28 Şubat 2013 Perşembe

bizim güzel çocuğa

şubatınyirmisekizi2013

anlayabileceğin bir dilde söylemek isterdim
seni ne kadar çok sevdiğimi.
hayatın dikenlerinin ellerine batmadığını,
sonsuz bir sıcağa yerleştiğini göğsünün
bir tek ölümden korktuğunu, sevginin.

ama ne görüyor, bilmiyorum gözlerin.
nereye tutunuyor ruhun,
terk edip gidecekken annenin kollarını
ve neden bir ev bu kadar senin.

sen gelme bana, ben serilirim karşına,
oynarız iki çocuk, bize özgü oyunları.

kim bilir nasıl düşmüştün tellerin ardına,
nasıl hissetmiştin sıcağını dört çocuğun da
kıvrılmıştın kalplerine küçük bir bebekken.

meğer önce sen yaşlanacakmışsın,
meğer ilk sen korkutacakmışsın ölümle.

21 Şubat 2013 Perşembe

bir problemim var (kendisi bir nesir)

şubatınyirmibiri2013

çok yalnızım edebiyatı değil de, can sıkıcı bir gerçek var iş hayatına ilişkin. insan çalışmaya başladıktan sonra fark ediyor ki, o zamana kadar ne kadar arkadaşı-yakını varsa, çalışmaya başladıktan sonra orada kalıyor, onlarla kalıyor. yeni insanlarla tanışmaktan keyif alanlar için bu bildiğin bir cehennem. yedi küsür milyar insanız, ben niye buraya sıkıştım diye soruyorsun kendine, ama aslında cevabı da açık. 8.30 - ... şeklinde çalışıyorsan aksi mümkün olmuyor. üşeniyorsun yeni bir şey yapmaya ve seni çekiştirecek biri yok değişik şeylere. sonra bir bakıyorsun ki, yorgunum - bayığım falan derken koca bir sene geçmiş; sen aynı yerdesin.

önümüzdeki 20 senenin böyle geçebileceği ihtimali de biraz korkutucu açıkçası.

ya da benim artık yeni bir şeyler yapmam gerekiyor da olabilir; zira baymaktan da bayılabiliyor.

13 Şubat 2013 Çarşamba

hikayeden olanlar

şubatınonüçü2013

ne yaptığını bilmez, geziyoruz zamanda.
dokunduğumuz her şey rengimizi alıyor,
kararıyor yeşil, açılıyor mavinin tonları.
can alıyoruz, can sıkıntılarımızdan kurtulmaya duacı,
doymuyoruz, doyamıyoruz
esaretimize verdiğimiz değerde
yitip gidiyoruz
gergin yaylılar
ve ağlak bir koronun
ağıtları arasında.

bir kapı açılıyor, donuk gözlü gardiyanlar
izliyor her yanda izleyiciler, ebediyen;
eksiliyoruz, fazla geliyoruz kabımıza
hep sonu beklerken, hikayeden oluyoruz.

11 Şubat 2013 Pazartesi

yolculuk

şubatınonbiri2013

sırtına yüklenmiş zamanı
ben gideceğim buralardan diyor.
kavga ederken tüm dünyayla
bir denizcinin rahatlığıyla
karar veriyor gibi konuşuyor.

gizli evinde büyütüyor
bir alevi, göğsünde.
nereye çıkacak yolu bilmeksizin
kat kat sesin arasından
mırıldanıyor, 'mutsuzum' diye.

elini tutup, hepimiz mutusuzuz
diyesim geliyor;
ama o çalışkan bir karınca
ve dünya bir savaş alanı onun için.
bir çekirgenin uzun kolları
ansızın kaybolan gözleri
içinde barınamayacağı bir dünya
güzel bile olsa
mutlu olacak bile olsa.

ya da çekirge değil aradığı.

zamanı aralayıp
yavaşça yürüyor kaplumbağalar;
'yol,
ancak yavaşça yürüyecek kadar sabırlılar için
bir maceradır;
etrafına bakmadan yürüyenler, koşanlar,
macerayı yolun sonunda sanır da,
ancak yolun kenarında bir çiçek olarak kalırlar'
diyerek.

gözlerinin içinde, sonsuzca yürümek isterdim
sen dururken yerinde, sakince.

özgürlük üzerine

şubatınonbiri2013

bir yılın herhangi ayında
maaşını alacağı günleri bekleyen
özgür kadınlar ve adamlar var.

perdenin arkadasında kurcaladıkları
insan icadı oyuncaklar
ve insan yapması kurallara tabi
kilitli kapıları var.
fakat, özgürler.

tüm yollar ve seçimlerin önü tıkalı,
yaşamaya saat yetişmiyor;
küçücük dünyaların kral ve kraliçeleri,
yansımamda görüyorum sizleri.

ne kadar özgür, o kadar üzgünüz bu dünyada.
ne kadar özgür, bir o kadar da yalnızız.
cebimizde kredi kartları,
satın alamadığımız sevgilerin hayalini kuruyoruz
temmuz'da gideceğimiz ucuz tatiller gibi.

heyhat, özgürlük,
iki ciğer dolusu özgürlük.
kafese tıktığımız aslanlarınki kadar,
ne bir eksik, ne bir fazla
bu konuştuğumuz özgürlük.

ah özgürlük, beni mahrum bıraktın
derinleşen sorgularımdan, güvenmekten, sevmekten;
şimdi tek istediğim,
bir çift söz
ve içine özgürce gömülebileceğim
benden derin bir kuyu.

7 Şubat 2013 Perşembe

toz duman

şubatınyedisi2013

uykusunda düşerdi yere,
serilirdi toz dumanın arasına.
belki orada rahattı anıları
ve mutluydu gizlenmekten sıkılan perileri.
çünkü tozun içinde kimse
gözlerini çok uzun açık tutamazdı.

sarıp sarmaladı
bildği tüm güzel şeyleri;
biraz huzurdu aradığı
sevecekleri kollarında.

iki kalbin beraber atışının sesi,
iki kalbin birbirine karışan sesi.
bir efsane değil, olmamalı aslında
sevmek diyordu toz duman arasından.