26 Nisan 2013 Cuma

insana yolculuk

nisanınyirmialtısı2013

bu beden; bu kan, su ve kemik yığını
saklıyor beni içinde,
sonsuzluğu alıyor elimden.
nereye dönsem kendimden bir parça,
biraz yabancı, boynumda hayatın halatı.

zarfı aç, içine ateş koy,
tutkuya sar ki onu, yanmasın kağıt.
gidecek, üstünde baş parmağının izi,
pul niyetine
insanlığın başlangıcına doğru.

yansıyor insanın saati,
gökte yürüyen devler,
bulutları çekiştiriyor
mevsimler yavaşlayıp dururken,
yaşlandığı yerde bitmiyor, bitmiyor rüyalar.

insanlığın midesinde bir barış olmayacak,
herhangi barış, iki lokma arası bir nefes.

bir tünel gördüm, yırtarken zerafetini perdelerinin,
ışık, insanın bedeninde gizli,
yavaş yavaş dolduruyor eti kemiği,
bana dair tek sonsuzluk ışığın merakı.
harem, boynumu sıkan bir halat olana kadar varım.

24 Nisan 2013 Çarşamba

çemberi tamamlamak

nisanınyirmidördü2013

güzel şeytanlarım, özgür bırakın beni,
aynalardan seken çirkinlik sizin olsun,
yürümek istemiyorum bu yolu artık.
yarım bir çemberde, daralıyor dünya,
mucizeleriniz avucumda çizgiler halinde
yorgunluk olarak düşüyor bileklerime doğru.
güzel şeytanlarım, artık güzel bile değilsiniz.
serbest bırakın beni bu esaretten,
ıssız bir yerde, belki bir adada,
güneş gözden kaybolurken erisin mumlar,
kısalayım onlarla, izim kalmasın,
çarpayım bir prizmaya, ya da sadece suya;
parçalarıma ayrılarak
geçeyim dünyanın merkezinden.
benden geriye ne kalırsa artık o olayım,
birden çok, tekten fazla.
yeter ki sussun insanlar, kesilsin sözler,
ağaçların uğultusu, çiçeklerin şarkıları
ve cırcır böceğinin çığlıkları kalsın geriye;
tam bir çember, tam bir çember, tek isteğim.



kaleidoskopik dünya

nisanınyirmidördü2013

uzun uzun çaldı şarkılar
ve dokunmayı sevmeye bağlayan geçişlerde,
çocuklara ikisinin aynı şey olmadığını anlattılar.
uzak istikametlerin yankıları
yerleşti kulaklarına, kuşların
ve diğer hayvanların.
yüklerini alıp gitmiş, göçmenler
bir kaleidoskopun parçasıydı,
uzaktan güzel ve tamlardı;
kimse onları tanıdığını, onlara dokunabildiğini
iddia edemezdi, sadece izlerleyebilirlerdi.

tüm canlılar, sarsıldıklarında
bambaşka şekiller alırlardı.
hepsi birlikte tek resim olur,
sonra yıkılır
ve yeniden, başka bir resim olurlardı.
daha güzel, ya da değil,
dünya dediğin, ressam olabilmekti,
resmin bir kenarında, renk olabilmekti.

uzun uzun anlattılar sağırlığı,
ama susmadı sesler.
herkes avazı çıktığı kadar bağırıyordu
kökler sessizce toprakla aşk yaşarken;
sevmeden dokunmayı, insan toprağa;
dokunmadan sevmeyi, toprak öğretemedi insana.

ömürler geçti, sevmeden çoğaldık sadece;
donuk renklerimizi taşıdık durduk.
dokunmanın sığlaştığı yerlerde
gelmedi sevgi, gelmez oldu yalnız dünyamıza,
kaleidoskobun ruhuna siyah bir perde çektik.

umarım mutluyuzdur tek renk kızgınlıklarımızla.

18 Nisan 2013 Perşembe

yeni insan vahşeti

nisanınonsekizi2013

paçalarımdan yakalandım bir dünyaya,
saplandım, işkencelerden birine.
etrafıma baktım, nasıl çıkarım buradan diye;
ama kaçış yok, kaçış yok insan soğukluğundan,
insan merhametsizliğinin vücut bulduğu
bu yüksek ve soğuk binalardan.

var olmak, savaş sebebi,
nefes almak, savaş.

her şey savaş, herkes asker
ihanetin karanlık çağında
ekranların karşısında
birbirinin sırtında bıçaklarla yürüyor insanlar.

nasıl alışır insan,
nasıl alışır bu vahşete? 

16 Nisan 2013 Salı

1 oda 1 salon yeni dünya

nisanınonaltısı2013

her şey, tüm gördüklerin,
tek ve hür olmayı öğretmek için sana.
oysa sen, kalbini bölüp,
bir tarafını siyaha, 
diğerini kırmızıya buluyorsun inatla.

yere düşer düşmez,
ağrı içinde, 'nerede ağlar - 
hani bir yaprak gibi,
yumuşacık inecektik yere?'
diye soruyorsun.

bir bilmecenin parçası gördüklerin.
tüm bu gördüklerin, sana 
kırmızıyı siyahın içine yedirmen için.
tek ve hür olmayı öğrenmek,
hayatta kalmanın en yeni yolu.

ya bunu öğrenirsin
ya da kısa bir şaka olarak kalır,
kişisel auto-da-fé'nde,
hayatın engizisyonu eliyle yanarsın
çocukların gözü önünde.

sen kabul etsen de, etmesen de,
dünya, eskisinden daha çok, daha fazla tek kişilik artık.

13 Nisan 2013 Cumartesi

odise

nisanınonüçü2013

taşıyorum kalbini, gittiğim her yerde,
yaptığım her işte, taşıdığım her taşta.
benimle geliyorsun cehennemlere.
küçülüyor gezdiğimiz dünyalar beraberken;
her yer daralıyor, az geliyor boşluklar.
senle dolduruyorum evreni,
güneş bile sessiz, izliyor seni, mütevazi.

sonra kalbini getiriyorum sana, geceleri;
bir mabet gibi, yavaşça yerleştiriyorum yerine,
soğuk, sıcak oluyor; kış, yaz,
büyüyoruz beraber, büyüleniyoruz.

sen ne yapıyorsun kalbimle tüm gün, bilmiyorum,
ama gelmiyor dönesi geceleri bana,
ondan, bu deli gibi çarpışı, çırpınması;
yeniden senin olmaya özlemi.
ondan, bu ellerin yerinde duramaması;
yeniden dokunabilmek için kalbine.

bir an, uykuya düşüyorum,
özlüyorum, bambaşka dünyalarda kalbini.
sonra yine benim kalbin,
sonra yine senin kalbim.

11 Nisan 2013 Perşembe

değişmez

nisanınonbiri2013

bir aşık bekliyor duvarın önünde
ölüm mangası silahlarını kuşanırken.
korkmuyor, başında günahların haresi,
geleceği görmektense
geçmişe gömülmeye hazır.

sırtı yaslanmış duvara,
son bir dua niyetine
sigarası bitene kadar
düşünüyor, yarım yamalak yaşadığı her şeyi
tek tek, en ince ayrıntısıyla.
annesi, kardeşi ve bir zamanlar sevdiği kadınlar
bir gemi güvertesinde terk ederken dünyasını
bekliyor valkürlerin gelmesini.

dünyaları yaran bir gürültü ile
dumanlar yükseldiğinde silahlardan;

büyük bir ürperti yayılıyor
dünyanın yüzünde,
yükseliyor göğe doğru siyah kuşlar.
kanatları güneşi kaparken
ne valkürler geliyor onu almaya
ne kudüs baştan kuruluyor;
aşık düşüyor,
binlerce benzer hikayenin dipsiz kuyusuna.

bir an için dahi özel sanmak.
bir an için değişmez olmak, imkansız.