;
sesim düştü, midemde bir yankı oldu,
kırgın gözleri sevdiğim çocukların
rüyalarıma yerleşti.
mağdurdan faile dönerken ben,
kalp kendine mahkum oldu.

sen yürüdün,
bense pişman olmadığım gölgeni
başucumda bir ağaç yaptım.
şimdi susuyorum,
sessizlik unutturana kadar sesimi
kırdıklarımdan kaçıyorum
odama yerleşen gölgeler ormanına.

sırtımızda adını bilmediğimiz suçlarla
doğduk;
yeniden doğacağız
adını hiç bilmediğimiz cezalarla,
yeni gölgeler ormanlarında
hep gölgeler ormanlarında.

26 Kasım 2012 Pazartesi

leap of fate'in türkçesi'nin şiiri

kasımınyirmialtısı2012

güneş yağacak üzerimize
ve seni hatırlayacağım
soğuk bir günde
yataktan çıkmamak için debelenişinle.

şehirler kadar cesur olmalı
o şehrin insanları da.
bir salgın esnekliğinde
herkese karışıp
hiçbir yere ait olmadan yaşamalı;
aynaya baktığında
zihne saplanan bir ağrı gibi
keskin, yürümeli herkes.

yağan ay da güneştir esasen,
bir insanda ölmek de ölümdür;
naif bir ağaç gibi eğilmek
rüzgarda örselenmiş bir yaprak gibi,
sona gelince bile
sonu düşünmeden savrulmak
ya da adem ile havva gibi
hiçbir hissin cevabı olmaksızın
bir adım atmak.

bazen hayat, yüreğine sarılıp
bir adım atabilecekken
o adımı atmamaktır.
adımı atabilenleri görmeksizin
onlarla hiç konuşmaksızın,
atamadığından değil
atmadığından
yerinde durmaktır.

bugün herkes savrulmak iyidir dediği için savrulmaktansa
savrulmamak,
savrulanların gelecekteki gözlerini
bir uçurumun kenarında beklemekten
kötü olmayabilir de zaten.

o zaman ya dikileceksin bir ağaç gibi
dünyanın kalp atışlarının kalbinde
ya da uçacaksın aynı kalbin rüzgarında.

seçim senin, eğer seçebileceksen.


23 Kasım 2012 Cuma

utanç şiiri

kasımınyirmiüçü2012

gerçek yüzünü çıkar sakladığın yerden artık.
hayatın gecesi sıyrılsın sırtındaki cübbeden.
ne için varız, kalp kırmaktan başka?

harcamak üzerinden yükseliyor
insanlığın ayı,
zihne saplanan bir ağrı gibi
gözlerimden akıyor içimdeki utanç;
gülümsüyorum ama kahkaha atamıyorum.
gülümsüyoruz ama kahkaha atamıyoruz.

sakla gerçek yüzün her ne ise,
bırak biraz yalnız kalsın günün, insanların.

zayıf ve güçsüz bir ışık artık bizi ısıtan.
karanlık basmadan bulayım istiyorum limanı,
çok gece yönsüz kaldım, çok gece ışıksızdı yıldızlar;
ya da fazla parlaktı içinde yüzdüğüm şehrin ışıkları.

harcayarak büyüyorsun.
başka birinin acımasız hikayesini tüketirken,
içindeki utançtan yeşerip
ona gömülürken, yaşlanıyorsun, yavaşça.

bir gün gerçekten özür dileyecekken
fark edeceksin ki,
ya sen yoksun artık kırdığın yerlerde
ya da kırdığın yerler üzerinde
yeni şehirler kurulmuş;
plastik bir gökkubbe altında
çocuklar doğmuş.

bugün başlayacaksan başla,
ya da başlamak hakkında maval okuma.

15 Kasım 2012 Perşembe

biraz öyle biraz böyle şiir

kasımınonbeşi2012

dışarıda, bildiğimiz tüm dışarılar;
içeride çocuklar
hasta yataklarında sessizce uyuyorlar.

'biraz az, biraz fazladan daha kötü değil' diyor
onları görenler.

içeride, bildiğimiz her şey;
düşmanca bir sessizliği yararak geliyor
huzurun gürültüsü.

'biraz ses, biraz sessizlikten kötü değil' diyor
onları duyanlar.

yukarıda, bildiğimiz her duran yürek;
sırta dokunan soğuk bir el
bu yolun yolcuları için hayat.

'biraz soğuk, biraz sıcaktan daha kötü değil' diyor
harabenin anılarında tüm insanlar.

büyük düşlerle geliyor,
aynı kayıkların eksik zarafetleriyle
süzülüyoruz bu büyük sahnede.
ipler yok bizi taşıyan,
ağlar yok altımıza gerilmiş;
biraz güvende ya da biraz güvensiz
fark etmiyor terk ederken.

6 Kasım 2012 Salı

barış

kasımınaltısı2012

nereye düşersen düş bu dünyada,
gece bitecek dünya bitmedikçe
ve sırtında bir ağrı olarak kalacak
seni düşüren her neyse.

yeniden doğacak tanrılar
yeni çocukların dillerinde.
önce bütün gök onların olacak;
sonra erkek ve kadınların çehresine bürünecek
ve yeniden yükselip
vahiylerle gelecekler.

düştüğün yerde yeterince kalacaksın
ki yürüyesin mitolojiden
ete kemiğe bürünerek yeniden.

'ey insan vahşeti,
ey insan kaybolmuşluğu;
söyle bana niye benim kalbim
yaşamayı seçtiğin yer' diyeceksin,
kovacak gücü bulamadan,
yıkılacaksın yatağına,
mezarın olacak tüm uykular.

öyle bir dinleyeceksin ki
günü gelince rüzgarı,
toprağı ve kuşları;
huzur ayaklanacak içinde önce,
tutacak elini
sen kalkasın diye.

sanacaksın ki
unuttuğun bacakların yürütür seni;
belki sendeki tanrı,
belki tanrıdaki sen
yeniden gözyaşı dökecek
ve uyanacaksın ölümlü uykundan
titrek bir pişmanlıkla.

o gün özgür kalacak kalbin bedeninden
ve sen koşacaksın
dere tepe, kara kış;
özgürlüğün tanrılara ait olduğunu unutarak
huzur içinde, sevgiyle.

o zamana kadar benimle uyuyacaksın kalbim;
beraber öğreneceğiz yeniden,
barışmayı - sevmeyi.