29 Eylül 2012 Cumartesi

karartı

eylülünyirmisekizi2012

gece böyle bir şey zaten.
aşık olduğun,
zayıf düştüğün;
ne olduğunu tam anlamadığın
ve yeniden doğduğun;
kimisinin uzun uzun
kimisinin kısacık yaşadığı
dokunulmaz bir şey.

ben yürüdüm,
çok uzun zamandır yürüdüğüm bir yolda
ve gecenin köründe
seni hatırladım.
renklere dalmışken hatırladım.

seninle ilgili şeyler de böyle zaten.
ne zaman yoldan çıkacak olsam,
ne zaman yoldan çıkmış olsam;
göğsünde bir hayat,
göğsünde bir dünya.
ellerim yetse,
ellerim yetişse de
benim olsa,
senin olsam.

neredesin şimdi,
hangi geceyi örttün üstüme?

karanlık karanlıktır,
senin ya da benim yok zaten.

24 Eylül 2012 Pazartesi

fırtına karesi

eylülünyirmüüçü2012

bazen fırtına sonrası kalandır sevgi,
bazense fırtınada ilk düşen ağaç.
bir fırtınaya nasıl bakarsan
öyle görürsün saplanmayı
ve yürümeyi.

sevgi sırtındaki yüktür bazen, bir ömür,
bazen sen sevgi olur, başkasının sırtına uyursun.
söylenmez aşıklar, yol güzeldir onlara
ama bazen, öpmeyi, dokunmayı hayal edemediğindir de
elindeki fener, kalbindeki ışık.

sen gelmeden önce
başkasının bıraktığı bir fırtına gibi
öfke içinde, bir ıslıkla savruluyordum, korkusuzca.
bazen sevgi, sabrı tüketmekti o zamanlar,
sadece altı çizili kelimeleri okumaktı bir yazıda;
yalnızca sonbaharı hatırlamaktı.

sonra sen geldin.
her şey güzel olacak sandım
ve sarıldım fikrine.

bir fırtınaya rüzgarı anlatmak nedir?
ayırabilir misin yağmuru
toz ve suyun bıraktığı kokudan?

bazen koşmaktır yürümek, soruları cevapsız bırakarak;
arkada kalmaya, cevapları bilmemeye aldırmamaktır bazen.
bazen cevaptır zaten geride bırakılmak da, anlamaz insan;
sevmeye uyanıp, elini tutacak cesareti bulamamaktır,
cevap vermektense kendi kalbini avucuna tutuşturmaktır yaşamak.

gereğinden çok uzamış bir çift dizeyiz biz.
başlamaktan korkan, bitmekten korkan,
salt yürüyebildiğinden, yürümenin sonsuzluğuna aldanmış iki çocuk.

nerede duracaksak orada anlat bana rüzgarı.
ne daha önce duyulsun hikayem, ne daha sonra.

21 Eylül 2012 Cuma

cehennem kokusu

eylülünyirmibiri2012

cehennem ne kokar?
bence cehennem;
aşıkların el ele tutuşurken savaşı,
belediye otobüsünün terli yorgunluğu,
kağıt kesiği,
politikacıların tükenmek bilmez egosu
ve tanrıların yalnızlığı kokar.

görmediğin bir yeri,
gördüklerinle anlatmak
ancak bir ahmağın tercihi olabilir.
insan, insanın sırtına saplanan şarapnel,
insan kendinin şarlatanı
ve cehennem kimisine sülfür
kimisine diğer insanlar kokacatır.

korku kokan çiçekler yetiştirdim bir ömür.
sevgi de yağmur kadar korku oldu
belki bu yüzden terk edemiyorum artık bahçemi.

17 Eylül 2012 Pazartesi

güzel şey olan hayat

eylülünonyedisi2012

eğer uçacaksan, gökler senin.
hayran gözlerle izleyecek uçurtmalar
ve onları tutan çocuklar.

bir dağ gibi dikileceğim karşına
gözlerimi kırpmadan takip edeceğim
yavaşça savruluşunu;
çünkü hayat güzel,
çünkü hayatı güzel yapan şeyler gittiğinde bile
hayat güzel.

bir nefes daha alabilmek için her şey,
sevmek bile o nefesten.

16 Eylül 2012 Pazar

gece araması

eylülünonaltısı2012

gecenin en güzel yeri burası;
tek başına düşünerek
rakıya konuştuğun,
adama konuştuğun
kadına konuştuğun yer.

söylediğin şey bir söz değil
yatağına uzandığında,
söylediğin şarkı da değil;
nerede arayacaksın hikayeni?

bir ısırıktan akacak
hayatın suyu
ve yüzüne bastıracaksın
yastığını;
boğmak için değil
boğmak için hiç değil.

yürüdüğün yerdim ben,
şimdi üstümden insanlar geçiyor
gürüldeyen arabalarıyla;
seni arıyorum bir mitolojide
nerdesin sevgili,
ben hiç bilmiyorum.

14 Eylül 2012 Cuma

çıkış

eylülünonüçü2012

elinde ne kadar duygu tutarsan
o kadar kaçıracaksın.
sarıp sarmalamak
engel olmaz gideceklere, kalacaklara.

gece sarhoşken de yürür insan
insan sarhoşken de gece.
zaten bundan başka açıklaması olamaz
dünyanın dönmesine.
dünya avucunda döner herkesin,
biraz eksik, biraz fazladan daha iyi değil mi?
çok olmayacaksak, niye olalım?

anlat bana, sen kimsin,
niye böyle gülümsersin;
dinleyesim var heyecanla.
yerinde durmasan da olur, ben dinlerim.

dur bu gece benimle,
kal bu gece;
attım koltuk değneklerimi,
hadi yürüyelim! 

13 Eylül 2012 Perşembe

rüzgarın ruhu

eylülünonüçü2012

ne aradık ne sorduk geçenleri
yavaşça düştü yapraklar
ve yerleşirken yerlerine
biraz masum, biraz hoyrat
izledik her adımını yürüyenlerin.
bizdeki ben, bendeki bize karıştı,
dünya yürüdükçe aradık cenneti.

nasıl bir yolculuk bu çıktığımız?
hangi özrü dileyecek çocuklar
gümüş şehrin ışıkları altında
kime konuştuğu belirsiz bir dilsiz gibi?
ne diyeceğiz birbirimize;
'tek yapabileceğim, kırık kalbini affetmek' mi?

yıllar seni benden aldı
şimdi sevdiğim;
eğer bir şarkı olacaksak
güneşin karanlık tarafı olalım
öyle bir şey varsa yoksa bile
adımız öyle imkansız, öyle güzel olsun.

kendinden uzaklara göm beni,
göreceğim tek gülümseme
ışıkların şehrinde olsun.
gün bugün olsun, sevdiğim gün olsun,
ben bizi taşırım
mezarlıklardan kırlara,
yağmurlardan yeşermelere.

mevsim dönebilir
gel beraber düşelim kalkalım
bu çamurda.
hayat dediğin öyle güzel.

9 Eylül 2012 Pazar

bir gece anısına

eylülündokuzu2012

sırtlandım boşluğumu ve yürüdüm,
mutluluğu şişelediler, gel masaya dediler
bir masaya oturdum.
konuştuk, unuttum, konuştuk;
güleceğiz dediler, dolacak boşluğun,
güldük hep birlikte.

kafamı kaldırdım, yarım gözle baktım dünyaya,
her resim bir ağrının içinden geçerek geldi, utandım.

elinden tuttum boşluğun ve yürüdüm.
sevmeye çabaladım geceyi, ışıkları tüm gülüşmeleri
ama eksikti her şey, eksikti görebildiklerim.

gölgeme sarıldım,
yeni bir şey değil yalnızlık insan için;
yine de her gün
bir hastalığın ilk günü gibi
silbaştan öğrenmek yok mu,
işte odur ağrıyan dizlerin sebebi.

gece dışarı çıktım, gözlerimi kapadım
boşluğun kendisi olana kadar
başkasının boşluğu olmadan,
huzur içinde yattım
en yaşlı annenin soğuk yatağına.

olmadan ölünmüyor, ölmeden olunmuyor.