17 Mart 2016 Perşembe

uzaklarda yaşam

martınonyedincigünü2016

uzaklara gelene kadarmış uzakların büyüsü.
uzaklara ne götürdüğünle alakalıymış
orada ne bulacağın.
evinde ağır ağır katları çıkan asansörler
uzaklarda da ağır ağır yol alıyormuş.
uzaklara duyduğun özlem,
uzaklarda da uzaklara oluyormuş.

anlattıkların ya da anlatabileceklerin
sen değişmedikçe aynı kalacakmış.
nereye gidersen git,
her daim senin olan tek memleket
içine sığındığın
modeli eskimiş, tekleyip duran bedeninmiş.

bir adım ötendeki mutluluk
nereye gidersen git,
bir adım ötende kalacakmış meğer.
değiştiğini düşündüğün her şey
ne kadar uzağa gitsen de
sadece yer değiştiriyormuş.

beraber düşüyoruz nereye gidersek gidelim.
uzaklarda da içimiz içimizi yiyor.
bileklerimize bağlanmış zincirler,
ruhumuza işlemiş adaletsizlik,
anlamını unuttuğumuz barış,
nereye gidersen, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş
omzunda, yük gibi duruyormuş meğer.

bu kendimden uzağa nasıl giderim?
kurallarımı dinlemeyen kendimi
hangi hurdalığa bırakıp kaçabilirim ki?

hiç bilmiyorum.

10 Şubat 2016 Çarşamba

herhangi birinin hikayesi

şubatındokuzu2016

ellerim açık, göğe selam duruyorum.
ayaklarım çıplak, yere selam duruyorum.
içimden geçenler çarpıyor oraya buraya
izler bırakıyor,
bu yüzden hareket etmiyorum.
ben yıkımım, sadece durduğum yeri yıkıyorum.

sevdiğim yeşil ve maviyi anıyorum gözlerim kapalı.
içimde hala senin tüm renkler,
bense az sonra solup gidecek bir gelincik
zamanımı dolduruyorum.
bitmek bilmez zamanlardır bekliyorum
soruları, cevaplarını.
usulca sokuluyoruz birbirimize tüm çiçekler
yüzlerimize çarpan rüzgara muhalefet.

ne zamandır buradayım,
kimin nesiyim bilmeksizin koşuyordum bir vakit.
ilk çemberi tamamladığımda fark ettim
ardımda bıraktığım yıkımı.
tökezledim önce,
kendimi gömmeye kalktım da
reddetti toprak nefsimi.
o vakit dikilmeye başladım kimseye sormadan,
kendi başıma.

önce arkadaşlarım düşmeye başladı, tutamadım;
nereye gittiklerini soramadan uğurladım onları.
düştükleri yere saplanmaya başladı ayaklarım.
sonra ellerim, kollarım kalakaldı öylece,
hareket edemez oldum.
göğsüme yerleşenleri hissedince ayıldım;
ben, dik durmaktan yorgun düşmüş meşe,
oldum olası yerimde duruyorum,
görmüyorum, lakin hissediyorum, soğuğunu
etrafımda dönen yıkımın.

oysa içimde, her şey hala mavi ve yeşil,
bense kırmızı bir gelincik,
geçmişimi yaşadım, geleceğim belirsiz
boynumu sonsuza dek bükmeyi bekliyorum.

24 Ocak 2016 Pazar

uykusu

ocakınyirmiüçüncügünü2016

sana açtım gözlerimi.
sana baktığım gibi kendimi gördüm,
ete, kemiğe yansımıştım
da hatırlamıyordum sen olduğumu,
söylemiyordun da zaten açık açık
ama en derin uykularımda fısıldıyordun kulağıma:
'biriz, beni utandırma'.

ve yürüdüğüm her an biraz daha utanışını izledim
bir ömür, biraz tatlı, biraz tatsız
bir gölgenin gölgesinde geçti.
değişti değişecek derken
olduğu gibi tükendi.
sen kimdin, ben kimdim asla tam bilemeden
kendime sarıldım, seni koklayarak uyudum.