23 Haziran 2014 Pazartesi

destursuz

haziranınondokuzu2014

kırılmadan beklerdi
kışın geçişini
ve esnekliğin damarlarını
bir kez daha dolduruşunu
kutlardı her baharla.
taze baharın neşesi
yenilenmekten değil
korkunun bir hayal olduğunu
hissedecek kadar çok
doğuma tanık olmaktandı.
'çok'tu onun için bahar,
her şeyin yeniden çok olduğu
ve destursuzca
bulduğu boşlıkları doldurmasıydı.

bahar elini uzattığında,
o el, bildiği tüm ellerden
daha güzeldi
ve hiçbir zaman diliminin
daha fazla eskitemeyeceği kadar
yaşlıydı.

en eskilerin bile hayatta olduğu
bir krallığın soytarılarıyız.
eceline susamaktan
kötü espriler yapıp,
çoğalıyoruz destursuzca.

yeşil el

haziranınyirmiüçü2014

öyle çok can taşırdı ki,
kestiğin yerden yenileri fışkırırdı.
karnına sapladığın bıçağın izi
sadece karnında kalmaz,
üzerine sıçrardı failin.

öyle sakin karşılardı ki
hoyratlığını insanın
korkacak fırsat bırakmazdı
çocukları için.
onun için ölüm
yeni doğumlar için
yer açmaktan ibaretti,
yas tutmaz, gözyaşı dökmezdi.
bir köşesinde sıkıştırırken bile
kendi evinde
üstümüze salabileceği azaptan uzak
sakindi.

öyle bir sükunet ki,
her yeni sefer doğaçlanırdı
ama ben duyardım
elim günaha her değdiğinde:

'er geç kavuşacağız seninle çocuk.
o zaman ilk affını dileyeceksin,
ağzında küllerle'.




13 Haziran 2014 Cuma

bataklığa isim vermek

haziranınonüçü2014

içindeki gökkubeden
bir boşluk seç bana
ve bildiğin en güzel renklerle
şekillendir kendi tapınağını.
bedenin dipsiz bir kuyu gibi
içine çekerken seni,
sana dar gelen
etin tutsaklığını anlat.
sonra hatırla
çarşıdan aldığın o gömleğe
nasıl hoyratça davrandığını
ve zorunda olmasan
bu, sana ölümle yapışmış
bedene neler yapacağından kork.

içindeki daraşmalıktan
bir eser yaratmanın heyecanı mı
bu bataklığın sırrı;
yoksa bataklığın mı
seni bir eser yaratmaya zorlayan?

çıkamadığın
ve yakıp yıkamadığın bir odaya
hapsolmuşsan,
hala yaşadığını göstermek için
iyi kötü fikren çoğalmaktan başka
ne yapabilir ki insan?

beyhude canım, beyhude tüm çabalar.
bir yansımanın yansımasında sönmeye yüz tutmuşken,
ayaklar altındaki güneşin
başının üstündeki ayı aydınlatmasının hayalleri bunlar.

20 Mayıs 2014 Salı

nefs-i inşirâha veda

mayısınbeşi2014

kesilmiş nefesi, yanmış ciğeri,

ne varsa insandan ibaret, onu yitirenler
hesabını tutmuş cansız bedenlerinin;
diğerlerine ali eklenince,
üç yüz bir, üç yüz iki, beş yüz etmişler.

cansız bedeninin

sessiz çaresizliği,
onu ölüme yürütenlerin
vicdanına terk edilmiş zaten çok önce.
hükmü, belki doğmadan verilmiş,
mahkumiyeti ebediyetle kaldırırken
kara perdesini gözünün akından;
onun için söylenen tüm sözler,
ecel terlerinden olma idam halatları 
boyunlarımıza yerleşmiş daha da sıkı.

adın duyulmasın diye sayıyoruz

yokluğunu yorgun adamların,
sen ölürken ciğerin kapkara,
biz vicdanlarımızı defalarca karalara bulayanlar
nefsi inşirâh hayallerinde
boğuyoruz birbirimizi.
hangimiz daha günahkar,
bilmiyorum güzel kardeşim,
lakin, güzel uyu uykunda,
burada aradığımız adalet,
diyarı terk edeli, çok olmuş.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

öyle şeyler

mayisinonu2014

iyi de nerden bileceksin,
ben şimdi nerdeyim,
ne yaparım kalabalıklar içinde.
düşünsene kalabalıklar senleyken manzaradan ibaretken;
şimdi manzaralarda ilham tadıyorum.
öyle tadı yok ki bu cümbüşün,
öyle bir tatsızlık ki bu parfüm,
kendimi sessizliğin evine atmak istiyorum
başkalarının ev dedikleri yerlerden.
sen ne yapıyorsan, yapmaya devam et,
nasılsa zaman geçecek.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

son dem

mayısınbeşi2014

neyi kaybettiğimi düşünüyordum bugüne kadar
ve öyle bir liste oldu ki, başını unuttum neticede;
yoruldum saymaktan.
neyi diye başladığım yol, neler'e dönüştü ansızın.
nereye varacağımı bilmeksizin koşturuşum
ardı ardına sıralanmış gelişigüzel notalar gibi,
keskin geldi, korkuttu.

dünyanın en iyi insanlarını yitirmiş gibi hissettim.
başka dünyalar yoktu yeniden doğacağım
ve şimdiden zaman hızla erir olmuştu.
küçük şeylerdi fark ettiren
daha küçük şeylerin varlığını
ve gözlerim öyle bozulmuştu ki,
koca koca çınarlar
nereye gittiğini bilmeden giden adamlar sanar olmuşum.

insanlar insanlardan sadır olmuş.
hiç olur mu öyle şey?

satın alabilmek, sahip olabilmek yettiğinde
satın alamadığını hatırlıyorsun, çocuk,
ama o an gelene kadar, her şey harcanabilir
her şey sadece o an için var,
bir an sonra tüm dünyan yok olacak olsa
fark etmez.

bir rüyaya atılacak olanın
önce gözlerini kapaması gerekir oysa ki.
uykumdan da aydınlık dünyamdan da vazgeçmem,
uzaklardan bir gitar gürültüsüne takılmış sesler gelmeye devam ettikçe
yaşıyorumdur bir şekilde.
ve yaşadığım sürece, ne kadar düştüğüm
sadece ne kadar yaşadığımı gösterir.

sözlerin bu bağımsızlığı yanıltmasın seni,
bir hapishane mimarının
biçare serzenişleri hep duydukların.
son demlerinde bir kumarbaz,
gerçekten sırtı ilk kez yere gelmek üzere olan
bir ağacın
kendine son güvenişleri.

28 Nisan 2014 Pazartesi

hayır mı şer mi?

nisanınyirmisekizi2014

şerin kökleri öyle derin
ve o kadar sağlanmdı ki,
onu görmezdi gözlerimiz
ya da hep ona bakardık
başka şeyleri izlerken.

hayrın kökleri öyle çok
ve o kadar karmaşıktı ki,
onu görmezdi gözlerimiz
ya da hep ona bakardık
şeri izlerken.

gördüğümüz, baktığımız, izlediğimiz her şey
şer ve hayrın iç içe geçtiği hareketli resimlerden ibaretti.
etrafımızdaki tüm duvarlar, göründüklerinden yüksek,
yollar göründüğünden kısa, tedaviler sonuçsuzdu.
ayrılmıyordu birbirinden bu meretler.

şer vücut bürürken,
hayır bir hayalet gibi gezerdi başının üstünde.
dokunabildiğine uzatırdı insan elini.
ondandı zaten düşkünlüğü şere.

toprağa bas, yalınayak,
damarlarını doldursun şerle hayır.
lazım olur nasılsa ikisi de.