martınikisi2014
kendinden aradığı bir parça bulduğunda,
kusursuz, eksiksiz gözükür
evrenin tüm parçaları
ve onu tamamlamak için yaratıldığına inanır insan.
çünkü her şeyin ortasında
öyle ya da böyle bir sen varsın.
ve bazen bu parça
içinde kalan son iyiliğin yansımasıdır,
giderek küçülmüştür o zamanla,
attığın adımlar eşeler dört bir yanını
küçülürken güzel şeyler
yerini doyumsuzluk alır,
para, şehvet, zaman.
oysa derinlerde bir yerde,
insan, yalnızlığı için yaratılmadığını bilir
ve amansızca kaçar bundan;
yüzleri eskitir, kendini eskitir,
eskiyen şeyler arasında kaybolmaya başlar.
kendini kaybedersin ki
devam edebilesin
hoşuna gitmeyen şeylere katlanmaya.
mesela, kim dünyayı değiştirmek için geldiğini bilerek
geçirir ki çocukluğunu?
her çocuk dünyasının sürekli değişimine hapsolmamış mıdır
değiştiği yönden rahatsız olana kadar
ya da geriye dönüp baktığında
geçmişi çok uzak
ve bir sis perdesiyle peçelendiğini anlayana kadar?
elimde değil, o parça göremeyeceğim kadar küçüldü
ve yeniden şekillendiremiyorum,
kömürü elmas yapmak benim işim de değil zaten.
bir sarhoşluk, günübirlik yaşamak,
herkesten uzak, deliliklere maruz kalmadan,
yalınlığı sorgulayarak geçiyor günlerim,
memnun değilim bundan.
sense memleketlerce uzakta,
geriye dönüp baktığımda
en geri dönülmez hatalarımın
bir toplamı, anılarımdan kopuyorsun
kendi hayatının zorluklarına göğüs gererken.
nerdesin, kim o sevdiğin adam, bilmiyorum.
ama sevmenin memleketini sorduğumda
tüm göçmen kuşlar şehrini işaret ediyor.
ben, boğazımdan günah geçmezken sarhoş,
sen, bir cennetin peşinde,
gerçeklerden çok daha güzelsin şimdi.
ve elimde bir kum tanesi,
kendi iyiliğimi kaybetmemeye çalışıyorum.
başka bir hayat gelmiyor aklıma,
yazamıyorum, okuyamıyorum iblisin sözlerini
ama her zamankinden çok endişeyle
yürüyorum, her sabah sokaklarını, tanıştığımız şehrin.
bazen, biraz daha çocuk kalsaydım
seni kaybeder miydim diye düşünüyorum
çünkü bu büyümüş halimin tek yapabildiği
kuramayacağı ev için para biriktirmek galiba
oysa çocukluğumun deliliği affettirebilirdi kendini belki de.
bir duygudan ibaret değil iliklerime işlemiş
bu insanlığın çölü.
çoktan yeşermiş ve zihnimi kaplamış bir his.
bir sarmaşık gibi
dostane bir renge bürümüş kendini,
zehirliyor her gün anılarımı, inancımı.
bir şekilde uzağa yürümek gerek,
belki hiç bilmediğin, daha önce hiç olmadığın bir yere,
korkusuzca.
nasıl olacaksa artık...
kendinden aradığı bir parça bulduğunda,
kusursuz, eksiksiz gözükür
evrenin tüm parçaları
ve onu tamamlamak için yaratıldığına inanır insan.
çünkü her şeyin ortasında
öyle ya da böyle bir sen varsın.
ve bazen bu parça
içinde kalan son iyiliğin yansımasıdır,
giderek küçülmüştür o zamanla,
attığın adımlar eşeler dört bir yanını
küçülürken güzel şeyler
yerini doyumsuzluk alır,
para, şehvet, zaman.
oysa derinlerde bir yerde,
insan, yalnızlığı için yaratılmadığını bilir
ve amansızca kaçar bundan;
yüzleri eskitir, kendini eskitir,
eskiyen şeyler arasında kaybolmaya başlar.
kendini kaybedersin ki
devam edebilesin
hoşuna gitmeyen şeylere katlanmaya.
mesela, kim dünyayı değiştirmek için geldiğini bilerek
geçirir ki çocukluğunu?
her çocuk dünyasının sürekli değişimine hapsolmamış mıdır
değiştiği yönden rahatsız olana kadar
ya da geriye dönüp baktığında
geçmişi çok uzak
ve bir sis perdesiyle peçelendiğini anlayana kadar?
elimde değil, o parça göremeyeceğim kadar küçüldü
ve yeniden şekillendiremiyorum,
kömürü elmas yapmak benim işim de değil zaten.
bir sarhoşluk, günübirlik yaşamak,
herkesten uzak, deliliklere maruz kalmadan,
yalınlığı sorgulayarak geçiyor günlerim,
memnun değilim bundan.
sense memleketlerce uzakta,
geriye dönüp baktığımda
en geri dönülmez hatalarımın
bir toplamı, anılarımdan kopuyorsun
kendi hayatının zorluklarına göğüs gererken.
nerdesin, kim o sevdiğin adam, bilmiyorum.
ama sevmenin memleketini sorduğumda
tüm göçmen kuşlar şehrini işaret ediyor.
ben, boğazımdan günah geçmezken sarhoş,
sen, bir cennetin peşinde,
gerçeklerden çok daha güzelsin şimdi.
ve elimde bir kum tanesi,
kendi iyiliğimi kaybetmemeye çalışıyorum.
başka bir hayat gelmiyor aklıma,
yazamıyorum, okuyamıyorum iblisin sözlerini
ama her zamankinden çok endişeyle
yürüyorum, her sabah sokaklarını, tanıştığımız şehrin.
bazen, biraz daha çocuk kalsaydım
seni kaybeder miydim diye düşünüyorum
çünkü bu büyümüş halimin tek yapabildiği
kuramayacağı ev için para biriktirmek galiba
oysa çocukluğumun deliliği affettirebilirdi kendini belki de.
bir duygudan ibaret değil iliklerime işlemiş
bu insanlığın çölü.
çoktan yeşermiş ve zihnimi kaplamış bir his.
bir sarmaşık gibi
dostane bir renge bürümüş kendini,
zehirliyor her gün anılarımı, inancımı.
bir şekilde uzağa yürümek gerek,
belki hiç bilmediğin, daha önce hiç olmadığın bir yere,
korkusuzca.
nasıl olacaksa artık...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
benim de söyleyeceklerim var!