10 Şubat 2016 Çarşamba

herhangi birinin hikayesi

şubatındokuzu2016

ellerim açık, göğe selam duruyorum.
ayaklarım çıplak, yere selam duruyorum.
içimden geçenler çarpıyor oraya buraya
izler bırakıyor,
bu yüzden hareket etmiyorum.
ben yıkımım, sadece durduğum yeri yıkıyorum.

sevdiğim yeşil ve maviyi anıyorum gözlerim kapalı.
içimde hala senin tüm renkler,
bense az sonra solup gidecek bir gelincik
zamanımı dolduruyorum.
bitmek bilmez zamanlardır bekliyorum
soruları, cevaplarını.
usulca sokuluyoruz birbirimize tüm çiçekler
yüzlerimize çarpan rüzgara muhalefet.

ne zamandır buradayım,
kimin nesiyim bilmeksizin koşuyordum bir vakit.
ilk çemberi tamamladığımda fark ettim
ardımda bıraktığım yıkımı.
tökezledim önce,
kendimi gömmeye kalktım da
reddetti toprak nefsimi.
o vakit dikilmeye başladım kimseye sormadan,
kendi başıma.

önce arkadaşlarım düşmeye başladı, tutamadım;
nereye gittiklerini soramadan uğurladım onları.
düştükleri yere saplanmaya başladı ayaklarım.
sonra ellerim, kollarım kalakaldı öylece,
hareket edemez oldum.
göğsüme yerleşenleri hissedince ayıldım;
ben, dik durmaktan yorgun düşmüş meşe,
oldum olası yerimde duruyorum,
görmüyorum, lakin hissediyorum, soğuğunu
etrafımda dönen yıkımın.

oysa içimde, her şey hala mavi ve yeşil,
bense kırmızı bir gelincik,
geçmişimi yaşadım, geleceğim belirsiz
boynumu sonsuza dek bükmeyi bekliyorum.

24 Ocak 2016 Pazar

uykusu

ocakınyirmiüçüncügünü2016

sana açtım gözlerimi.
sana baktığım gibi kendimi gördüm,
ete, kemiğe yansımıştım
da hatırlamıyordum sen olduğumu,
söylemiyordun da zaten açık açık
ama en derin uykularımda fısıldıyordun kulağıma:
'biriz, beni utandırma'.

ve yürüdüğüm her an biraz daha utanışını izledim
bir ömür, biraz tatlı, biraz tatsız
bir gölgenin gölgesinde geçti.
değişti değişecek derken
olduğu gibi tükendi.
sen kimdin, ben kimdim asla tam bilemeden
kendime sarıldım, seni koklayarak uyudum.

13 Aralık 2015 Pazar

geçerken uğramak

aralıkınonüçüncügünü2015

geçiciyiz be bir tanem,
öyle geçiciyiz ki
geldiğimiz yeri hatırlayan da,
olduğumuz yeri hatırlayacak da yok. 
öyle ya, bir altın değiliz
dünyaya kazık çakalım zaten,
bir dil bile değiliz ki
sonsuz hissedelim kendimizi bir anlığına.
hem o kadar geç kalmışız ki
güzellerin hepsi terk etmiş 
bugün yürüdüğümüz yolları;
bir yandan da o kadar erken gelmişiz ki,
hala bekliyoruz kainatın mahşerini.
işte öyle bir ortada kalma hali bizimki.

o vakit, bu böbürlenmeyi
bir an önce geçip gitmek,
her şeye sahip olup
adını zenginliğine sarmak için çırpınanların
yolundan çekilmek gerek.
onların kazanacakları var, 
benim yok.
onların bıracakları adları var, 
benim sana bırakacağım, 
anamın bana mirası
canımdan başka bir şey yok.

acelem de yok inan,
geçiyorum acelesi olanların yanından bir yaz rüzgarı gibi aheste aheste;
bir tek önlerinden çekilirken acele ediyorum.

adı en güzeller, bir gülüşü için can verilecekler bile  
biraz sabredebilmişler bu evin sahiplerine.
önce buraya sarılmışlar, 
sonra bir parça beze,
sessiz sedasız, göçüp gitmişler.

bak, oysa, altın yerli yerinde,
kalıcılığının kıymeti kulaklarımda çınlayan küfür,
hep en çok isteyenin elinde, sonsuz.
bırak, biz geçerken uğramış gibi yapalım bu eve,
nihayetinde buluşacağız tüm sevdiklerimizle.

2 Kasım 2015 Pazartesi

vehim

kasımınbirincigünü2015

bir yerlerde ağlıyorsun belki,
başka bir yerlerde seviniyorsun.
mirasına aşık olduğun canlara yanıyorsun
mezarlarını kirleten adamları izledikçe.
bir ürperti dökülüyor boynundan aşağı,
soğuk terler, öfke hükmünü salıyor;
kötülüyorsun kendini.
işte o zamanlarda sığındığın yerler sensin,
sığındığın yer senden uzaktayken bile.

öte yandan düşünüyorsun,
sevinen ben, nereye kaçtı,
kim kaçırdı beni?
uzaklarda değil cevap,
baktığın gözler onu ilk gören,
hırsız ellerin, seni çekip götüren.

neticede, tesbih de sensin, çeken el de.
ne ilk, ne son kendi çağrısına kulak asmayan,
herkesin bildiği, korkmadan yaptığısın,
herkesin sevdiği ama korktuğusun;
dağların sarıldığı toprak, toprağın örttüğü dağsın
ve sen ne kadar korksan da
seni yıkabilecek de, ancak sensin.

şimdi başka bir yerlerde, gülümsüyorsun da;
güneş pırıl pırıl etmiş dünyanı
bir kış daha geçmiş ömründen, uyanıyorsun.
yıkık dökük her şeyin içinden geçip
kendine bir yol bulmaya çalışıyorsun.
merak etme, sabret;
daha yolunu bulamamış bir yolcu yok.
yüzyılların yaşanmışlığının mirası,
sevdiğin canların yanına, sana çıkartacak yolunu
er ya da geç.

31 Ekim 2015 Cumartesi

miras

ekiminotuzuncugünü2015

bekleme kalbinin sana bağırmasını,
çığlıklarla anlatmasını;
tarihin seni yazıyor zaten,
sensiz bir cümle yok işte.
yap yapacağını.
doğruysa da yap, yanlışsa da.
tam da olacak olsa, eksik de,
sen olsun yaptığın.
hatalarından başka mirasın yok.

25 Ekim 2015 Pazar

kötülüğe giriş

ekiminyirmidördüncügünü2015

içeri girdim, kapımı kitledim.
kimse duymasın diye her şeyin sesini kesip,
sana yazdığım her şeyden
en güzellerini seçtim.
önce onları katledecektim, 
önce en güzeller kül olup düşecekti.
kıyamadığım ne varsa 
hepsini topladım,
tek tek kıydım her birine.
bir elin yaptığını diğerine kırdırdığımda
artık bir farkım kalmamıştı
dünyanın kötülerinden.
tükendiğimde, ciğerlerimi dolduran ilk nefes
yanık yanık özgürlük kokuyordu.

sen daima olacaktın belki 
ama sana verebileceğim hiçbir şey kalmamıştı.
yazarın yazmayı unuttuğu bir hikayeydik artık
ve böylesi daha iyiydi.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

deliliğe övgü

mayısınyirmisi2015

bize delalet ediyordu her şey.
tüm olmuşlar ve olacaklar için
minnacık odalara ayrılmış
tek sahne var.
bugün seven, yarın sevmeyecek
sonra çıldırmışçasına sevip nefret edecek tüm çocuklar
yağmur gibi yağıyor dünden bugüne, bugünden yarına.
düşün bak, insan fırtınası,
savrulmaların en doyumsuzu
aldığımız her nefesle besleniyor.
en büyük korkuları
güneşi tek lokmada mideye indirecek
bir dev olanlar
sonsuz boşluğa dair gizemleri dinlerken,
yana yakıla bir yaratan arıyorlar
bu boşluğu atfedecek.

oysa yıldızlar birbiriyle rekabet etmezdi.
hatta öylesine açıktı ki araları,
birbirinin çocuklarına dahi dokunmazlardı.
yakınları, çok uzaktı bize.
sadece birkaç milyon yaşlanmıştık
ve çoktan yorgunduk.
neden yaptığımızı bilmediğimiz şeylerdi
bizi en çok hırpalayanlar.

şimdi, var olmanın hayalet renkleri içinde
gök kubbenin uçsuz bucaksızlığına anlam katacak
insancıl tanrılar hayal ederken rüyalarımızda;
üstün özelliklerini
kendimizden, en iyilerimizden bahsederek açıklıyor,
sinsice kendimize tapıyoruz.
çünkü her şeyin tek delili
bizden önce gelenlerin rüyaları,
görebildiklerimiz, belki duyabildiklerimiz.
kimi büyük yok oluşun karanlığı,
kimi büyük kurtuluşun zenginliği.

geride bıraktığın izler
yaşıyorsa bile içimizde,
bir araya geldiğimizde
ortaya çıkan paçavrayla gurur duymaktansa,
ıslak topraktan fışkıran bir çınar olabilmenin hayaliyle
geçireceğim sonsuz sayılı günümü.

dalgaların zamanın sonuna kadar
kıyıları döveceği gibi
bir kalp daima paralayacak kendini.
ışık, soğuk yolculuğunu aşıp
varacak yine
ve seninle parıldayacak
tüm var olanlar.

tüm rüyalarım sana delalet ediyor.