13 Aralık 2015 Pazar

geçerken uğramak

aralıkınonüçüncügünü2015

geçiciyiz be bir tanem,
öyle geçiciyiz ki
geldiğimiz yeri hatırlayan da,
olduğumuz yeri hatırlayacak da yok. 
öyle ya, bir altın değiliz
dünyaya kazık çakalım zaten,
bir dil bile değiliz ki
sonsuz hissedelim kendimizi bir anlığına.
hem o kadar geç kalmışız ki
güzellerin hepsi terk etmiş 
bugün yürüdüğümüz yolları;
bir yandan da o kadar erken gelmişiz ki,
hala bekliyoruz kainatın mahşerini.
işte öyle bir ortada kalma hali bizimki.

o vakit, bu böbürlenmeyi
bir an önce geçip gitmek,
her şeye sahip olup
adını zenginliğine sarmak için çırpınanların
yolundan çekilmek gerek.
onların kazanacakları var, 
benim yok.
onların bıracakları adları var, 
benim sana bırakacağım, 
anamın bana mirası
canımdan başka bir şey yok.

acelem de yok inan,
geçiyorum acelesi olanların yanından bir yaz rüzgarı gibi aheste aheste;
bir tek önlerinden çekilirken acele ediyorum.

adı en güzeller, bir gülüşü için can verilecekler bile  
biraz sabredebilmişler bu evin sahiplerine.
önce buraya sarılmışlar, 
sonra bir parça beze,
sessiz sedasız, göçüp gitmişler.

bak, oysa, altın yerli yerinde,
kalıcılığının kıymeti kulaklarımda çınlayan küfür,
hep en çok isteyenin elinde, sonsuz.
bırak, biz geçerken uğramış gibi yapalım bu eve,
nihayetinde buluşacağız tüm sevdiklerimizle.

2 Kasım 2015 Pazartesi

vehim

kasımınbirincigünü2015

bir yerlerde ağlıyorsun belki,
başka bir yerlerde seviniyorsun.
mirasına aşık olduğun canlara yanıyorsun
mezarlarını kirleten adamları izledikçe.
bir ürperti dökülüyor boynundan aşağı,
soğuk terler, öfke hükmünü salıyor;
kötülüyorsun kendini.
işte o zamanlarda sığındığın yerler sensin,
sığındığın yer senden uzaktayken bile.

öte yandan düşünüyorsun,
sevinen ben, nereye kaçtı,
kim kaçırdı beni?
uzaklarda değil cevap,
baktığın gözler onu ilk gören,
hırsız ellerin, seni çekip götüren.

neticede, tesbih de sensin, çeken el de.
ne ilk, ne son kendi çağrısına kulak asmayan,
herkesin bildiği, korkmadan yaptığısın,
herkesin sevdiği ama korktuğusun;
dağların sarıldığı toprak, toprağın örttüğü dağsın
ve sen ne kadar korksan da
seni yıkabilecek de, ancak sensin.

şimdi başka bir yerlerde, gülümsüyorsun da;
güneş pırıl pırıl etmiş dünyanı
bir kış daha geçmiş ömründen, uyanıyorsun.
yıkık dökük her şeyin içinden geçip
kendine bir yol bulmaya çalışıyorsun.
merak etme, sabret;
daha yolunu bulamamış bir yolcu yok.
yüzyılların yaşanmışlığının mirası,
sevdiğin canların yanına, sana çıkartacak yolunu
er ya da geç.

31 Ekim 2015 Cumartesi

miras

ekiminotuzuncugünü2015

bekleme kalbinin sana bağırmasını,
çığlıklarla anlatmasını;
tarihin seni yazıyor zaten,
sensiz bir cümle yok işte.
yap yapacağını.
doğruysa da yap, yanlışsa da.
tam da olacak olsa, eksik de,
sen olsun yaptığın.
hatalarından başka mirasın yok.

25 Ekim 2015 Pazar

kötülüğe giriş

ekiminyirmidördüncügünü2015

içeri girdim, kapımı kitledim.
kimse duymasın diye her şeyin sesini kesip,
sana yazdığım her şeyden
en güzellerini seçtim.
önce onları katledecektim, 
önce en güzeller kül olup düşecekti.
kıyamadığım ne varsa 
hepsini topladım,
tek tek kıydım her birine.
bir elin yaptığını diğerine kırdırdığımda
artık bir farkım kalmamıştı
dünyanın kötülerinden.
tükendiğimde, ciğerlerimi dolduran ilk nefes
yanık yanık özgürlük kokuyordu.

sen daima olacaktın belki 
ama sana verebileceğim hiçbir şey kalmamıştı.
yazarın yazmayı unuttuğu bir hikayeydik artık
ve böylesi daha iyiydi.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

deliliğe övgü

mayısınyirmisi2015

bize delalet ediyordu her şey.
tüm olmuşlar ve olacaklar için
minnacık odalara ayrılmış
tek sahne var.
bugün seven, yarın sevmeyecek
sonra çıldırmışçasına sevip nefret edecek tüm çocuklar
yağmur gibi yağıyor dünden bugüne, bugünden yarına.
düşün bak, insan fırtınası,
savrulmaların en doyumsuzu
aldığımız her nefesle besleniyor.
en büyük korkuları
güneşi tek lokmada mideye indirecek
bir dev olanlar
sonsuz boşluğa dair gizemleri dinlerken,
yana yakıla bir yaratan arıyorlar
bu boşluğu atfedecek.

oysa yıldızlar birbiriyle rekabet etmezdi.
hatta öylesine açıktı ki araları,
birbirinin çocuklarına dahi dokunmazlardı.
yakınları, çok uzaktı bize.
sadece birkaç milyon yaşlanmıştık
ve çoktan yorgunduk.
neden yaptığımızı bilmediğimiz şeylerdi
bizi en çok hırpalayanlar.

şimdi, var olmanın hayalet renkleri içinde
gök kubbenin uçsuz bucaksızlığına anlam katacak
insancıl tanrılar hayal ederken rüyalarımızda;
üstün özelliklerini
kendimizden, en iyilerimizden bahsederek açıklıyor,
sinsice kendimize tapıyoruz.
çünkü her şeyin tek delili
bizden önce gelenlerin rüyaları,
görebildiklerimiz, belki duyabildiklerimiz.
kimi büyük yok oluşun karanlığı,
kimi büyük kurtuluşun zenginliği.

geride bıraktığın izler
yaşıyorsa bile içimizde,
bir araya geldiğimizde
ortaya çıkan paçavrayla gurur duymaktansa,
ıslak topraktan fışkıran bir çınar olabilmenin hayaliyle
geçireceğim sonsuz sayılı günümü.

dalgaların zamanın sonuna kadar
kıyıları döveceği gibi
bir kalp daima paralayacak kendini.
ışık, soğuk yolculuğunu aşıp
varacak yine
ve seninle parıldayacak
tüm var olanlar.

tüm rüyalarım sana delalet ediyor.

29 Nisan 2015 Çarşamba

bir dosta methiye

nisanınyirmidokuzu2015

arkanda bıraktığın mezar
evindi oysa ki.
hiçbir zaman bıkmayacağını söylediğin,
her zaman seveceğini bildiğin o tek yer.
ve aslında hala aynı, olduğu gibi duruyor
her yeri dolduran toprak kokusu
neredeyse seni boğacak olan o nehir.
bir sen yoksun.

ne aradığını bilmezce arıyordun
seni kendi haline bıraktığımda.
sonunu bulacağın bu hayatın
resimlerini yapıyordun;
nehirlerin gözyaşı,
seni saran hava
ölümlülerin dünyaya fazla gelen ruhlarıydı.

korktuğumdan değil de,
bilmek istemiyorum ne olduğunu
öldükten sonra diyordun
ve hiçbir tanrının sözü,
hiçbir dua dindirmiyordu
faniliğinden yaşadığın kaçma arzusunu.

bir zaman gelmişti,
dostlarının bir bir yanından ayrıldığı;
henüz gençtik ve inanamıyordun
ölürcesine gidişlerine.
arayıp sormazdın kimseyi,
belki beklemezdin de kimsenin
sana ulaşmasını
ama beklerdin,
onlar kendi topraklarına kavuşmuşlar çoktan,
bense hala savrulmak istiyorum diyordun.

gelmez faniliğim geri,
gelmez bu dünyanın güzel günleri,
yas tuttuğum her gün
bir önceki yasa methiyeden ibaret
derdin yüzün düştüğünde.

bir alıntıda yaşadığını söyledin gitmeden hemen önce
bütün kitabın en önemsiz alıntısını
yaşıyorum kendimi bildim bileli dedin.
oysa ki şans eseri bir araya kelimeler
eşsiz bir cümle kurmuştu seninle.
bu yüzden, tüm sesler sustuğunda
önce seni hatırlar, yad ederim.
hiç bıkmayacağın o yeri hatırlar,
hayallerimde, artık hatırlamadığım sesini duyarım.

18 Şubat 2015 Çarşamba

borç harç

şubatınonsekizi2015

şu üzerimize bıraktığın kar,
bizi gömse olduğumuz yere de,
uzun zamanlar sonraki çocuklar için
ilgi çekici bir şey bırakabilsek bari.
olduğumuz, olmaya çalıştığımız şeyler,
kapladığımız yerden biraz büyük
sadece biraz büyük olaydı da,
bari şu uğruna borçlandığımız nefesler
bir dirhem daha kıymet edeydi.

oysa nereye baksam,
elleri göğe çevrilmiş insanlar
en az kendileri kadar güzellik istiyor.
bu yakarış, yabani.
bana, ben de yeterim,
bana, benden azı da yeter,
bana, yokluk da yeter.
yeter ki düşüncelerimden eksilme.

terk ettiğinden beri bizi birbirimize,
sana duyduğumuz açlıkla
kemiriyoruz
seni yerleştirdiğimiz tahtı.
adını bilmeden, suretini görmeden
uydurduğumuz isimlerinle
kelleler alıp kurbanlar veriyoruz.

bana bir tek senin azın yetmiyor.
oysa öyle azsın ki,
senden geldiğine inandığım kelimeler dışında
neredesin, iyi misin, bir derdin var mı bilmem.
halbuki şu dimdik duran bedenler,
uğruna cani olmuş korkuluklar,
sureti hayriyelerin,
öyle hakim ki sözlerine,
yabaniyim onların dillerinde.

üzerimize bıraktığın kar
akıp denize kavuşurken
ben de sana kavuşsam
ve alacak ya da borç kalmasa aramızda artık?