20 Ağustos 2013 Salı

mahpus

ağustosunyirmisi2013

hiç ölmemekti aradığımız da,
yetmezdi insan ellerimiz, kalplerimiz bize.
bir hayattan diğerine geçecekken birimiz,
okun yaydan koparken çıkardığı uğultu senin,
yayın tok sesli feryadı benimkiydi.
gece hiç bitmesin istemekti sevmek,
uykuların fedasıydı da aynı zamanda;
ama muhakkak yenik düşülürdü her gece,
nefeslerin sesleri birbirine karışırken.
hiç yaşamamaktı aradığım bazen,
bir zamanda kapana kısılmak.
bitmek bilmez ömürler boyu
aklımdan dilime geçerken kaybolan  methiyelerin
çocuksu utangaçlığıyla
bize mahkum olmak.

16 Ağustos 2013 Cuma

bir tür macera

ağustosunonbeşi2013

bakan başka görüyordu da,
kalbimde taşıyacak yük yoktu
kendimden başka.
adanmış bir nezaket,
yarım yamalak bir uyku,
cennetlik bir yanı kalmamıştı dünyanın.
önemli olan bir gece yolcusu olmaktı belki de, 
ışık yokken de yol alabilmek,
gece uykusundan hemen önce 
biraz olsun sıradan bir günün yalnızlığını gidermek 
sevdigin denizlerde, 
asla sahip olamayacağın kalplere 
biraz olsun yakınlaşma hayalleriyle.
o, ardina saklandigi
ince ince elediği ve kurduğu,
artik var oluş sebeplerini bile hatırlamadığı duvarlarıyla, 
bekliyor, benim gibi göçmenlerin akınlarını.
bir bedene bürünecek olaydı konstantinye, böyle olurdu.
olduğu yere kadar götür beni.
kaldığı yerde sök kalbimi,
kurban et, imkansızlığını da
al göğsümden eksik olmanın korkusunu.
bırak bende kalan eksik,
benim olan, onun olsun.

fark etmeyecek nihayetinde.
duvarlar kuranlar ile duvarları aşanlar
hep birbirlerine aşık olurlar.

15 Ağustos 2013 Perşembe

tutunmanın sözleri

ağustosunondördü2013

senin için, sığ sularda zarafet,
derinlerde dalgalarla çarpışmaktan
daha değerliydi.
kalbinde açılmayan kapılar,
açılmayacak yerler vardı;
bazen ne anlatmak istediğimi
dinlemeyen,
durduğum yeri bile görmeyen,
durduğu yeri bile göstermeyen.

ben sana elimde bir şişe
benle geldim,
şeklim şemalim yoktu,
ama özlemiştim seni,
bilmeksizin ardına saklandığın duvarın.

sonra nasıl seveceğim bilmeden
bir rüyaya boyalı
sarıldım sana.
göğsünden aktım aşağı
karman çorman
ve kıskandım, benden gayri
seni görenleri, görmüşleri,
taptığın allahı.

uykularımda karıştın ciğerlerime
ve hayata sarılır gibi sarıldım ellerine;
ufacıktın da sığar mıydım kalbine
bilmeksizin sarıldım,
yeni doğmuşun heyecanıyla
nereye doğduğumu bilmeksizin,
sadece severek;
zarafet bilmeksizin,
had bilmeksizin.


13 Ağustos 2013 Salı

selamül kardeş

ağustosunbeşi2013

ey dost, kardeş, can,
ey yanıbaşında parlayan fener;
ışığın başkalarının yakınında parlayacak diye
bu üzüntüm.
yoksa bilirim ne bitecek aydınlığın
ne mesafeler uzaklaştıracak bizi.
ama uzun mesafeler koşarken,
bazen, hem en önde koşan
hem de onu takip edenler
biraz yalnız kalır.
er ya da geç sona erecek, maraton,
yine kutlayacağız, hep kutlayacağız, birlikte.

şimdi git can,
bırak, yürek ağlasın önce,
sarılsın kalanlar birbirine.
sonra yine beraberiz, hep beraberiz,
ışık hep ışık,
biz hep aynı biz.
özleyerek pişsin bu dostluk.

ey canların babası,
koru yuvadan uçanı.
açık et yolunu,
ayrılsın ama kopmasın evinden
su gibi kıvrılsın yaban ellerde,
memleketler dar gelsin de
kalbinde bir tutam yerimiz
hep baki kalsın.

su gibi git, su gibi gel, su gibi gelelim bir araya.



yeni olmak

ağustosunonüçü2013

dinledim zaman boyu dünyanın müziğini,
ağaçlar eğildi, kuşlar binlerce ses verdi.
ben onlara gülümsedim;
ayaklarım ufak kaldı dünyanın büyüklüğünde,
zamanlar eskittim de göremedim
köşesini bucağını aradığım diyarların;
taklit edemedim seslerini.

bak, sen görmüyorsun belki,
belki duymuyorsun seslerini ama
kafamda, kaderinde gezinen binlerce minik ruh,
seni arıyordu, seni izliyordu.
adın yoktu, cismin yoktu,
öyle kocaman gözlerin hiç yoktu
ama sen vardın,
bir parça hayal,
iki parça can.

şimdi kulaklarımda tek ses olmuş kelimeler,
kök salıyor betonarme bir dünyanın zeminine;
böyle güzel her şey,
buradan doğacak hayat yeniden,
seninle, sende.

bir hayal kur benimle,
bir tutam sen gel, bir tutam ben geleyim
ve dönsün dünya,
etrafımızda.
çok aramadan, çok olmuyor,
çok olmayacaksak, hiç olmayalım.

1 Ağustos 2013 Perşembe

dünyalı sorunsal

temmuzunotuzbiri2013

dünya, onu bildiğim,
çıplak ayakla yürürken tanıdığım yer değil artık.
onu güzel yapan insanlar ölürken,
çirkinleştirenlerin yüzleri
her zamankinden daha ortada,
daha fazla gözlerimin içine bakıyor.
ve bu hakaretin ortasında
bir sahranın hayalini, hayaletini
ayakta tutmaya çalışıyor
bir avuç insan.
bir çığlık atıyor, bir hayatı alıyor insan
umursamaksızın.
oysa öyle bir gelecekti ki güneş,
her gün yeniden aşık olacaktık yaşamaya
ona baktıkça.
öyle bir gülümseyecekti ki sevgili,
yüzüne çarpan rüzgar,
ayaklarını kesen çakıl taşları
masalın en güzel kısmında
kaybolup gidecekti.

şimdi herkesin ayakkabı var,
herkesin çatısı koruyor onları rüzgardan;
acı çekerken bile aşık olmak
uzak bir hayal,
çünkü çıkarlar, çıkarlara aşığız biz,
düşmeyenlerle yaşıyoruz aşklarımızı.

kim değer artık, düşerken düşmeye,
düşecekken kendini altına sermeye?

barış, gel, bakma uzaktan,
dünya inandığın kadar senin.
ikimiz sığabiliriz bu hikayeye.