27 Şubat 2014 Perşembe

vade retro deus

şubatınyirmiyedisi2014

ve bir an için yitirdi olanı,
umursamadı olacakları,
koparken gümüşi ışıktan
bitmek bilmez karanlığa,
biliyordu bundan sonra
göreceği tek aydınlığın
kendi ışığı kadar olacağını.

bir başkaldırı değildi onunki,
ya da çekememezlik;
doygunluk, yetmezlikti.
iyiden daha iyi
ışıktan daha fazla ışık çıkmazdı.

feda etti kendini iyi için,
tüy gibi süzüldü,
bitmek bilmez bir yolun yolcusu.
geceyi tanıtmak için
olanca gücüyle serildi
tüm güneşlerin üstüne.

'elini attığında, önce beni göreceksin,
kalbini boş bıraktığında beni hissedeceksin.
görebildiğinden emin olmak için kör edeceğim seni
ve yıkmayı öğreteceğim sana.
yok olmak için var olacaksın,
yıkmak için kuracaksın imparatorluğunu'

bitmek bilmeyecek bir yola çıkmadan önce,
arkasını son defa döndü,
'en çok sevilen olmanın ne anlamı var
herkes çok sevilirken?' diye sordu
ve ilk kıvılcımı salıverdi
gümüşi adalete,
tüm düşenleri sardı kanatlarına
ve fısıldadı:
'vade retro, deus'.


23 Şubat 2014 Pazar

geçmiş aşık

şubatınyirmiüçü2014

geçmişten bir nefes çektim ciğerlerime,
fotoğraflardan ibaret, belki de hiç yaşanmamış günler için
mumlar yaktım, dizlerimin üstüne çöktüm.
sen, zamanın seni savurduğundan da güzeldin
bense hep biraz fazla yalnız.
bir fırtına değildi gemimizi batıran
yahut bir yangın, bizi birbirimizden ayıklayan.
yalnızca benim günaha dokunan ellerim
bizi boğazlamaya kalkmıştı.

öyle ki, şimdi aynı fırtına
hala ensemde, beni kolluyor,
ayartmanın peşinde gözlerimi yoldan;
sense çoluk çocuğa karışmış
güzel kaderini ekip biçiyorsun.

zamanın bizim için kanıtladığı tek şey,
yalnızlığa ait olanın, 
yalnızlığı her zaman boynunda 
bir idam haladı gibi taşıdığı
ve taşıyacağından ibaret.

bir ömür boyu birikeceğime 
burada biteyim dedikçe
yolsuz bir nehir gibi koşuyorum
denizin kokusuna doğru.
ama vardığım yer benden küçük nehirler,
korkuyorum, ulaşamamaktan.

bu sahipsizlik öyle yabancı ki
hatırladığım sözlerindeki sıcaklığa,
bazen bir ömürdür yandığımın
ama kül olamadığımın ilanı gibiyken,
hayalsizlik gibi her nefes.

uçurtmalar rüzgara tok, kimse uçmak istemiyor artık.
geçmişe ibadet eder gibi, eksik ve yalnız
dünün sırılsıklam aşık çocukları.

16 Şubat 2014 Pazar

ilk an'lar

şubatınonaltısı2014

söyleyeceklerim bitmemişti ama
sesin de telkin etmiyordu
anlatmam için.
şarkı söylemediğin günler
benim için var mıydı bilmiyorum,
ama bir albümün son şarkısı gibi
ansızın kesilmişti sözlerin.

yapacaklarımın önünü kesiyordu yaptıklarım
ve hiç olmamış muamelesi görüyordu sevmelerimiz.
öyle zamanlardan geçiyorduk ki bazen,
kolektif nobranlığın bir parçası olmak istememek
bir cürüm olmuştu.

tam böyle bir zamandı işte seni özlediğim ilk an.

sonra zamana bıraktık kendimizi,
milyarlarca kum tanesi
beraberce savrulduk
bir hazneden diğerine, uyuyabilmek için.
uyandığımızda, kanımız kirlenmiş,
etrafımızdakilere yabancı,
tükenenden habersiz
tüketiyorduk kendimizi.

böyle çok kaybolduğum bir gündü işte
seni yeniden çok özlediğim ilk an.

bardağın boş kısmı önemsizdi,
fakat o dolu kısım
ve içindeki her bir damla,
o var olanı kaybetme korkusu,
bir ömür sürdürdü, kalanı yitirmenin kabusları.

ya sonra ne oldu?
tutabildik mi bizi ya da etrafımızdaki dünyayı?
bomboş değil mi bizim bardaklar
ya da ufacık bir damlayla mı
giderir olduk bu bir ömürlük susuzluğu?

böyle çok korktuğum bir ömrün bir parçasıydı işte
seni yeniden bize karıştıramayacağımı anladığım ilk an.